Sosyalist Dergi: 17 |  ÜRÜN |
Irak Direnişi'nin Önderlerinden Orgeneral Ebu el Mutasım'la Söyleşi

Ürdün'de yayınlanan El Mecd gazetesinin 31 Ekim 2004 günü Irak Cumhuriyet Muhafızları'nın komutanlarından Orgeneral Ebu el Mutasım'la yeraltı koşullarında yaptığı söyleşinin tam metnini sunuyoruz.

     El Mecd: ABD işgali altında geçen 18 aydan sonra, Irak'taki askeri direnişin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

     Orgeneral Ebu el Mutasım: Direniş gerçeğinden ve sahada yarattığı sonuçlardan son derecede memnunuz. Direniş artık hiç kimsenin görmezlikten gelemeyeceği günlük bir halk gerçeği haline gelmiştir. Direnişi iki açıdan değerlendirebiliriz. Birincisi, Iraklılar açısından: Direniş birçok Irak şehrini kesin kontrolü altına almıştır. Felluce, Samara, Kaim, Bakuba, Haviye, Tel Afer, Hit, Saklaviye, Ramadi, Ane, Rava, Hadisa, Beled, Beyci, Beledruz gibi şehir ve kasabalar bu gerçeği bütünüyle kanıtlıyor. Direniş, aynı zamanda, Bağdat'ın kimi semtleri ile Yusufiye, Latifiye, Ebu Gureyb ve Mahmudiye gibi Bağdat'ın yakın çevresindeki yerleşimleri de bütünüyle kontrol ediyor. Bu durum, işgalcilerin ve ajanlarının siyaset ve güvenlik alanlarında nasıl bir çıkmaza girdiklerini de gösteriyor. Başta bu saydığım bölgelerde olmak üzere, bütün Iraklı direniş savaşçılarının düşmanla çatışmaya girdikleri her yerde yaygın bir halk desteğinden yararlandıklarını özellikle belirtmemiz gerekir. İkinci açıdan, durumu Amerikalıların gözüyle değerlendirdiğimizde, ABD yönetiminin artık günden güne artan kayıplarını gizleyemediğini belirtmek zorundayız. Iraklılar bu kayıpların ne kadar ağır olduğunu biliyor; üstelik, Amerikalılara verdirdikleri kayıpları istedikleri anda daha da yükseltme kabiliyetine de sahipler.
     Irak'taki direniş gerçeğini böylece hızla özetledikten sonra, geleceğe çok güvenle baktığımızı söyleyebilirim. İşgalden önce hazırladığımız planları sahada başarıyla hayata geçiriyoruz. Bu durum, direnişi planlayan ve başlatan Irak önderliğinin siyasi ve askeri açıdan ne kadar doğru ve uzak görüşlü olduğunu gösteriyor.

     Direnişin askeri eylemlerinin birçoğu büyük medyada haber olmuyor, sizce bundan kimler sorumludur?
     Bu noktayı değerlendirirken, direniş eylemlerini sürdürme zorunluluğu ile bu eylemleri duyurma hususu arasında bir ayrım yapmalıyız. Bizim görevimiz, düşmana zarar veren güçlü direniş eylemlerini sürdürmenin yol ve yöntemlerini bulmaktır. Bu eylemleri medyaya duyurmak ise, bizim işimiz değildir.
     Size şunu söylemek isterim. Geçmişte, yaptığımız büyük ve etkili direniş eylemlerinin bir kısmını videoya çektik ve Arap uydu kanallarına ilettik, ama bunları yayınlamadılar. İşgalcilerin uyguladığı sansüre ve bu kanallar ile ABD yönetimi ve onun siyasi söylemi arasındaki karanlık ilişkilere bağlayabiliriz bu durumu.
     Medya sorunu direnişin siyasi kanadının sorumluluk alanına girmektedir ve bence Baas Partisi'nin Basın Yayın ve Siyaset Bürosu görevini mükemmel bir şekilde yapmakta ve direnişin siyasi bakışını halka yaymak için gereken müdahalelerde bulunmaktadır.
     Sözünü ettiğimiz askeri direniş eylemlerinin medyada haber olmaması bizim moralimizi bozmuyor, çünkü bu eylemlerin sonuçlarının işgal güçlerinin davranış ve tutumuna nasıl yansıdığını gözlerimizle görüyoruz.

     Direniş bir günde kaç askeri eylem yapıyor?
     Biz sayı delisi değiliz. Hiç birimizin bütün eylemleri sayıp hesaplayacak kadar vakti yok. Ama bir hususu vurgulamak isterim. Direnişin kahraman savaşçıları Irak coğrafyasının bütününde gece gündüz demeden yirmi dört saat boyunca eylem yapmaktadırlar.
     Medyaya yansıyan haberlere baktığımızda, günde ortalama 100 askeri eylem yapıldığını söyleyebiliriz, ama bu sayının eksik olduğu besbellidir, gerçek sayı çok daha yüksektir.

     Irak direniş grupları arasında herhangi bir askeri işbirliğinden söz edilebilir mi?
     Soruyu öyle bir şekilde sordunuz ki, sanki bu konuda kuşkunuz var! Şunu açıklıkla belirteyim ki, Irak topraklarını saran kahramanca direnişin birbiriyle ilişkisi olmayan birkaç kişinin veya bir grup öfkeli insanın işi olamayacağı besbellidir. Direniş yüksek düzeyde ve büyük bir beceriyle organize edilmiş bir niteliğe sahiptir. Irak'ın her şehrinde sahadaki eylemleri sevk ve idare eden birleşik bir askeri önderlik vardır. Bu önderlik, Irak Ordusu'nun, Cumhuriyet Muhafızları'nın, Saddam Fedaileri'nin, Güvenlik ve İstihbarat örgütlerinin en seçkin subaylarından meydana gelmiştir. El Anbar, Diyala, Musul, Salahaddin, Babil ve diğer vilayetlerde olup bitenler, bu sözümün en parlak kanıtlarıdır. Askeri önderlik belli bir bölgedeki bütün direniş gruplarından ve bu gruplara bağlı mücahitlerden, yani Irak'taki askeri direniş örgütünü oluşturan ister Baasçı, ister İslamcı, ister başka görüşteki şerefli vatanseverlerin hepsinden doğrudan doğruya sorumludur. Irak'ın bütünündeki direnişi sevk ve idare eden birleşik bir askeri yüksek komuta heyetinden söz edersem size herkesin bildiği bir sırrı söylemiş olurum. Bu komuta heyetinde üstün niteliklere sahip muharip subaylar ve istihbarat subayları yer almaktadır. Ayrıca, askeri önderlik ile siyasi önderlik arasındaki ilişkiyi sağlamak üzere bu heyette Baas Partisi'nin bir temsilcisi de bulunmaktadır.
     Evet, direniş grupları arasında koordinasyon vardır. Ve bu koordinasyon, düşmanın direniş saflarına sızmasını önleyebilecek ölçüde sorumluluk ve profesyonellik anlayışıyla yürütülen kaliteli bir koordinasyondur.

     Son zamanlarda Irak'ta rehin alma olaylarında büyük bir artış görülüyor. Direnişin bu olaylarla bir ilgisi var mı? Şayet varsa, neden?
     Öncelikle şunu belirteyim ki, direniş Irak'taki her kaçırma olayının sorumluluğunu taşımamaktadır, ama kendimizi bu eylemlerin bütünüyle uzağında da görmüyoruz. Iraklıları, Arapları ve yabancı ülke vatandaşlarını işgal güçleriyle işbirliği yapmamaları, aksi halde direnişin hedefi durumuna gelecekleri konusunda defalarca uyardık.
     Direniş saflarında yer alan bütün gruplar, kaçırma eylemlerini işgalcilerin casusları ve işbirlikçileriyle sınırlı tutuyor. Direnişin bu alandaki yaklaşımı son derecede berraktır. Bizim taleplerimiz siyasi ve askeri niteliktedir ve Irak'ın ve Irak halkının menfaatlerine uygundur. Filipin askerlerinin Irak'tan çekilmesi örneğinde olduğu gibi, bu taleplerin bir kısmı geçmişte karşılanmıştır.
     Ayrıca, şunun iyice anlaşılmasını isteriz ki, işgal güçleri ve ajanları direnişi lekelemek amacıyla, suç şebekeleriyle işbirliği yaparak rehin alma ve kaçırma eylemleri düzenlemektedir.
     Irak halkı ile Arap halklarının, direniş güçlerinin yaptığı eylemler ile işgalcilerin ajanları tarafından tezgâhlanan olayları birbirinden ayırdedebileceğine eminiz. Kesin bir istihbarat olmadan, yani hata olasılığını en aza indirmeden bu tür eylemlere kalkışmıyoruz ve birisinin yanlışlıkla kaçırıldığını anladığımız anda onu derhal serbest bırakıyoruz. Şer çeteleri ve işgalcilerin ajanları tarafından kaçırılmış birçok kişiyi de zaten direniş gruplarının müdahalesiyle serbest bıraktırdık.
     Bu vesileden yararlanarak, El Mecd aracılığıyla, Ürdün'deki ve öteki Arap ülkelerindeki kardeşlerimize işgal güçleriyle işbirliği yapmaktan kaçınmaları ve sadece Irak halkına yardım amacını taşıyan işlere katılmaları çağrısında bulunmak isteriz.

     Allavi hükümeti ile işgal güçleri, Sadr hareketini savaş alanı dışına çıkararak etkisiz hale getirmeyi başardı. Bu durum Irak direnişinin devamını ve gelişmesini nasıl etkileyebilir?
     Bizim işgale karşı direnişimiz, Sadr hareketi ortaya çıkmadan çok önce başladı. Dolayısıyla, Sadr hareketinin savaş alanını böylesine utanç verici bir şekilde terketmesine üzülsek de, bu hareketin savaş dışı kalması direnişimizi etkilemeyecektir.
     Bununla birlikte, Arap kardeşlerimizin belki de bilmediği önemli bir noktayı aydınlatmak isterim. Mukteda el Sadr ile kukla Allavi hükümeti arasındaki siyasi anlaşma her şeyden önce işgal güçleri tarafından Sadr'ın ve Sadr grubunun kişiliğini yok etmek amacıyla istismar edildi. Silahlarını satmaya gidenlerin hepsi Sadr taraftarı değildi. Sadr taraftarlarının hepsi bu anlaşmayı kabul etmiyor. Allavi'nin kukla hükümeti ile Davet Partisi ve El Hakim grubu gibi şerefsiz partiler, kendi elemanlarını Sadr grubu adına silah satmakla görevlendirdiler ve böylece Sadr hareketini Irak ve Arap kamuoyu önünde küçük düşürmeye çalıştılar.
     Tabii bu durum, bizleri, Mukteda el Sadr ile onun adına konuşma yetkisine sahip yardımcılarının siyasi bilinçten yoksun bir grup budala olduklarını söylemekten alıkoymuyor. Çünkü bu kişiler, hiç evelemeye gevelemeye gerek yok, işgali desteklemek üzere aşağılık bir oyunun tarafı oldular! Ama yine de altını çizerek söylüyoruz ki, bu harekette yer alanların büyük bir kısmının bu oyunla hiçbir ilgisi yoktur ve tercihlerini vatanseverlik doğrultusunda kullanıp direniş projesini sürdürmektedirler.

İşgalden bir buçuk yıl sonra, kendi tecrübelerinize dayanarak işgal kuvvetlerinin güçlü ve zayıf yönleri konusunda ne söylemek istersiniz?
     Direniş savaşçıları Irak sokaklarına hakimdir. Irak'taki durumla temas içinde olan herkes bunu biliyor. İşgalci askerlerin, kendi müstahkem mevkilerinden asla çıkmak istemediklerini söylersem, durumu hiç de abartmış olmam. Jet uçaklarını kullanırken kendilerini çok güçlü hissettikleri söylenebilir ama jetler her yere gidemez. Doğrudan doğruya çatışmaya girdiklerinde, işgalcilerin ne kadar korkakça davrandıklarını görüyoruz. Sebepli sebepsiz etrafa rastgele ateş açıyorlar. Irak'a işgalcilerin tanklarıyla gelen hainler ise hep saklanıyorlar ve kale haline getirdikleri sığınaklarından hiç çıkmıyorlar.

     Direnişin arkası gelecek mi, bundan emin misiniz?
     Bizim savaşı daha yıllarca sürdürme kabiliyetine sahip olduğumuzdan hiç kimse kuşku duymasın, ama işgal bu kadar uzun sürmeyecektir. Siyasi ve askeri komuta heyetimiz bize Irak'ın her tarafında yeterince silah ve cephane sağlamış durumdadır.

     Irak vatandaşlarına geleceğe nasıl baktığınızı açıklayan siyasi bir program sunduğunuzu söyleyebilir misiniz?
     Bu konu bizim alanımıza girmiyor. Siyasi program, direnişin siyasi kanadının, yani, eylemlerimize yön veren açık seçik bir siyasi program yayınlayan Baas Partisi önderliğinin yetki alanına giriyor.
     Direnişin amaçları konusunda şüphe uyandırmaya çalışan kişiler, durmadan siyasi program lafı ettikleri halde, her nedense, Baas Partisi'nin programını görmezlikten geliyorlar, üstelik Baas Partisi'nin programı direnişe katılan bütün partiler tarafından kabul edilmiş bulunuyor.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 Açıklama
 TKP Tüzük Taslağı
 TKP Program Taslağı
 TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı Sonuç Bildirisi
 Tarihimizden
 Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor
 Emperyalist Savaş Blokunun Pirus Zaferi
 Merhaba
 Dünya Komünist ve İşçi Hareketinden: Yunanistan Komünist Partisi Programı - II
 Gündemden
 Norveç’te Faşist Katliam
 15‑16 Haziran 1970’in Derslerini Tartıştık
 15-16 Haziran
 Ortadoğu'dan
 Selamlaşma

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS