Sosyalist Dergi: 29 |  ÜRÜN |
CHP Kongresi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 18 Aralık 2010 Cumartesi günü yapılan Olağanüstü Kongre’den açık zaferle çıktı. Hazırladığı Parti Meclisi listesini genel kurula firesiz olarak kabul ettirdi. Daha önce, 3 Kasım’da Genel Sekreter Önder Sav ve ekibiyle yollarını ayırıp yeni tüzüğe göre 13 genel başkan yardımcısını ve genel sekreteri tek başına belirledikten sonra, Parti Meclisi’ni de hem eski Genel Başkan Deniz Baykal çevresinden, hem eski Genel Sekreter Önder Sav çevresinden bağımsız olarak gönlüne göre oluşturdu.

Kemal Kılıçdaroğlu Kongre’de yaptığı konuşmada toplumun çeşitli kesimlerine vaatlerini sıraladı. İşçi ve emekçi kitlelerine, kadınlara, gençlere, aydınlara, emeklilere, sola, Kürt ulusal hareketine sözler verdi. Kılıçdaroğlu’nun bir kısmı yuvarlak sözlerden, bir kısmı kesin taahhütlerden oluşan vaatleri şöyle sınıflandırılabilir:

Genel demokratikleşme için

Yeni bir Anayasa yapılacak.

DGM’lerin yerine getirilen özel yetkili mahkemeler kaldırılacak.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılacak.

Faili meçhul cinayetler aydınlatılarak devletin içindeki çeteler ortaya çıkarılacak.

Özel yaşamın gizliliği sağlanacak.

Medya özgür ve bağımsız olacak.

Yüzde 10 seçim barajı kaldırılacak.

Seçim yasaları değiştirilecek, vatandaş kendi milletvekilini seçecek.

Siyasi Partiler Yasası demokratikleştirilecek, lider sultasına son verilecek.

Kadın ve gençlerin siyasette temsili artırılacak.


Eğitim ve kültür hayatının özgürleştirilmesi için

YÖK kaldırılacak.

Üniversiteler bilimsel, yönetsel ve mali özerkliğe kavuşacak.

Üniversite yönetimlerinde gençlere söz hakkı ve karar sürecine katılma hakkı verilecek.

Üniversite öğrencilerinin yurt sorunu en geç iki yıl içinde tümüyle çözülecek.

Üniversite harçları kaldırılacak.

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu özerkleştirilerek eski konumuna getirilecek.


Kapitalizmin işçi ve emekçi kitlelerini yoksullaştırma saldırısına karşı

Kamuda taşeron işçilik kaldırılacak.

Kamuda 4/B ve 4/C uygulamalarına son verilecek.

Aile sigortası getirilecek.

İşsizlik Sigortası Fonu amacına yönelik olarak kullanılacak.

Emeklilere milli gelir artışından pay verilecek.

Eski emeklilerin maaşlarını arttırmak üzere İntibak Yasası çıkarılacak.

Doğu ve Güneydoğu’da işsizlik ve aş sorunu doğrudan yapılacak devlet yatırımları ile çözülecek.


Köylüleri ve çiftçileri desteklemek için

Mazotta ÖTV kaldırılarak mazot fiyatı yarıya indirilecek.

2/B arazilerinin mülkiyet sorunu çözülecek, kullandıkları araziler orman köylüsüne bedelsiz verilecek.

Güneydoğu’daki mayınlı araziler mayınlardan arındırılarak topraksız köylülere verilecek.


Yolsuzluğa karşı mücadele ve şeffaflaşma için

Kamu İhale Yasası AB standartlarında yeniden düzenlenecek.

Çevre talanına dur denilecek.

Rant yasaları değil, kent yasaları çıkarılacak.

Siyasetin finansmanı şeffaf hâle gelecek.

Milletvekili dokunulmazlıkları kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılacak.

Siyasi Ahlak Yasası çıkarılacak.

Milletvekili ve yöneticilerin mal bildirimleri internet ortamında yayınlanacak.

TBMM’de, Kesin Hesap Komisyonu kurulacak.


Ekonomik kalkınma için

Üreticinin baş tacı olduğu ekonomik düzen kurulacak.

Ekonomi sıcak paraya değil, “çalışana, üretene, alın terine” teslim edilecek.

GAP projesi bir an önce tamamlanacak, GAP’a ayrılmış kaynaklar amaçları dışında kullanılmayacak.

Doğu ve Güneydoğu’daki seçilmiş yatırımlara, sıfır faizli ve uzun vadeli kredi verilecek.

Yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilerek, Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke konumundan çıkarılacak.

Bilim ve teknolojiye dayalı, yüksek katma değerli bir ekonomik kalkınma hedeflenecek.


Kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun verdiği bu sözlerin takipçisi olacağız. Söz konusu vaatlerin sosyalizmin şimşeğini çalmak için kullanılmasına müsaade etmeden, sosyalizmin sesinin henüz bize değil, burjuva ana muhalefet partisine kulak veren emekçi çevrelere duyurulması, benimsetilmesi ve hayata geçirilmesi için çalışacağız.

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasında Türkiye’nin 2023 yılında “bölgesinde lider, dünyada oyun kurucu” konuma taşınacağını iddia etti. Demokratik anlayışın en asgari kurallarına göre bile, küçük büyük her ülke arasında ancak eşit ve yatay ilişkiler kurulabileceğini, hiçbir devletin bölgesinde veya dünyada liderlik taslayamayacağını her nedense unutan Kılıçdaroğlu, böylece AKP’nin emperyalizmin güdümünde yayılmacılığı ve hegemonyacılığı öngören yeni Osmanlıcı emellerini paylaştığını ortaya koydu. Yerli banka ve holdinglerin, devletin, çevre ülkelerde etki alanı oluşturma politikasını olumladı.

Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirileceğini belirten Kılıçdaroğlu, gümrük birliğinin yarattığı sorunlara değinme gereği bile duymadı. Yerli sanayinin ve tarımın çökertilmesi ile emperyalist metropollerin dayattığı ve yerli sermaye çevrelerinin benimsediği neoliberal kapitalist saldırı arasındaki kopmaz bağı yok saydı, kapitalist emperyalist dünya sistemine verilen ağır kapitülasyonları gündeme getirmedi.

Kılıçdaroğlu, emperyalizmin artık sadece Avrupa’da değil, bütün dünya çapında ortak saldırı örgütü rolünü üstlenen NATO’ya üyeliğimizi hiç sorun etmedi. İncirlik üssünü, ABD üslerine yerleştirilmiş nükleer füzeleri dert etmedi. AKP’nin daha bir ay önce NATO’nun Lizbon zirvesinde resmen kabul ettiği füze kalkanı projesine değinme gereğini bile duymadı. Türkiye’yi emperyalizmin savaş makinesine organik biçimde bağlayan; Amerikan Avrupa emperyalizminin sıçrama tahtası hâline getiren; ülke, bölge ve dünya halkları için yıkıcı sonuçlar doğurması kaçınılmaz olan militarist sisteme karşı tek bir söz bile söylemedi. İsrail’in işgal ve saldırılarını da mesele etmedi.

Kılıçdaroğlu, Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesine, dilini, kültürünü, kimliğini savunma hakkına hiç değinmedi. Alevilerin zorunlu din dersinin kaldırılması ve cemevlerinin tanınması gibi en acil isteklerini bile dile getirmedi. Diyanet’in ivmesi gittikçe artan biçimde genişlemesi ve güçlenmesine ses çıkarmadı. Aksine, dinsel tarikatlara göz kırparak Mehmet Ağar’ın danışmanı bir tarikatçıyı Parti Meclisi’ne aldı.

CHP küçük ve orta burjuvazi ile emekçi tabakaların üst kesimini, okumuş meslek sahiplerini harmanlayan bir burjuva partisi olduğu için, Kılıçdaroğlu’nun ufkunu kapitalizmle sınırlaması, egemen kapitalizmin yarattığı kimi sonuçlara karşı kısmi reformlar önerirken işbirlikçi düzenin sömürü ve baskıya dayalı temel yapısını ve sistemsel uygulamalarını kabullenmesi “doğal” görünebilir. Yine de, işçi sınıfının ve emekçi halk kitlelerinin desteğini almak, bu kesimlerin oyunu kazanmak isteyen bir partinin, işbirlikçi büyük sermayeye, ABD ve Avrupa emperyalizmine, despotik sisteme karşı bu kadar sessiz ve kişiliksiz bir duruş benimsemesi kabul edilemez. Emperyalizme ve işbirlikçi sermaye çevrelerinin despotik rejimine karşı muhalif bir politika geliştirmeden, burjuva anlamda bile, ne demokrasi, ne bağımsızlık, ne de laiklik olur.

Kılıçdaroğlu, kendi çalışma kadrosunu oluştururken önemli tercihler yaptı. Örneğin ABD’nin Irak işgaline Türkiye’nin boylu boyunca katılmasını ve Türkiye’nin de fiilen ABD ordusunun işgali altına girmesini öngören 1 Mart 2003 tezkeresine karşı çıkan Onur Öymen ve Şükrü Elekdağ yerine, 1 Mart tezkeresini hararetle savunmuş (dönemin Dışişleri müsteşarı) Uğur Ziyal ve (dönemin Washington büyükelçisi) Faruk Loğoğlu’na Parti Meclisi’ne girme teklifinde bulundu. Uğur Ziyal teklifi kabul etmediği için CHP’ye girmedi ama Faruk Loğoğlu teklifi kabul etti ve Parti Meclisi’ne seçildi.

Faruk Loğoğlu’nun kayıtsız şartsız ABD, AB, İsrail ve NATO yandaşlığını görmek için daha geçen ay içinde füze kalkanı projesine Türkiye’nin katılmasını nasıl savunduğunu hatırlayalım: “Türkiye’nin ‘evet’ demesini gerektiren bir önemli neden daha bulunmaktadır. Ülkemizin Batı ve Avrupa Atlantik camiasıyla bağlarının durumunu gösteren dört temel ölçü vardır: AB, ABD, İsrail ve NATO. İlişkilerimiz AB’yle belirsiz, ABD’yle rahatsız, İsrail’le ise bozuktur. Türkiye’nin içiyle, dışıyla ekseninin tartışıldığı bir ortamda, NATO’ya ilişkin tutum ve politikamız ayrı bir önem ve anlam kazanmaktadır. Eğer Türkiye, füze savunma girişimine ciddi ve inandırıcı bir gerekçesi olmadığı hâlde ‘evet’ diyemezse, bu önce NATO içinde bizi yalnızlığa itecek, sonra ABD ve Avrupa’yla aramızdaki mesafeyi daha da büyütecektir. Bu gidişle Türkiye’nin artık Avrupa Atlantik ailesi içinde yer aldığı iddiası inandırıcılığını yitirecektir.” (Faruk Loğoğlu, “Türkiye için İyi mi, Kötü mü?”, Hakimiyet i Milliye , 13 Kasım 2010).

Kılıçdaroğlu, bugün (25 Aralık) yapılan Parti Meclisi toplantısında genel başkan yardımcılarının sayısını 16’ya çıkarttı ve despotik tüzüğün kendisine verdiği “tek adam” yetkisine dayanarak 16 genel başkan yardımcısını ve parti genel sekreterini atadı. Büyük sermayeyle içli dışlı Umut Oran’ı; DSP MHP ANAP koalisyon hükümeti döneminde Türkiye emekçilerine ekonomik soykırım uygulayan İMF’ci ekipte Kemal Derviş’in yardımcılığını yapan Faik Öztrak’ı; aynı hükümette bakanlık yapan Erdoğan Toprak’ı, Kemal Derviş’in ekonomik soykırım politikalarını destekleyen televoleci neoliberal ekonomist Hurşit Güneş’i; uzun süre adı Demokrat Parti genel başkanlığı için geçen sağcı Süheyl Batum’u; Avrupacı Amerikancı Gülsün Bilgehan’ı genel başkan yardımcısı yaparak Merkez Yönetim Kurulu’na aldı.

Eski Harb İş sendikası başkanı İzzet Çetin’in genel başkan yardımcılığı işçi ve emekçilere, eski Diyarbakır Barosu başkanı Sezgin Tanrıkulu’nun genel başkan yardımcılığı Kürt halkına göz kırpma anlamına geliyor.

Kılıçdaroğlu CHP’si görüldüğü gibi, bir yandan, yerli ve yabancı sermaye çevrelerine, ABD ve Avrupa emperyalizmine güven verecek isimleri kilit mevkilere yerleştiriyor; bir yandan da, toplumsal muhalefetin başlangıçta değindiğimiz bir kısım talepleri konusunda söz verip bu kesimlere el uzattığı izlenimini verecek kimi isimleri yönetime katıyor. Ayrıca, sağcı ve dinci seçmenlere sevimli gelebilecek isimleri içine alıyor. Bu ilkesiz mavi boncuk politikasıyla tabanını genişletmeyi ve iktidara gelmeyi umarak seçimlere hazırlanıyor.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Açıklama
 TKP Tüzük Taslağı
 TKP Program Taslağı
 TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı Sonuç Bildirisi
 Tarihimizden
 Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor
 Emperyalist Savaş Blokunun Pirus Zaferi
 Merhaba
 Dünya Komünist ve İşçi Hareketinden: Yunanistan Komünist Partisi Programı - II
 Gündemden
 Norveç’te Faşist Katliam
 15‑16 Haziran 1970’in Derslerini Tartıştık
 15-16 Haziran
 Ortadoğu'dan
 Selamlaşma

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS