Sosyalist Dergi: 24 |  Basından |
Ölü İşçiler Cumhuriyeti

23 işçinin öldüğü Davutpaşa katliamı da bir süre sonra unutulacak. Havai fişek atölyelerinde ölenler öldükleriyle kalacak. Sevenleri tarifsiz acılarla yaşayacak. Ölenler “iş kazası” istatistiklerinde birer rakam olarak yer alacak. Katliamın siyasi sorumluları yine cezasız kalacak. Hep böyle oldu. Böyle olmasaydı iş cinayetlerinde, iş katliamlarında ölenlerin, ömür boyu sakat kalanların sayısı 200 bini aşmazdı. Üstelik bunlar sadece kayda geçenler. Örtbas edilen meçhul işçi kurbanlar hariç.

Ülkemiz tarihini bir de iş cinayetleri sonucu ölen ve sakat kalan işçiler açısından okuyalım. Her yıl yaklaşık 1000 yurttaşını tersanelerde, kömür ocaklarında, inşaatlarda, tezgâh başlarında piyasaya kurban veren, her yıl 2500 yurttaşını ömür boyu sakat bırakan ölü işçiler cumhuriyetinin tarihi. İşçi sigortaları (sosyal sigortalar) uygulamasının başladığı 1946’dan bu yana, 60 yıl içinde 54.800 işçi iş cinayetlerine (mevzuat “iş kazası” diyor) kurban giderken, 145 bin işçi bir daha çalışamayacak derecede sakat kaldı (mevzuat “daimi iş göremezlik” diyor).


Ne kaza, ne kader; cinayet!

Cinayetleri önlemekle yükümlü olanlar “herkes suçlu”, “vatandaş ihbar etmezse nereden bilelim” diye saçmaladıkça ölü işçiler cumhuriyeti daha da büyüyecek. Adını doğru koyalım; iş cinayetleri teknik değil, siyasi ve iktisadi bir sorundur. Devlet yıllar yılı piyasayı denetlemediği için, başı boş bıraktığı için on binlerce işçi cinayete kurban gitti. “Sermayeyi ürkütmeyelim, maliyetleri fazla artırmayalım” zihniyeti yüzünden bunca işçi ölüsü. “Esnekleşelim, rekabet gücümüz artsın” zihniyeti, kuralsız ve güvencesiz çalışma düzeni yüzünden bunca işçi ölüsü.

Ne kader, ne kaza düpedüz cinayetle yüz yüzeyiz, geliyorum diyen cinayetle! Kâr güdüsünün, kapitalist piyasanın yarattığı cinayetle yüz yüzeyiz. Kapitalist piyasanın insan yaşamını hiçleştiren, onu alınır satılır ve gözden çıkarılabilir hale getiren işleyişine iki yolla karşı konabilir.

Birincisi devletin denetim ve yaptırımı, ikincisi işçilerin kendi örgütlü güçlerinin, sendikaların denetim ve yaptırımı. Bu iki yolun etkin biçimde kullanımıyla iş cinayetleri önemli ölçüde azaltabilir. Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre ölümle sonuçlanan iş kazası oranları bazı ülkelerde önemli ölçüde geriletildi. Türkiye’de “ölümle sonuçlanan iş kazası” oranları “100 binde 20” iken bu oran Norveç, İsveç, İsviçre ve Danimarka gibi ülkelerde “100 binde 2” oranının altına geriledi.


“Açın piyasanın önünü”

Ülkemizde işçiyi koruyucu sağlık ve güvenlik mevzuatı kağıt üzerinde oldukça gelişkin ancak denetim ve yaptırım yok mertebesinde. İş Yasasına göre işyerlerinde sağlık ve güvenlik kurallarına uyulmasını denetleme görevi Çalışma Bakanlığı’na ait. Ancak denetlenecek 750.000 işyeri varken bakanlığının teftiş örgütünde çalışanların sayısı (büro çalışanları) dahil 610 civarında. Piyasayı denetlemeye yönelik bir siyasi irade yok.

Oysa “ihbar edin, kaçak işyerlerini biz nereden bilelim” diyebilenler sıra sendikal faaliyetleri, siyasal faaliyetleri izlemeye gelince her şeyi biliyor. Vatandaşı kolayca fişleyenler sıra piyasayı denetlemeye gelince sırra kadem basıyor. Kayıtsız işyerlerini ihbar eden, Tuzla tersanelerindeki cinayetleri gündeme taşıyan sendikacıları izleyip, aylarca hapseden devlet, sıra işyerlerini birer işçi mezbahasına çeviren hür teşebbüse gelince “nereden bilelim” diyebiliyor. İşte Davutpaşa katliamının sorumlusu bu siyasi zihniyettir.

İş cinayetlerinin giderek artmasının nedeni denetim yanında yaptırım yetersizliğidir. İş Yasasına göre sağlık ve güvenlik kurallarını ihlal eden işverenlere, yani cinayete davetiye çıkaranlara sadece para cezası verilir. İşyerini bildirmeyen, iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliklerine aykırı davranan patrona 88 lira, kurallara uymadığı için kapatılan bir işyerini yeniden açan yani cinayet işlemeye hazırlanan patrona ise 904 lira “ağır” para cezası verilir. “Çağdaş” ve esnek İş Yasası bu cinayet teşebbüsleri için asla hapis cezası öngörmez. Zira teşebbüs hürriyetini hapisle cezalandırmak hür ve serbest piyasa nizamıyla bağdaşmaz!

İş Yasası, iş cinayeti teşebbüslerini para cezası ile geçiştirirken, hele işçiler sağlıksız ve güvenliksiz koşulları protesto için topluca işi bıraksın, hele işçiler iş cinayetlerini protesto için greve çıksın. Vay o işçilerin ve sendikacıların haline! İki yıla kadar hapsi boylayabilirler...

Açılırken piyasanın önü, büyürken ölü işçiler cumhuriyeti gökyüzünde işçi ölülerinden havai fişekleri görüyor musunuz?

Aziz Çelik

izcelik@birgün.net
7 Şubat 2008



 
Yazarın Diğer Yazıları
 “İsmail Beşikçi ve Türkiye’de İfade Özgürlüğü” Sempozyumu ve CİA Kuruluşları* - Ahmet Kaplan
 Taraf ve Baransu’nun “Yoldaş General” Asparagası
 Suriye’de Savaşı Medya Yarattı / Daniel Abdülfettah
 Bir Devin Çöküşü / Adnan Bostancıoğlu
 Sapla Saman / Dil Bozumu - Umur Talu
 Tan Matbaası Baskını / 4 Aralık, 1945-İstanbul
 Ölü İşçiler Cumhuriyeti

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS