Sosyalist Dergi: 17 |  Basından |
Sapla Saman / Dil Bozumu - Umur Talu




SAPLA SAMAN

Umur Talu - Sabah, 1.09.2004


Başı kesilen, kafasına silah dayanıp katledilen insanlar. Kendi ülkemizden de, kendi mesleğimizden de insanlar.

Bu vahşete her türlü öfkeyi duyabilir, her tepkiyi gösterebilir, ne “direniş”le, ne “din”le ilgisi olduğunu söyleyebilirsiniz. Gözü dönmüşlük, insanlığın tükendiği yer diye niteleyebilirsiniz. Direnişin ötesine geçen taleplerin, tehditlerin, şantajların kör terörizm olduğunu, “insanlık dışı yaratıklar”ın, kutsal, insani olan her şeyi katlettiğini bas bas bağırabilirsiniz. İçimden gelerek, öfkelenerek, tiksinerek, sesimin çıktığı kadar öyle yapıyorum.

***

İstila ve işgal; milli, dini, insani gerekçelerle direnenlerin arasında, sapla samanı böyle karıştırır. Meşru, haklı gerekçeler de gölgelenir. Hepsi, hepsi kabul.

Ama bir tarz var ki, bize vahşi katilleri göstererek, medeniyetin zulmünü, işgalin haksızlığını, üniformalı katliamların vahşetini adeta aklıyor.

“Bak” diyor, “Bunları mı direnişçi diye savunuyorsun?” Ve el ve dil çabukluğuyla, “direniş” fikrinin ve eyleminin kendisini çamura buluyor.

“ Bak” diyor, “Bunlar dinci fanatik katiller.”

Ve el ve dil çabukluğuyla, millet, toprak, din, bağımsızlık gibi, paylaş paylaşma, insanların su-hava gibi doğallıklarını, tarihi kutsallıklarını çöpe atmayı teklif ediyor. Bak” diyor, “Irak Başbakanı, bu teröristlere karşı tarafsız kalınamayacağını” söyledi.

Ve el ve dil çabukluğuyla, o başbakanın bir “kukla” olduğunu, onun kendi eliyle insanları kafalarından kurşunladığını unutturuyor. “Bak” diyor, “Direnişçi, sivil-asker ayrımı gözetir... Uluslararası anlaşmalara uyar.” Ve el ve dil çabukluğuyla, işgalcinin sivil- asker ayrımı gözetmeden binlerce insanı öldürdüğünü, arkasında uluslararası hukuk olmadan bir ülkeyi istila ettiğini, Cenevre sözleşmesi filan takmadan esirleri, mahkumları işkenceden geçirdiğini örtüyor.

***

Aptallaştırma ameliyesinin hedefi şu: Sen, insanlığın hakikaten bittiği nokta olan, kamera önünde kafaya kurşun sıkma, baş koparma sahnelerine çivilenecek, insanlığından utanacak, işgale tepkinden, direnişin meşruluğuna inancından sıkılacaksın.

Üç beş katilin maskesi; çocukları, evleri, toprakları, onurları, inançları, aidiyetleri adına öfkelenen, isyan eden, başkaldıran herkesin suratına geçecek. Her direnişçide terörist, her isyancıda katil, her ayaklanmada barbarlık göreceksin. Ve süper güçleriyle ülke ülke abanarak sözde medeniyet projesi dayatanların ellerindeki kanı, dillerindeki yalanı, yaptıkları talanı haklı bulacak, makul karşılayacak...

Onlar “Batılı” ya... Onlar “muasır medeni” ya... Onlar “güçlü” ya... Tüm arsızlıklarının, tüm hırsızlıklarının, tüm insafsızlıklarının ardında secde duracaksın. Hiç tereddüt etmeden Irak Başbakanı gibi bir kukla, bir Allavi olacaksın. Maskeli vahşi katilleri lanetlemekten boğazın kuruyacak, sesin kısılacak, dilin tutulacak... Fransız gazetecilerin, diğer rehinelerin korkunç görüntüsünü, ismini ezberlerken...

Ne ismini, ne cismini, ne sayısını bildiğin onlarca insanın, “her direnen teröristtir” hamhumşaralopuyla katledilmesine omuz silkecek, vicdanından kopacak bir ses bile bulamayacaksın.

Tabii ki onlar katil. Ama, ötekiler de katil!




DİL BOZUMU

Umur Talu - Sabah, 10.11.2004



Utanmalı mı, öfkelenmeli mi? Utanç hak edenin olsun, bize öfke düşsün. Onlar da bugün “Atatürk’ü anacak”. Lakin, savaş kaybedip işgal edilmiş bu topraklarda Mustafa Kemal’in ilk kimliğinin “direnişçi” olduğunu düşünmeden, Irak’taki “direniş”e işgalci diliyle “operasyon düzenlemek” demekten utanmayacaklar. Adı “özgürlük” olan “büyük gazete”nin diline bakınız.

***

Başlık: “Felluce Savaşı”. Sayıca, silahça üstün işgalci ordu da buna “savaş” diyor. Oysa karşısında ordu yok; sadece direnişçi var. Fotoğraf: Minare hizasında mevzide ABD askerleri. Fotoğraf başlığı: “Ev ev, oda oda direnişçi avı”. Minare gölgesinde, başka bir dinin sloganları ile minareli kentin insanlarına bomba, kurşun yağdıran, evlerini, odalarını işgal edenlerin tek sıfatı “avcı”. İşbirlikçi olmaktansa, topraklarını, evlerini, odalarını, minarelerini savunmak isteyenler ise “av”.

Hiçbir tiksinme yok. Kusmuk bir dil! Spotlar: “Savaş başladığından beri en büyük operasyon”... “Hedef, Cellat Zerkavi”... “İlk gün 42 direnişçi öldürüldü, 10 bin sivil kaçtı”... “6000’e yakın direnişçinin 2 hafta içinde temizlenmesi bekleniyor”... “ABD Savunma Bakanı Rumsfeld ‘sonuna kadar gideceğiz’ dedi”.

İstila ve işgalin adı “savaş”. İşgalcinin, işbirlikçi kuvvetlerle, direniş sembolü kente saldırması ise “operasyon.” İzmir’e taşıyın bu dili, Antep’e, Maraş’a, İstanbul’a, Aydın’a, Manisa’ya, Adana’ya. Tarihinizi, işgalcilerin ülkenizdeki ilerleyişini bu gazete diliyle, “operasyon” diye okumayı deneyin! Yapabilir misiniz? “Hedef, Cellat” olacak ki, “operasyon” meşru olsun. “Terörizmle mücadele” olsun. Meçhul bir katilin kimliğinde, işgale direniş için silaha sarılan, canını hiçe sayanlar da aşağılansın.

Nitekim iç sayfada “direnişçiler” şöyle tanımlanıyor: “Amaç, koalisyon güçlerine saldıran, canlı bombalar yerleştiren, adam kaçıran, Türkler de dahil olmak üzere rehinelerin kellelerini kesen direnişçilerin yuvalarını yok etmek”.

Bu dili direnişçi arılar soksun, e mi! “Siviller kaçacak”. Ama neden kaçtıkları, evlerini, odalarını kimin bombaları yüzünden terk ettikleri önemsiz. Direnişçilerin de “sivil”olduğu, kaçanıyla kaçmayanıyla o halkın parçası olduğu silinecek. “2 hafta içinde temizlenmesi”. Demek öyle. Demek bu ancak “temizlik” olabilir. Silahının kanıyla işgalci ve dilinizin kiriyle siz “temizlik”ten söz edeceksiniz. 100 binden fazla ölünün üstüne yenileri, “temizlik” sayılacak. ABD öyle diyecek ve siz bu ülkede, bir Evanjelist komutan, kendisini Tanrı sanan bir Bush, bir işgalci diliyle kusacaksınız.

“Sonuna kadar gideceğiz”. Demiştir. Onun “son”u ne? Bir fikriniz var mı? Belki bir İngiliz, İtalyan, Fransız, Yunanlı komutan da bir zamanlar öyle demişti. Nedir son? Kaç bin ölü, işgal altında kaç ülke? “Komutanlar ‘Tarih yazacağız’ diye moral veriyor.” Demek tarih böyle yazılır. Kimin tarihi? Nasıl bir tarih? Siz bir işgal tarihinin işbirlikçi katibi misiniz?

Bozuk, ayıplı, yamuk gazete dili zaten haberin içinde tam sürçüyor: “Allavi basın toplantısı yaraka...”. Aynen öyle. Gazetenin haberinde, işbirlikçi kuklanın “yaparak”ı işte bu hale gelmiş. Artık “yalaka” mıdır, başka şey mi, bilmiyorum. O dile münasip!

***

Türkiye gibi bir ülkede, bir gazetenin, işgalin kanlı, iğrenç sayfasını bu dille anlatması ayıptır. Aynen, tam da işgalcinin direnişe saldırdığı gün, Başbakan’ın Bush’u arayıp seçim için tebrik etmesi gibi!

 
Yazarın Diğer Yazıları
 “İsmail Beşikçi ve Türkiye’de İfade Özgürlüğü” Sempozyumu ve CİA Kuruluşları* - Ahmet Kaplan
 Taraf ve Baransu’nun “Yoldaş General” Asparagası
 Suriye’de Savaşı Medya Yarattı / Daniel Abdülfettah
 Bir Devin Çöküşü / Adnan Bostancıoğlu
 Sapla Saman / Dil Bozumu - Umur Talu
 Tan Matbaası Baskını / 4 Aralık, 1945-İstanbul
 Ölü İşçiler Cumhuriyeti

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS