Sosyalist Dergi: 17 |  ÜRÜN |
Avrupa Sömürgeciliğine Hayır!

     Avrupa Birliği Komisyonu 6 Ekim 2004'te Türkiye'ye ilişkin "İlerleme Raporu"nu açıkladı. Rapor, 17 Aralık 2004'te toplanacak olan Avrupa Birliği Konseyi'ne Türkiye'yle katılım müzakerelerinin koşullu olarak başlatılması tavsiyesinde bulundu. İşbirlikçi büyük sermayenin örgütü TÜSİAD ve onursuzluğu bayrak edinmiş büyük medya, raporu bayram havasıyla karşıladı. AKP hükümeti raporun "esasta olumlu ve dengeli" olduğunu, taşıdığı pürüzlerin ise 17 Aralık toplantısına kadar giderilmesi için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkladı.


     Oysa rapor, emekçi halkın çıkarlarını, ülkenin bağımsızlığını tutarlı olarak savunagelmiş olan komünistlerin bugüne kadar ortaya koyduğu temel gerçekleri doğrulayan bir tevilli itirafname niteliğini taşıyor. Avrupa Birliği'ni yöneten emperyalist çevrelerin Türkiye konusundaki niyetlerine ilişkin olarak daha 1960'larda solun "onlar ortak, biz pazar" sloganıyla özetlediği saptamanın geçerliliği bir kez daha ayan beyan ortaya çıkıyor.

     Oyalama Stratejisi
     Komisyon raporu, Avrupa Birliği'nin hükümet ve devlet başkanlarına Türkiye'yi oyalamayı öngören bir stratejiyi tavsiye ediyor. Stratejinin temelinde, Avrupa emperyalizminin 1995'te imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasıyla Türkiye'ye ilişkin ekonomik hedeflerine esas olarak ulaşmış bulunduğu gerçeği yatıyor. Türkiye'yi Avrupa'nın sömürgesi haline getirerek ağır kanamalı bir hastaya çeviren bu anlaşmanın sürdürülebilmesi için Türkiye'ye siyasal ve diplomatik alanlarda içi boş sıfat ve ünvanların uzun bir süreç içinde adım adım verilmesi öneriliyor.
     Rapora göre, Türkiye'yle üyelik müzakereleri en az 10, belki de 15 yıl sürmelidir. Türkiye'nin 2014'ten önce üyeliği asla söz konusu olmamalıdır. Müzakereler her aşamada kesilebileceği gibi, müzakerelerin sonucunda Türkiye'nin mutlaka üye olması da söz konusu değildir, çünkü, rapordaki ilginç ifadeyle, "müzakere süreci açık uçlu bir süreçtir". Eğer her şey yolunda gider ve Türkiye'nin üyeliği gündeme gelirse, işçilerin serbest dolaşımına kalıcı engeller getirilmesi, geri kalmış bölgelere yapılacak yardım fonu ile tarımsal destek fonuna kalıcı kısıtlamalar konulması gerekli olacaktır.
     Bilindiği gibi, Avrupa Birliği'nde işçilerin serbest dolaşımı, bölgesel kalkınma fonu ve tarımsal destek fonu, ülkelerinin kapılarını daha gelişmiş ekonomilere açmak ve bir yıkımla karşılaşmak zorunda kalan üyelere verilen bir teselli ikramiyesi niteliğini taşır. Avrupa Birliği'nin ikinci sınıf üyelerini ve sektörlerini ekonomik yıkımdan bir ölçüde korumak için kullanılır. İşçilerin serbest dolaşma hakkının ortadan kaldırıldığı, bölgesel kalkınma ve tarımsal destek fonlarının devreye girmediği bir üyelik, aslında (ikinci sınıf bile olamayan) üçüncü sınıf bir üyelikten başka bir şey değildir. Böyle bir üyelik, Alman Hıristiyan Demokratları, Fransız sağcı liberalleri, İtalyan ve Avusturya neofaşistleri gibi Avrupa emperyalizminin en muhafazakâr ve gerici kesimlerinin açıkça dile getirdiği "tam üyelik yerine ayrıcalıklı ortaklık", "özel üyelik", "özel ilişki" statülerinin ta kendisidir.
     Öte yandan, rapor, üçüncü sınıf bir üyelikle kandırmaya çalıştığı Türkiye'nin her ne pahasına olursa olsun Avrupa'nın yörüngesinde tutulması gerektiğini vurguluyor. Rapora göre, müzakerelerin sonucundan bağımsız olarak, bir başka deyişle, müzakereler sonucunda Türkiye'nin üçüncü sınıf bir üye olarak bile Avrupa Birliği'ne kabul edilmediği koşullarda da, "Türkiye'nin mutlaka Avrupa kurumlarına demirlenmiş durumda kalması yaşamsal önem taşımaktadır". Avrupa Birliği'nin Dış İlişkiler Sorumlusu Javier Solana, rapordaki bu saptamayı özellikle Avrupa'nın güvenlik ihtiyacı açısından bir kez daha teyit ediyor: "Dünyanın bu koşullarında Türkiye'nin Avrupa'dan kopmasına ve Ortadoğu'da serbest bir elektron gibi hareket etmesine izin vermek ağır bir hata olur". Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ise, BBC'ye verdiği demeçte, Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne katma projesinin "bütün totaliter fikirler ve terörizme karşı mücadelede 1944 yılındaki Normandiya çıkarması kadar önemli olduğunu" ilan ediyor.

     İşin Özü
     Avrupa Komisyonu, görmek isteyen gözlere, işitmek isteyen kulaklara Avrupa Birliği'nin yaklaşımını ilan ediyor: Birincisi, Türkiye, Avrupa Birliği'nin pazarı ve ucuz askeri olmalıdır ama asla daha ötesine gidemeyeceğini bilmelidir. İkincisi, ekonomik alanda zaten sömürgeleştirilmeyi kabul eden Türkiye, bunun kısmen bile telafi edilmesini beklememelidir. Üçüncüsü, Türkiye, siyasal alanda Avrupalı efendilerle biçimsel bir eşitlikten bile yoksun kalmayı içine sindirmelidir. Komisyonun başlatılmasını tavsiye ettiği uzun "müzakere" süreci işte herkesi bu onursuzluğa alıştırmak için kullanılacak bir oyalama dönemidir. Bir başka deyişle, Avrupa Birliği, ancak bu uzun oyalama döneminin sonunda Türkiye'yi kayıtsız şartsız teslim alacak bir kıvama getirdiği kanaatine varırsa Türkiye üye ilan edilecektir. İşte, hükümetin esasta olumlu ve dengeli bulduğu rapor, bu sonucu süslü püslü ve dolambaçlı bir dille açıklıyor.
     Türkiye halkı, bu aşağılamayı hiçbir şekilde hakketmiyor. Rapor, Türkiye'ye sömürgeliği dayatıyor. Biz sömürgeliğe razı olmayacağız. Avrupa Birliği'ne kayıtsız şartsız teslim olmayı kendi sömürü düzenlerine destek sayan işbirlikçi kapitalist çevrelere geçit vermeyeceğiz. TÜSİAD ve uzantıları, Frantz Fanon'un "beyaz maske takmış siyah derililer" diye tanımladığı işbirlikçi türünün örnekleri olarak emekçi halkın geleceğine el koymak istiyorlar. Geleceğimize el koydurmayacağız.
     Bakın, tüccar zihniyetli iktidar, sırf müzakere tarihi alabilmek için Avrupalı efendilere yağlı siparişler veriyor. Fransız-Alman kapitalizmiyle 2,8 milyar dolarlık Airbus uçağı alım anlaşması imzalandı bile. Ayrıca, Alman kapitalizmiyle henüz mali bilançosu açıklanmayan Leopard tankı alım anlaşmasının eli kulağında. Ne var ki, bütün bu rüşvetlerin karşılığında, Tayyip Erdoğan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'la ortak basın açıklaması bile yapamıyor. Fransa Maliye Bakanı Nicholas Sarkozy, Tayyip Erdoğan'la görüşmesinden görüntü alınmasına bile izin vermiyor. Tabii ki dikkatinizden kaçmamıştır, bu sömürgeci beyzadelerin aynı fotoğraf karesinde görünmek istemedikleri kişi Türkiye'nin başbakanı sıfatını taşıyor! Ulusal onur ve eşitlik duygusunu yitirmiş işbirlikçiler bu hakaretleri sineye çekebilir belki, ama Türkiye halkı sömürgecilerin aşağılamalarına katlanmak zorunda değildir. Değer mi hiç?

     Avrupa Birliği Nedir, Ne Değildir
     Avrupa Birliği, kapitalist banka ve tekellerin egemen olduğu sömürgeci ve emperyalist bir koalisyondur. Emeğiyle yaşayan büyük insanlığın ırk, din, dil ve cinsiyet ayırımı yapmayan enternasyonalist ve eşitlikçi projesi değil, Avrupa kapitalistlerinin mülkiyetçi, beyaz, Hıristiyan ve erkek egemenliğine dayalı oligarşik projesidir. Dünya nüfusunun çoğunluğundan, yüzyıllardır sömürdüğü Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarından kendini vizelerle, kalın duvarlarla, silahlı muhafızlarla ayırmayı marifet sayan vicdansız zengin azınlığın adasıdır. Serbest piyasa ekonomisi diye kutsadığı kapitalizmi sonsuza kadar sürdürmeyi amaç edinen, sömürüyü doğal bir hak sayan bencil sömürücülerin kalesidir. Türkiye halkı, bu zengin konağına yanaşma olmak için her zillete katlanan, kendisine ve kardeşlerine ihanet eden bilinçsiz bir köle olmayacaktır.
     Avrupa Birliği'nin söylemine değil, eylemine bakmak gerekir. Söylemine bakıldığında, Avrupa Birliği, bir insanlık, demokrasi, özgürlük, barış ve refah projesidir. Bu söylem, kimi çevrelerde çok tehlikeli olabilecek yanılsamalara yol açıyor. Oysa, Avrupa Birliği'nin eylemi, söyleminin tam tersini gösteriyor.
     Avrupa Birliği, bir insanlık projesi değildir. Kendini dünya halklarının üstünde gören, sadece kendilerini uygar, başkalarını vahşi ve barbar sayan kibirli bir azınlığın projesidir.
     Avrupa Birliği, bir demokrasi ve özgürlük projesi değildir. Bırakın dünya halklarının temel hak isteklerini dikkate almayı, kendi içindeki emekçilerin partilerini, örgütlerini, sendikalarını işlevsizleştiren, işçilerin ve emekçilerin yönetme hakkını inkâr eden bürokratik, elitist ve hiyerarşik bir kurumlaşmadır.
     Avrupa Birliği, bir barış projesi değildir. Üyelerinin neredeyse yarısı Amerika'nın Irak'taki vahşi işgaline katılmış, bu işgale katılmayanların bir kısmı ise Afganistan'ın işgalinde yer alarak Amerika'nın suç ortaklığını yapmıştır. Neredeyse hepsi saldırgan NATO'nun üyesidir. Önde gelen AB üyeleri dünyanın en büyük silah tacirleri arasındadır.
     Avrupa Birliği, sosyal bir proje değildir. Üyelerinin hepsinde sermayenin neoliberal saldırısı hüküm sürmekte, işçi sınıfının ve bütün emekçilerin sosyal hakları sistemli olarak budanmakta, yaşam kalitesi düşürülmektedir.
     Avrupa Birliği, bir refah projesi değildir. İşsizlerin sayısı her geçen gün artmakta, çalışanların ücretleri kısıtlanmakta, çalışma saatleri uzatılmakta, emeklilik yaşı yükseltilmektedir.

     Boş Hayaller
     Avrupa Birliği, Avrupalı kapitalist tekellerin dünyadaki vurgun sahasını genişletmeyi amaçlayan bir yapıdır. Bu yapıdan ülkemizde kapitalist sömürüye karşı mücadele eden sınıf ve tabakalara gelecek bir hayır yoktur. Avrupa Birliği, kurumsal olarak, sermaye sınıfının örgütlenmesidir; bir başka deyişle, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için yola çıkmış parti ve örgütlerin dostu değil, düşmanıdır. İşbirlikçi oligarşiyle her türlü oyunu el altından veya açıktan oynar, işine geldiği anda, söylemine kapılanları yarı yolda bırakarak satar. Kimileri, Avrupa Birliği'nin F tipi cezaevleri konusundaki suç ortaklığına bir anlam verememişti. Şimdi ise raporda yer alan "Türkiye'de sistematik işkence yoktur" iddiasıyla ne yapacaklarını bilemiyorlar. Avrupa Birliği'nin, toplumsal muhalefet örgütlerini kendi yörüngesine sokarak etkisizleştirmeyi amaçlayan demagojik söylemine Aleviler ve Kürtler dahil hiçbir kardeş çevrede itibar edilmemesi mutlak bir zorunluluktur. Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi kapitalist kurumlara ihale edilebilecek bir konu değildir, kendi özgücümüze dayanarak ve dünya halklarının enternasyonalist desteğini kazanarak yürütülmesi gereken antikapitalist içerikli bir mücadeledir.
     Türkiye halkını Avrupa Birliği hedefi doğrultusunda ayartmak için özellikle büyük medyanın kullandığı bir yalanı da açığa çıkarmak gerekiyor. Güya Türkiye 17 Aralık'ta tarih alınca ülke yabancı sermayenin akınına uğrayacak, Türkiye bir yatırım cenneti olacak ve bunun sonucunda işsizlik ortadan kalkacakmış! Bildiğiniz gibi, aynı yalanı, Gümrük Birliği için de söylemişlerdi. Gümrük Birliğine girince yabancı sermaye ülkeye akın edecekti. Hayır, böyle bir şey olmadı ve bundan sonra da olmayacak. Emperyalistler Türkiye pazarını kontrol etmelerini sağlayacak oranda doğrudan yatırım yapmakla yetindiler ve yetinecekler. Daha fazlasını yapmadılar ve yapmayacaklar. İşsizliğin çözümünü, işçi sınıfının öncülüğünde girişilecek ulusal bir seferberliğe, planlı bir kalkınma hamlesine değil de, yabancı sermayeye bağlayanlar yaygın işsizliği bir kader durumuna getirirler. Gümrük Birliğinin daha da derinleşmesi, Avrupa Birliği sürecinin gelişmesi, ülke ekonomisinin tamamen çökertilmesi sonucunu verecek, dolayısıyla işsizlik daha da çoğalacaktır.

     Bizim Kendi Yolumuz Var
     Avrupa Birliği projesi, Avrupa tekelleriyle daha da bütünleşerek kendi cılız iktidarına destek arayan yerli oligarşi için bir çıkış olabilir, ancak Türkiye işçi ve köylüleri için bir çıkmaz sokaktır. Kendi kaderinin efendisi olmuş, iş ve aş sahibi özgür emekçilerin yönettiği, başta kendi komşuları olmak üzere bütün dünya halklarıyla dayanışma içinde, bağımsız, kalkınmış ve mutlu bir ülke, sömürüsüz ve savaşsız bir dünya için kapitalist Avrupa Birliği'ni reddediyoruz. Bizim kendi sosyalist projemiz var. Daha azına asla razı olmayacağız. Eşitlik ve özgürlükten vazgeçmeyeceğiz. Enternasyonalizmi terketmeyeceğiz. Sömürüyü doğal saymayacağız. Militarizme boyun eğmeyeceğiz. Yeni bir dünya, yeni bir Türkiye için mücadelemize devam edeceğiz.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 Açıklama
 TKP Tüzük Taslağı
 TKP Program Taslağı
 TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı Sonuç Bildirisi
 Tarihimizden
 Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor
 Emperyalist Savaş Blokunun Pirus Zaferi
 Merhaba
 Dünya Komünist ve İşçi Hareketinden: Yunanistan Komünist Partisi Programı - II
 Gündemden
 Norveç’te Faşist Katliam
 15‑16 Haziran 1970’in Derslerini Tartıştık
 15-16 Haziran
 Ortadoğu'dan
 Selamlaşma

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS