Sosyalist Dergi: 18 |  Fatma Şenden |
Görünmeyen Fabrikanın Görünmeyen İşçileri

Birçok ailede kadınlar ve genç kızlar farklı uğraş alanlarında “el işi” yaparak geçimini sağlamaya çalışır. Belki de her gün kullandığımız ve hep elimizin altında olan, kimi zaman bir masa örtüsü, kimi zaman örülmüş bir banyo sabunluğu veya boncuklu kolyeler bir atölyede değil de, kadınların evlerinde ürettikleri ürünler olabilir. Genellikle kadınların becerileriyle yapılan bu işler ev ekonomisine katkıyı amaçlar. Çok düşük bir gelirin sağlandığı bu tür el işleri, özellikle başka hiçbir iş olanağı olmadığı için gelir elde edemeyen kadınlar için parasızlığa karşı bir geçim stratejisi, hatta erkeğin işsiz kalması durumunda da hanenin neredeyse temel mutfak gelirinin bu paradan sağlanmasını olanaklı kılan bir araç. Buna ek olarak, özellikle kırsal kesimlerde daha geri bir konumda bulunan kadınların evde bir nebze olsun sözünün geçerliliğinin artmasını da sağlar. Bu şekliyle evde üretim, kadınların kendi hesabına çalışarak kendi imkanlarıyla çevrelerine, biraz daha büyük ölçekle düşünüldüğünde, çarşı ve pazara yönelik gerçekleştirdikleri bir üretimdir.

Son yıllarda ise evlerde üretim boyut değiştirerek, sanayiinin farklı sektörlerine yönelik olarak yaygınlık kazanmaya başladı. Özellikle belli başlı sanayi bölgelerinde büyük fabrika ve işletmelerin bulunduğu, şehir merkezlerinin uzağındaki yerleşim bölgelerinde, çok sayıda hane, “mahalle” düzeyinde şu veya bu sanayi kolunun “uzantısı” olarak üretimin belirli bir aşamasını üstlenmeye başladı.
Tekstilden otomotive, metal, elektrik-elektronik gibi sektörlere bağımlı ya da “ücretli” olarak üretim yapan hanelerin sayısında yaşanan artış, evlerde üretim konusunun, bu alanda çalışanların sorunlarını anlamak ve çözüm bulabilmek bakımından ele alınması ihtiyacı vardır.
Erkeklerin de içinde bulunmalarıyla birlikte, % 95 gibi bir oranla büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan ve genel olarak “ev eksenli” olarak adlandırılan, giderek yaygınlaşmakta olan bu çalışma biçiminde çalışanların konumları farklılıklar kaydediyor.
Bu farklılıklar, ürünü kimin için hangi tür ilişki ile ürettikleri ile belirleniyor ve sorunları da bu konumlarıyla bağlantılı olarak farklılaşıyor. Ev eksenli çalışmanın yaygınlaşması, esas olarak son yıllarda taşeronlaşmayı olanaklı hale getiren üretimin kuralsızlaştırılması ile birlikte hız kazandı. Ev eksenli çalışanların sorunlarına ilişkin olarak, başta onları görünür kılmaya ve bu alanda çalışanların örgütlenmesine yönelik çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.
Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu’nun geçen yılın Kasım ayında düzenlemiş olduğu “Ev Eksenli Çalışan Kadınlar 1. Ülke Konferansı” bu konuda var olan ihtiyaca çok önemli bir katkı sağladı. Ev eksenli çalışan kadınların görünürlüğünü sağlama, sorunlara çözüm üretme ve örgütlenmeye yönelik olarak bu konferansa çeşitli kadın kuruluşlarından temsilciler katıldılar. Ayrıca, İş Müfettişleri Derneği, İLO Türkiye temsilcisi, Birleşik-Metal sendikasından, Türkiye Sınıf Araştırmaları Merkezi’nden, çeşitli emek örgütlerinden ve yurtdışından Bulgaristan Petriç Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Örgütü’nden de katılım vardı. Katılan kurumların çeşitliliği, konuya ilişkin çok farklı deneyimlerin aktarılmasını sağladı. Konferansın bu alandaki ihtiyaca cevap vermesi bir yana, iki önemli konuda önemli açılımlar sağladığını kaydetmek gerekiyor.

Önemli Bir Ayrışma
Birinci konu, konferansın atölye çalışmalarında da vurgulanan ve farklı çalışma biçimlerinin özelliklerine göre tespit edilen sorunların ve taleplerin de ayrışması ile ilintili. Konferansın sonuç bildirisinde bu üç çalışma biçimi şöyle açıklanıyor: “Ev eksenli çalışanlar olarak bazen fason (parçabaşı) çalışıyoruz, bazen konu komşudan, yakın veya uzak çevreden aldığımız siparişleri yapıyoruz, bazen de kendi hesabımıza yapıp dükkanlarda, pazarlarda satıyoruz. Yani hem bağımlı (ücretli) hem bağımsız çalışabiliyoruz” Birinci atölyede de belirtildiği gibi (Ev Eksenli Çalışanların Dayanışması ve Örgütlenmesi başlıklı atölye), ev eksenli çalışanların üç ana istihdam tipine işaret ediliyor. Bunlar 1. fason/taşerona, 2. sipariş usulü ve 3. kendi hesabına. Atölyede, asıl olarak fason ve kendi hesabına çalışanların sorunlarının ağırlıklı olarak ele alındığı belirtiliyor, örgütlenme sorunları, beklentiler ve çözümler de buna göre değişiyordu. İşte konferansın önemi de bu noktada belirginleşiyor. Çünkü bu ayrışmanın bu kadar net olarak ortaya konulması, bize ev eksenli çalışma sorununun çözümü doğrultusunda hangi yöntemin uygulanması gerektiğine ilişkin de yol gösterecektir.
Bunun için her iki çalışma türünün sorunlarına ayrı ayrı göz atalım. Örneğin kendi hesabına çalışan kadınlar, ürünlerini pazarlama, fiyatlandırma ve hangi ürünü üreteceğinie karar verme gibi, ürün geliştirme gibi sorunlarla karşı karşıyalar. Kendi hesabına çalışanların, “ürün standartları oluşturmak, maliyetleri aşağı çekmek, fiyat indirimlerine zorlanmamak, yani rekabet içinde fiyat kırmamak için, satış yeri edinmek, satış yeri koşullarını düzeltilmesi ve iyileştirilmesi için, gruplaşma, örgütlenme ihtiyacı” vardır.1 Her iki durumda kadınlar ev kadını gibi muamele görmek istemiyor. Her iki çalışma biçiminde kadınların sağlık, emeklilik, analık sigortaları olmaması gibi ortak sorunları bulunuyor. Ama bunu bilinç düzeyi yüksek olanlar vurguluyor.
Kendi hesabına çalışanların yaşadıkları sorunlara çözüm olarak, genellikle kooperatifleşme daha yaygın olarak öneriliyor. Kooperatifleşme, ev eksenli çalışanların küçük üreticiler olarak haklarını savunmada, taşeronu aradan çıkarma, kendi ürettiklerini doğrudan kendilerinin pazara sunabilme, görünür ve yasal olma, tüzel kişilik kazanma gibi olanaklar getiriyor.
Kooperatifleşme, kimi tartışmalara da maruz kaldı. Kooperatifleşme elbette sendikal ya da siyasi örgütlenme ile karıştırılmaladır. Daha dar çıkarları, öncelikle de ekonomik çıkarların gözetildiği örgütlenmeler olduğu için kooperatifleşmelere çok sıcak bakılmıyor. Ancak kayıtdışı olmaktansa ve ayrıca piyasanın diğer kayıtlı sektörleri, büyük üreticileri karşısında koşullarını düzeltebilecekleri üretim birimleridir. Kooperatifler elbette sendikal örgütlenmenin yerine konulamazlar, ancak ev eksenli olarak kendi hesabına çalışanların güçlerini birleştirmede ve piyasaya karşı direnmede ve dayanışmayı örgütlemede önemli birimlerdir.

Ücretli Çalışanlar
Fason, yani ücretli olanların sorunları ise farklı. Onların ücretlerin düşüklüğü, iş sürekliliğinin olmaması, iş güvencesinin olmaması gibi sorunları var. Ancak ücretli çalışanların içerisinde bulundukları durumu daha iyi irdeleyebilmek için iş ilişkisinin boyutunu incelemekte yarar var. Çünkü bu ilişki, ücretli çalışanların işçi konumunda olduklarının bilince çıkmasını gerekli kılıyor. Ücret karşılığında bir ürünü üretenler, kendileri bir aracıyla muhatap olmalarına rağmen, karşılarında bir işveren, yani patron bulunuyor. Dolayısıyla buradaki ilişkin işçi-işveren ilişkisi olarak tanımlanması, sorunların çözümü için de adım atılmasını sağlayacaktır. Ayrıca örgütlenme sorununun çözümü de yine iş ilişkisinin doğru tanımlanımasına bağlıdır. Nitekim “Çalışma Sorunları ve Mevzuat” başlığını taşıyan üçüncü atölyede, bu duruma işaret edilmiştir. İş Müfettişleri Derneği üyelerinin de katıldığı bu atölyede, 4857 sayılı yeni iş kanununda ev eksenli ücretli çalışanların işçi olduklarının kabul edildiğini, dolayısıyla yasal işçilik haklarından yararlanabilmelerinin sağlanması gerektiği vurgulanmıştır.
Ancak evde çalışma ortamının, çalışma süresinin vs. düzensizliği bu iş ilişkisinin net bir biçimde tanımlanmasının önüne geçiyor. Bu da işverenler açısından tam da istedikleri bir konumu sağlıyor. Bu belirsizlikten yararlanarak, yerine getirmeleri gereken yükümlülüklerden kaçmış oluyorlar. Normalde fabrika ya da atölyelerde çalıştırdıkları işçilerin sigortalarından tutun da diğer sosyal güvenlik, izin, tazminat gibi haklarını sağlamak zorundadırlar. Ancak eve iş verildiğinde, koskoca bir mahalle bir fabrikanın belirli bir üretim aşamasını tıkır tıkır işletse de, kadınlar haklarının farkında olmadığı için çok düşük ücretler karşılığında hiçbir sağlık ve sosyal güvenceden yararlanmadan çalışıyorlar. Üstelik bu sanayi dalları çok basit el işleriyle karıştırılmamalıdır. Burada söz konusu olan, örneğin bir bobin sarma, değişik elekrik-elektronik ürünlerinin parçalarını monte etmeden tutun da, çanta-ayakkabı gibi deri işlemeye kadar çok değişik türde üretimlere kadar uzanıyor. Örneğin kimyasal madde içerdiği için sağlık üzerinde olumsuz etkisi olabilen işlerin dahi eve verildikleri bilinen bir gerçek. Bu açıdan işçi sağlığı bakımından koruyucu önlemlerden yararlanamama ve şikayet ve denetim yoluyla hak arayamama gibi engellerle karşı karşı bulunmaktalar.
Yasal düzenleme her ne kadar ev eksenli çalışmayı kapsamına almış gibi görünse de, pratikte durum hiç de öyle değil. Konferansın yukarıda da belirttiğimiz “Çalışma Sorunları ve Mevzuat” başlıklı atölyede ev eksenli çalışan işçilerin yararlanamadıkları haklarını şu başlıklar altında tespit ediyor:
Sosyal sigortalardan yararlanamamakta, asgari ücretten yararlanamamakta, sigorta sicil numaraları olmadığından sendika üyesi olamamaktadırlar.
İş Kanunu kapsamında kayıtlı olmadıkları için ne sağlık sigortasından ne de emeklilik sigortasından yararlanamıyorlar. Keza analık sigortası, malullük sigortası, kaza sigortasından yararlanamıyorlar. Sendikaya üyelik sigortalılık koşuluna bağlı olduğu için de sendikal örgütlenme haklarını kullanamıyorlar. Sendikalar ise farklı açılardan bu sorunla karşı karşıyalar. Çeşitli sendikalar açısından kayıtlı bir şekilde çalışan işçilerinin haklarını korumak, örgütlenme düzeylerini arttırmak başlı başına bir sorunken, bir de kayıtdışı ile uğraşmak, onların sorunlarına eğilmek fiilen zorlaşmaktadır. Çünkü kayıtlı işçilerin gözünde kayıtdışındakiler zaten kendilerine rakip gibi görünüyorlar. Yani adı konulmayan bir rekabet, bunun sonucunda işçilerin bölünmüşlüğü söz konusu. Sendikalar politika belirlerken, bu durumu gözönünde bulundurmalıdırlar. Burada çözüm, bölünmüşlüğün önüne geçmek üzere, ev eksenine de uzanmak. Bu zor olsa da, olmayacak bir şey değildir. Bu konuda fikir üretmeye başlamaları, sorunun çözümü doğrultusunda en azından bir adım atılmasını sağlar. Çünkü kayıtdışının giderek yaygınlaşması söz konusu ve bu durum işverenlerin ekmeğine yağ sürüyor. İşçiler arasında rekabet değil, işbirliği, dayanışma geliştirilmelidir. Hem ev eksenli çalışan işçiler hem de fabrikalarında çalışan işçiler karşılıklı olarak bu bilince erişmeliler ve sendikalar ev eksenli işçileri de kapsayacak örgütlenme modelleri geliştirmelidirler.
Mevcut iş denetim sisteminin işyeri esas alınarak düzenlenmiş olması nedeniyle ve evin dokunulmazlığı ilkesi yüzünden şikayet ve denetim yoluyla hak aramak yeterli yasal düzenlemeye sahip değildir.
“Ev”, özel alan olduğundan dokunulmazdır, işyeri gibi aynı koşullarda denetime tabi olamaz. Bu gerçek de evde üretim yapanların haklarını aramalarının önünde engel. Çünkü işin içine denetim girince, mekanın hangi kıstaslara göre denetleneceği, hangi yasal düzenlemenin esas alınacağı başlı başına sorun teşkil ediyor. Denetimin işçinin sağlığı işyeri güvenliği açısından önemi büyük.
Asgari ücret tespit yönetmeliğinde parça başı ücret tespitine engel bulunmamasına rağmen asgari ücret tespit komisyonu ev eksenli çalışanların da yararlanabileceği bu tür bir asgari ücret tespiti yapmamaktadır.
Ev eksenli çalışanlar genellikle parça başı ücret alıyorlar. Yani çalışma saatleri belirlenmediğinden, süreye göre değil, üretilen ürünün sayısına göre ücretlendirilme yaygındır. Ayrıca, çalışmanın evde hangi saatlerde yapılacağını işçilerin kendileri karar veriyor. Ancak bu durum, yasal düzenlemede işin bu özelliğinin tanımlanmasına engel değildir. Ev eksenli işçilerin de yararlanabileceği bir asgari ücret tespiti derhal yapılmalıdır ve ücretler işçilerin geçinebilecekleri bir seviyeye çıkartılmalıdır.
Ev eksenli çalışmanın kayıtdışılığı nedeniyle iş/işçi sağlığı ve güvenliği bakımından koruyucu önlemlerden yararlanılamamaktadır.2
Sanayi üretimi düzeyinde üretimin gerçekleşmesi, işçi sağlığını tehdit eden boyutlara varan riskleri beraberinde getiriyor. Dolayısıyla kimi maddelerin, örneğin kimyasal maddelerle yapılan işlemlerin evde üretiminin yasaklanması da dahil, önlemlerin derhal alınması gerekmektedir. Örneğin mum, kolonya üretimi gibi malların üretimi, ciddi solunum yolu rahatsızlıklarına yol açmaktadır. Kimi üretim süreçleri uzun vadede kalıcı hastalıklara yol açmaktadır. Bu konuya yasal düzenleme getirilerek, işçilerin sağlığa ve güvenliğe aykırı işleri evde yapmaları yasaklanmalıdır. Yine iş kazaları açısından da durum vahim. Hiçbir sigorta kapsamında bulunmayan işçiler herhangi bir iş kazasında kime hesap soracağını bilmiyor. İşverenle muhatap olmadığı için kaza sonucu ortaya çıkan olumsuzluklarda kendi kaderine terkediliyor. Tazminat, hastanede tedavi gibi hiçbir haktan yararlanamıyor. Bu konuda derhal yasal düzenleme yapılması şarttır.
Ev eksenli olup bağımlı, yani taşerona ya da işverene ücret karşılığında çalışma biçimine Uluslararası Çalışma Örgütü İLO’nun 1996 yılında kabul edilen 177 sayılı “Evde Çalışma Sözleşmesi”yle standartlar getirilmiştir. Bu sözleşmede evde çalışanların da diğer işçilerle aynı biçimde sahip olmaları gereken hakları tanımlanmıştır. Ancak örgütlenilerek harekete geçilmediği takdirde, İLO ile belirlenmiş hakların hiçbir zaman uygulamaya geçirilemeyeceği de artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Öncelikle ev eksenli çalışan işçilerin bu durumlarının farkına varmaları ve sahip oldukları hakların bilincine varmaları gerekiyor. Bu da ancak sendikal ve siyasal örgütlenmeyle mümkündür.
Bu konuda vurgulamak istediğim ikinci konu, feminizm ile emek tartışmasına ilişkin olacak. Bu konferans gerçekten bu yönden de önemli bir katkıdır. Kadın emeğinin sömürülmesi, istismar edilmesi giderek yaygınlaşıyor ve giderek önemine daha çok varılıyor. Çeşitli sosyal bilimsel çalışmalarda, “emeğin feminizasyonu”, “yoksulluğun feminizasyonu” gibi tanımlamalar dikkat çekiyor. Ancak bu tür tanımlamaların daha net olarak ortaya konulmasına ihtiyaç bulunuyor. Aslında net olarak kadınlar yoksullaşıyor denilmelidir. İlk defa bu konferansta feminist bakış açısına sahip kadın arkadaşların işçi kadınların sorunlarına işaret etmelerini, gerek sendikal örgütlenme ihtiyaçlarına gerekse iş mevzuatında görünürlük sorunlarına değinmelerini anlamlı buluyorum, daha doğrusu buna özel bir anlam atfetmek istiyorum. Son yıllarda özellikle 8 Mart’larda emekçi kadın mıydı, yoksa sadece kadın mıydı gibi tartışmalar aslında kadınların mücadelesini böldü. Sermayenin saldırısı aldı başını yürüdü. Sosyal kazanımların budandığı yerlerde bundan kadınların koşulları çok olumsuz etkilendi. İşçi kadınların, emekçi kadınların kaybolmakta olan haklarına yeterince değinilmedi. Üretimde esneklik vs. gibi yeni üretim koşulları sonuçta kadınları daha da dibe vurdu. Emeğin kazanımlarının yok olduğu yerde, bunun sonuçlarını kadınlar daha yakıcı bir şekilde yaşıyorlar. Şunun ön plana çıkartılması gerekir diye düşünüyorum. Feminizm-emek tartışmasında görüş ayrılıkları elbette var olmayı sürdürecektir. Ancak görüş farklılıkları ya da fikirlerin ayrışması, birlikte iş yapmanın önünde engel olmamalıdır. Çünkü haklar kaybolduktan sonra, bunların yeniden kazanılması uzun bir süreç işi olacak. Bu süreç ne yazık ki –daima hem evde hem iş hayatında büyük emekler veren kadınların büyük bir kesimi anlamında- işçi ve emekçi kadınların aleyhine işleyecek.

1 Türkiye Homenet’e Doğru: Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar 1. Ülke Konferansı (2004). Sonuç Bildirgesi. Ankara.
2 Türkiye Homenet’e Doğru: Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar 1. Ülke Konferansı (2004). Atölye Çalışmaları Grup Sunumları. Ankara.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Tarih Zülfü Dicleli’yi Nasıl Yazacak?
 Sosyal Politikada Dönüşümler
 Sosyal Güvenlikte Yıkıma İzin Vermeyelim!
 Görünmeyen Fabrikanın Görünmeyen İşçileri
 8 Mart Niçin Emekçi Kadınlar Günüdür?
 Almanya'da İşçi Sınıfı Sosyal Kazanımlarına Sahip Çıkabilecek mi?
 Yoksullaşma Diz Boyu
 Neo-Liberal "Yükselen Değerler"
 İş Kanunu Kıskacında Kadın
 HÜRRİYET'TEN ALINTILAR
 MALUMU İLAMIN ÖTESİNE GEÇEBİLMEK
 Sosyal güvenlik reformu
 8 MART VE KADINLAR
 BOZ MEHMET’İ ANLAMAK
 11 EYLÜL'ÜN ARDINDAN

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS