Sosyalist Dergi: 19 |  Diğer Yazarlarımız |
Bunalım Artarken İşçi Sınıfının Bugünkü Durumu - Ali Akgül

Bugün kapitalizmin çözemediği sorunlar üst üste yaşanmakta, geçen her gün kapitalizmin balonunu şişirmektedir. İşsizlik hızla artarken, diğer taraftan reel ücretler sürekli düşmekte, bunun sonucu olarak sağlık harcamaları, eğitim harcamaları, beslenme ve konut giderlerinin artması, çalışan kesimdeki arayışların olumlu ya da olumsuz çıkışlara dönüşmesine neden olmaktadır.

SEKA direnişi, Deniz İşletmeleri, Tekel eylemleri vb. gündemde olsa da bugünlerde aslında örgütlülüğün bir anlamda dibe vurduğu görülüyor. Tabanın tepkilerine karşın sendikaların cılız eylem kararları, kitlelere umutsuzluğu aşılamaktadır. Sendikaların işçilere umutsuzluğu aşılamasının asıl nedeni sanırım işçi sınıfının gücünü görmemelerinden değil, ABD ve AB eksenli çıkar ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Sendika üst yönetimleri emperyalist proje kaynaklı aldıkları parasal destekleri gizlemek amacıyla bir takım cılız çıkışlar yaratmaktan ileriye gitmemeyi kendilerine ilke edinmiş gözükmektedirler. Bu ağır bir suçlamadır, ama yapılan eylemlilik ve anlattıkları bunları doğruluyor. Aldıkları bu parasal destekle lüks otel salonlarından topladıkları bir grup işçiye bunu itiraf edebiliyorlar.

Bir başka gösterge ise, sendikaların kendi üye tabanlarını alanlara taşıyamamalarıdır. Çünkü bunu istemiyorlar. Sendikalar kendi tabanlarına karşı yapmaları gerekenleri yapmayınca, tabanda sendikalara karşı oluşan güvensizlik, bugün sermayeye yarıyor ve hükümetin bu ülkeyi daha rahat pazarlamalarına olanak tanıyor.

DİSK, 13 Şubat 1967’de, Türk-İş’in içinden muhalefet olarak doğuyor. 1970’te, 15-16 Haziran direnişlerine yüz binin üzerinde işçi katılıyor. 1976’da, DİSK dört yüz bin üyeye ulaşıyor. 76-77 1 Mayıs’larına katılım beş yüz binle ifade ediliyor. Tabii, bunların aralarındaki diğer çok sayıda eylem ve direnişten de söz etmek mümkün. 12 Eylül faşizmiyle birlikte durdurulan sendikal hareket ve gelişim, 86 Bahar eylemleriyle hareketlenen işçi sınıfı hareketi, aradan geçen 20 yılda DİSK’in 3 yılda aldığı yolu alamamış, tersine erimeye doğru gitmiştir.

12 Eylül faşizminin yıktığı örgütsel yapılar, bilinçli kadroların yine zindanlara tıkılarak işkencelerden geçirilmesi, yaratılan korku ve devlet terörü, dağılan örgüt ve yapıların yeniden toparlanmalarını geciktirmiş, küçük toparlanmalar ise uzun zaman almıştır. Bu arada reel sosyalizmin yıkılışı da kitlelerde umutsuzluğu körüklerken, sol örgütsel yapılar uzun süre bocalamalarını sürdürmüş, bir hareket alanı yaratamamıştır. Uzun süre devam eden örgütsüzlüğü fırsat bilen işbirlikçi tekelci burjuvazi, emperyalist tekellerle bağlarını daha da güçlendirip ulusal burjuvaziyi tasfiye edip kendini emperyalist tekellere eklemlemeyi başarmıştır ve bu süreç halen devam etmektedir. Bugün ülke ekonomisi, işbirlikçi burjuvaziyle beraber emperyalist tekellere teslim edilmiş durumdadır. İşçi sınıfının ve diğer emekçi kesimlerin yararlandıkları yasal hakları bir bir ellerinden alınmakta ve tasfiye edilmektedir.

Peki, bu duruma dur demesi gereken işçi sınıfı neden gereken karşı çıkışı yaratmakta zayıf kalıyor? Bu soruya birkaç açıdan yaklaşmak mümkün olabilir.

Birincisi, işçi sınıfı içerisindeki öncü kadroların çoğu 12 Eylül faşizmiyle beraber sınıfın içerisinden kopartılmış. Bu kadroların dışında kalan kesime de devlet, terörü ve korkuyu egemen kılmış ve işbirlikçi kesimle birlikte yoğun bir ideolojik savaş başlatmıştır.

İkinci olarak, 12 Eylül faşizminin yarattığı apolitiklik aşılamamıştır.

Üçüncü olarak, 12 Eylül’den sonra sol kendini ancak uzun süre sonra toparlamaya başlamış, başladığı dönemde de yine uzun süren bir iç tartışma süreci yaşamıştır.

Dördüncü olarak da, yukarıda saydığım üç maddenin sonucunda sınıfın sendikal mücadele veren kesimi, düzen ve düzenle anlaşmaya dönmüş, uyumlaştırma siyaseti, sendikalarda etkili olmaya başlamış ve maalesef mücadelenin yönü sınıf sendikacılığına değil, sistemin bir uyumlaştırma parçası olmaya yönelmiştir.

Şimdi bunları biraz açalım.

1970’lerde gelişen sol güçler ve işçi sınıfı hareketi yığınsal bir güç olarak ortaya çıkmayı başarmış fakat bu güçler ortak birliktelikler oluşturarak tek bir güç haline gelmeyi başaramamışlardır. Öncelikle solun çok başlı kalması ve bütün örgütlerin inatla kendi doğruluğunu savunmaya çalışması, hatta kime karşı olduklarını bırakıp kendi aralarındaki ideolojik çatışmalara kayması (devletin ve emperyalizmin ajanlarının da katkılarıyla) güç kullanılan çatışmalara dönüşmüş. Bu olumsuz tavır, işçi sınıfı içerisinde de daha çok parçalanmaya ve güvensizliğe yol açmıştır.

Bu savın ispatı 12 Eylül faşizminin örgüt dava tutanaklarıdır ve elbette ki yaşadıklarımızdır. Tüm bu olumsuzluklar ve iç çatışmalar 12 Eylül faşizminin solu kolay olarak yutmasına olanak sağlamıştır.

İşçi sınıfı önderleri ve sol ideolojinin yaratıcısı aydın kadroların ileri gelenleri faşistler tarafından katledilmiş, 12 Eylül faşizmi ise sınıfın öncü kadrolarını daha ilk günden toplayarak vatan haini suçlamasıyla işkencelerden geçirmiş, tüm bunları yaparken de çevreye tanklar, zırhlı araçlar, askeri konvoylarla korku saçmıştır.

12 Eylül faşizmi sadece solun ve sınıfın öncü kadrolarına işkence yapıp susturmakla kalmadı. Kitapları yaktırdı, filmleri yaktırdı. Bundan sonra yapılacakları da yasaklar ve sınırlarla konuşturmadı ve yoğun bir ideolojik saldırıyla apolitik, sorumsuz, umudunu futbol, at yarışı, piyango, eğlence gibi araçlara bağlamış bireyci ideolojiye kapılmış gençliği yarattı.

Bugün fabrikalarda işçiler arasıda pek siyaset konuşulduğu gözlenmiyor. Çoğu ortalama 25-35 yaş arasındaki işçiler siyaset konuşmayı bırakın, hükümetin çıkardığı esnek çalışma, sağlık yasası, emeklilik yasası vb. bunları da konuşmuyorlar. Konuşanlar da var ama çok az. Neleri konuşuyorlar. Bütün takımları ve futbolcularını, atları ve at yarışlarını, sayısal loto, bahis oyunu ve ünlü pop yıldızlarını ve mankenleri. Okuma ve araştırma bu kesimde bir tarafa atılmıştır. Bu kesim sorunların kaynağına inme, sorunlara karşı mücadele etmeyi seçme yerine şikayet etmeyi ve bunu sistem yerine kişilere yüklemeyi ucuz bir yol olarak seçmiş durumdadır. Sabırlı bir çalışmayla önce bu durumu değiştirmek gerekir.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 POPÜLİZME AÇIK MEKTUP / Sadık Ekrem
 YOL / Hüseyin Umut
 Sendikal Bakış ve Örgütlenme İlkeleri / Selçuk Kaya
 Emperyalizmin Özelleştirme Saldırısı / Bircan Uğurlu
 Yeniden ve Her Zaman Yol / Kenan Sancar
 Kapitalist Devlet Değişti mi? / Harry MAGDOFF
 ÖZELLEŞTİRSEK DE Mİ YESEK? / İsmet Aktan
 İŞÇİNİN PENCERESİNDEN / Hüseyin Umut
 1917 Büyük Ekim Devrimi / Sadık Ekrem-Ö. Alpsar
 Marks'a Dönüş / Ellen Meiksins WOOD
 Düşüncemizi Nasıl Yayalım / Leo Hubermann
 Partili Bireyin Sorumlulukları / Ali Yıldız
 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ / HÜLYA YEŞİL
 "POST" TEORİLER VE KÜRESELLEŞME / DOUG HENWOOD
 SAĞLIK YASA TASARILARI VE SAĞLIKTA ÖZELLEŞTİRME / SELÇUK KAYA

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS