Sosyalist Dergi: 16 |  Diğer Yazarlarımız |
Irak Komünist Partisi (Kadro)’nun Iraklı İşçilere, Köylülere ve Öğrencilere Çağrısı

Iraklı işçilere, köylülere ve öğrencilere çağrımızdır!
Özgür vatan, mutlu halk!
Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar, birleşin!
Iraklılar: İşgale karşı direnin!
Nerede olursanız olunuz, bütün direnişçiler!
Büyük Irak Halkımızın oğulları ve kızları!
Amerika ülkemizi işgal etti ve Bağdat’ın düştüğü günü bayram ilan etti. Aynı zamanda, büyük Temmuz Devriminin yıldönümünü bayram olmaktan çıkardı. Paul Bremer’in konseyi, geçmişinden bütünüyle kopan Irak Komünist Partisi Sekreterinin de içinde bulunduğu konsey, bu kararları onayladı.
Komünistler, kendi önderlikleri altında yurtsever güçlerin görkemli birliğini temsil eden Temmuz 1958 Devrimiyle her zaman büyük gurur duydular. Bu nedenle, kırk yıl boyunca kendilerini bu devrimin sağlam ilkeleri ve başarılarıyla yetiştirdiler. İşte bu yüzden, Devrimin Yıldönümünü iptal edip Bağdat’ın işgal edildiği günü bayram ilan edenler, bu ağır suçun, bu büyük utancın lanetini her zaman üzerlerinde taşıyacaklardır. Bu karar, aynı zamanda, Irak’ın yurtsever ve komünist hareketinin dört nesilden beri verdiği bütün şehitlere karşı açık bir ihanet eylemi anlamına gelmektedir.

İhanet Çizgisi
Ne var ki, Irak Komünist Partisi Sekreterinin ve çetesi içinde yer alan grubun bu ihanet çizgisi bir günde ortaya çıkmadı. 2 Nisan 2003‘te Parti gazetesi Tarik el Şaab (Halkın Yolu), bir grup Komünist Partili savaşçının, işgale karşı vatanlarını savunan Irak ordusuna karşı Amerikan ordusuyla birlikte çarpıştığını ilan etti. Üstelik bu savaşçılar, Partinin kuruluş yıldönümünü bile cephede kutlamışlardı.
Daha öncesi de var: Parti, Kürt davasını Irak halkının genel davasının önüne geçirmek için bir yığın gerekçe üretme başladığında, ırk ayrımcılığının sözcüsü haline gelmişti. 1992 yılından beri, Kürdistan‘ın Irak‘a uygulanan ambargodan muaf tutulmasını talep ediyordu. Parti, Kürt hareketinin en şovenist kesiminin yeni bir sözcüsü ve Irak‘ın federal temelde bölünmesinin propagandacısı olmuştu.  Irak‘ın bölünmesine hazırlık olması için ilk harekete geçen kişi, Komünist Partisini Irak partisi ve Kürdistan partisi olarak ikiye ayıran dönek Hamid Mecid‘den başkası değildir. Oysa, herkesin bildiği gibi, istisnasız bütün federal devletlerde, örneğin Rusya‘da, Almanya‘da, Hindistan‘da ve Kanada‘da tek bir Komünist Partisi vardır. Üstelik, 1990‘dan itibaren Parti kendi kimliğini kaybetmişti, tehlikesiz işler peşine düşmüş, sonunda sadece değerlendirmeler ve “şunlara karşıyız“, “bunlardan yanayız“ türünde ilke açıklamaları yayınlayan bir yapıya dönüşmüştü. Kurduğu bütün ittifaklar, İslam Konseyi ve iki Kürt partisi gibi, bölge devletleri ve dünya emperyalizmiyle bağlantılı güçlerden ibaretti.

CİA‘nın Hazırladığı Plan
Partinin Amerika‘yla kurduğu ittifak ilişkisi hem gizli hem açıktı ve şu meşhur Londra Konferansında bir araya gelen Amerikan destekli muhalefetin çerçevesi dışında kalan resmi ziyaretlerle taçlandırılmıştı. 13 yıldır devam eden özel buluşmalar ve Irak Kongresi çerçevesindeki toplantılar sürecinde, Parti, Amerikan Merkezî İstihbarat Örgütü CİA‘nın kendisine hazırladığı plan doğrultusunda hareket etti. Bu planın ana hatları şunlardı:
Irak‘ın istila edilmemesini sağlayacak makul çözümler arayışı içinde olan bütün güçleri yurtsever hareketin dışına atmak.
Siyasi liderlere ve yabancı devletlere yardım çağrılarıyla başvuran konferanslar düzenlemek; art niyetli süslü püslü bildirilerle dünya kamuoyunu etkileyip ambargoyu, İngiliz-Amerikan saldırılarını ve sonunda istilayı kabul edecek noktaya getirmek.
Irak halkının dikkatlerini başka yöne çekecek ve onları sarsacak suikastlar tertiplemek.
İstila hazırlıkları sürerken içte ve dışta rejimin dikkatini başka yöne çekecek eylemler düzenlemek.
Irak ordusu hakkında istihbarat toplamak ve istenilen haritaları temin etmek.
İngiliz-Amerikan kuvvetlerinin Irak‘a düzenlediği her saldırıdan sonra genel durum değerlendirmeleri yaparak istilacılara Irak‘ın güçlü ve zayıf yönleri konusunda bilgi vermek.
Irak kamuoyunu ulusal, Arap, İslam ve Doğulu kimliğinden vazgeçme noktasına getirmek için gayret sarfetmek.

Kılavuzu Karga Olanın...
Partinin ve hatta Londra Konferansına katılan bütün örgütlerin istilacılara temin ettiği bilgilerin çoğunun yanlış olduğu biliniyor. Amerikalı müttefiklerinin şu anda Irak‘ta içine düştüğü çıkmaz, bunun kanıtıdır. Ama bu yanlışlar, kendi ortamlarından kopmuş, bu nedenle de halkın gerçekte ne düşündüğünü bilmeyen kişilerin hayal dünyasının ürünüydü. Halktan kopmuş bu kişiler, Irak halkının da kendileri gibi düşündüğünü ve tıpkı kendileri gibi yurtseverlikten hiç nasiplenmediğini sanıyorlardı. Bu kişilerin başlıca kaygısı kendilerini efendilerine beğendirmekti ve bu yüzden ona gerçekleri değil, onun hoşuna gidecek şeyleri söylüyorlardı. Bu kişilerin gözünde kendi halklarının pek bir değeri yoktu, öyleyse onları istilacılara köle olarak satabilirlerdi. İş öyle bir noktaya vardı ki, bu kişiler, işgal askerlerinin, elleri arkaya bağlanmış kadın yurttaşlarımızın üstünü aramasını bile zevkle seyrettiler.

Direniş Yayılıyor
Bütün dünya Irak direnişinden etkilendi. İşgal ordularının komutanı Abizeid ve yardımcıları, direnişin varlığını itiraf etmek ve Orta Fırat bölgesini yeniden savaş bölgesi ilan etmek zorunda kaldılar. Abizeid, Saddam Hüseyin öldürülse bile direnişin devam edeceğini açıkça kabul etti.. Vaşington‘da yayınlanan Amerikan gazeteleri ile Irak‘ta çıkan el Mu‘tamar (Kongre) gibi gazeteler, Irak Yurtsever Direnişinin giriştiği silahlı eylemler konusunda haberler yayınlıyor. Bütün bunlara rağmen, Komünist Partisinin yayınlarında bu eylemler önemsiz gösteriliyor, bu eylemlerin „eski rejimin kalıntıları“ ve „teröristler“ tarafından yapıldığı söyleniyor ve halka bu eylemleri kınama çağrısı yapılıyor.

Hainlerin Maskesi Düştü
Son yıllarda resmi Parti basınında ve Parti yetkililerinin demeçlerinde hem Parti içindeki en yiğit savaşçıları, hem de Dr. el Musfir, yayın yönetmeni Abdülbari Atvan, İmam Fadlallah, İmam Nasrallah gibi en yiğit Arap yurtseverlerini karalama gayreti göze çarpıyor. Gazetelerin ve uydudan yayın yapan televizyon kanallarının muhabirlerini bile, olayları Hamid Mecid‘in, efendisine göstermek istediği şekilde değil de, sadece kendi gözleriyle gördükleri gibi anlattıkları için kınıyorlar. Parti basınının benimsediği politikanın, Partimizin kimi liderlerinin ve onlara uşaklık edenlerin ahlâki çöküntüsünden esinlendiği birkaç gün içinde kanıtlanıyor. Ahlâki çöküntülerini başkalarına da bulaştırmaya çalışıyorlar. „Herkes böyle yapıyor“ veya „yurtseverlik bugün bunu gerektiriyor“ gerekçesine sarılarak kendilerini savunuyorlar. Sözünü ettikleri yurtseverlik, herhalde kendi hastalıklı Amerikan yurtseverlikleri. Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon‘un bir belgesi ile Sayın Kasım Sirhan‘ın bulduğu başka bir belge, bu kişilerin ahlâki çöküntüsünün hangi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor. Her iki belge de internette yayınlandı. Belgeler, dönek Hamid Mecid‘in grubunda yer alan belli başlı kişilerin Amerikan Merkezî İstihbarat Örgütü CİA‘dan para alan ajanlar olduğunu gösteriyor. CİA‘nın ödeme listesinde yer alan isimler şunlar: Falih Abdulcabbar, Zuheyr Cezairi, Hamid Mecid, Kâzım Habib, Abdulhalik ve Hammudi Celaleddin.

Halk Düşmanları Kol Kola
Hamid Mecid alçağı, işgalcilerin atadığı Geçici Yönetim Konseyine kendi dini cemaatinin temsilcisi olarak katıldı; böylece, Irak‘ın, halkın nefret ettiği ve durmadan kardeş kavgalarına yol açacak olan mezhepçilik çukuruna yuvarlanmasının yolunu açtı. Konseyde, kendisini 1996‘da Şam‘da yapılan bir toplantıdan kovan kişinin emri altında çalışıyor. Bu kişi, aynı zamanda, 1963‘te komünistlerin öldürülmesi için fetva vermiş, ulusal önder Şehit Abdülkerim Kasım‘ın devrilmesi ve büyük Temmuz Devriminin boşa çıkarılması için CİA‘yla işbirliği yapmış bir adamın oğludur. Öte yandan, bizim eski rejimle olan kavgamız, herkesin bildiği gibi, tek bir kişiye karşı değil, çeşitli kurumlardan ve şahsiyetlerden meydana gelmiş bütünsel bir yapıya karşı mücadele anlamına geliyordu. Oysa, dönek Hamid Mecid‘in liderliği altında Parti, bu anlayışı bir kenara bırakmış ve mücadeleyi tek bir kişiye karşı kavgaya çevirmiştir. Bu yüzden, Hamid Mecid şimdi eski rejimin yurtsever harekete karşı en sert ve en kanlı baskılardan sorumlu Mushan el Cabburi, Vefik el Samarrai, el Hazraci, el Salihi, el Bezzaz gibi temsilcileriyle birlikte çalışıyor.

Siyonistlerin Emrinde
Arap-İsrail çatışmasına gelince, ne yazık ki, Parti, bu konuda, Irak‘ı mücadelenin dışına itmeyi, silahsızlandırmayı ve uluslararası Siyonizmin kölesi haline getirmeyi amaçlayan ayrıntılı bir planın belirlediği yolda yürüyor. Bu planın öğelerinden birisi, Irak‘ın Arap karakterine ve Irak‘ta yaşayan Filistinli ailelere karşı düşmanlık ruhunu yaymaya çalışmaktır. Kimi Partililer, Filistinli aileleri yaşadıkları evlerden zorla kovacak ve eşyalarını sokağın ortasına atacak kadar ileri gittiler. Buna karşılık, Parti, Irak‘ta gayrimenkul satın alan zengin Yahudiler konusunda sesiz kalıyor ve hiçbir şey yapmıyor. Aynı şekilde, İsrail Meclisi Knesset‘in gönderdiği heyetlerin Kürt bölgesine açıkça ve Bağdat‘a gizlice ziyaretlerde bulunması konusunda da hiçbir yorum yapmıyor. Bağdat‘ın düştüğü gün, yurtdışındaki Parti örgütleri, Irak kökenli bir İsrailli Yahudinin başkanlık ettiği „Liberaller“ adlı örgütün düzenlediği gösterilere katıldılar. İskandinav ülkelerinin sokaklarında Filistin direnişini lanetleyen ve „Bütün dünya gerçeği görecek ve Araplarla İsrail arasındaki düşmanlığın nedeninin İsrail işgali değil, Filistin terörizmi olduğunu anlayacaktır“ pankartını açan kişilerle yan yana yürüdüler. Komünist harekette Ebu Regal rolünü üstlenen (Ebu Regal, İslamiyetten önceki dönemde, Mekke‘yi fethedip Kâbe‘yi yıkmak ve böylece Arapların Hac için bir Hıristiyan kilisesine gitmelerini sağlamak amacıyla Abraha komutasında sefere çıkan Habeşistan ordusunun kılavuzluğunu yapmayı kabul eden işbirlikçi hainin adıdır) Hamid Mecid‘in de içinde bulunduğu Kuklalar Konseyi, işte bu doğrultuda hareket ederek, Irak‘ı işgal eden gücün istediği şekilde Irak‘ı silahsızlandırmayı kabul etti. Kurulacak Irak ordusuna ilişkin olarak işgalcinin hazırladığı kararname, İsrail‘in güvenliğini sağlama almak amacıyla, Irak ordusunun kullanabileceği en ağır silahın makineli tüfekle donatılmış araçlar olmasını emrediyor. Bu ordunun elinde tank da, uçak da, füze de bulunmayacak.

Özelleştirme Felâketi
Önemli bir konu daha var. Irak‘taki Amerikan projesinin ekonomik ilkelerinden birisi, zarar ettikleri gerekçesiyle kamu işletmelerinin özelleştirilmesidir. Bu uygulamanın doğrudan doğruya felâket yaratan sonuçlarından birisi, sosyal güvenlik sisteminin ve bu sisteme bağlı olarak parasız sunulan tıbbi bakım, eğitim gibi hizmetler ile ücretli tatil hakkının iptal edilmesi oldu. Felâketli bir başka sonuç, özelleştirmenin, her yerde olduğu gibi, rüşvet, iltimas, suistimal gibi yöntemlere açık olmasıdır. Kuklalar Konseyinde yer alan grup ve bu gruba bağlı elemanlar ile eski rejim döneminde ambargodan yararlanarak büyük servetler biriktiren ve rejim adına şirket yöneticiliği yapan Mushan el Cabburi gibi kişiler hisse satın alabileceklerdir. Yani, eski rejimin faşist üyeleri şirketlerin kontrolünü tekrar ele geçirecekler, ama bu kez bunu halkın birikimlerini kullanarak yapacaklardır. Amerikan ekonomik planının ne anlama geldiği, işgalin yolaçtığı kâbusun ve işgalle bağlantılı can ve mal kaybının üzerine bir de olağanüstü yaygınlaşan işsizliğin, açlığın ve yoksulluğun eklenmesiyle iyice ortaya çıkmaya başladı. İşte bu yüzden, işgal altındaki Irak‘ta işçi sınıfının yaptığı ilk gösteride, İşçi Sınıfının Partisi olduğu sanılan örgütün hedef alınarak kınanması hiç de şaşırtıcı bir durum olmamıştır. Çünkü bu örgüt, Konseyde yer alabilmek için, en zor günlerini yaşayan işçi sınıfına ihanet etmiş; böylece kendisini işçiler açısından önemsiz bir kayıp, Konsey açısından önemsiz bir kazanç durumuna sokmuştur.

Komünist Hareketin Mirası
İşçiler ve Köylüler, Öğrenciler! Büyük Irak Halkımızın oğulları ve kızları!
Irak Komünist Partisi içerisinde yer alan Ebu Regal çetesinin, işgal yönetimiyle yaptıkları işbirliğini mazur göstermek için sarıldıkları bahane ve açıklamalar, onların alınlarına yapışan silinmez lekeyi asla gizleyemeyecektir. Güçlerinin savaşı durdurmaya yetmediğini, Fransa gibi devletlerin Irak‘a yönelik saldırıyı önleyemediğini, işgalin artık bir gerçek olduğunu, bu gerçeğe karşı işgal kurumlarının içinden mücadele etmek gerektiğini vb. vb. öne sürüyorlar. Bütün bu görüş ve iddialar baştan aşağıya yanlıştır. Komünist hareketin mirası, hem geçmişte, hem günümüzde barış ve halkların kurtuluşu mücadelesinin ürünü olmuştur, saldırı ve işgalin değil. Komünist hareketin mücadelesi, geçmişte ya da günümüzde, işgal makamlarının aleti olmayı asla içermemiştir. Komünist hareketin tarihinde ulusal direniş savaşçılarını ihbar etmek, Hamid Mecid‘in Bremer‘in Konseyine katılmak için kabul ettiğine benzer koşulları kabul etmek yoktur. Dünyanın hiçbir tarafında komünistler birinci ve ikinci dünya savaşını veya bu savaşların yol açtığı işgalleri önleyemediler. Ama bu iki savaşa karşı da mücadele ettiler ve işgal altına düşen ülkeleri kurtarmak için silaha sarıldılar. Lübnan Komünist Partisi, Lübnan‘ın işgal edilmesini önleyemedi, ama kardeş yurtsever partilerle birlikte silaha sarıldı ve Lübnan toprakları işgalcilerden temizleninceye kadar Komünist Partisinin üyeleri seve seve şehit oldular. Birleşmiş Milletler Irak‘ın işgal edildiğini kabul ettiğine göre, işgale karşı silahlı direnişin meşruiyetini de tanımıştır. Partimizin yayın organları, „işgal kuvvetleri“ kavramı yerine „Koalisyon Kuvvetleri“ kavramını, „işgal yönetimi“ kavramı yerine „yönetim“ kavramını kullandıklarında halka zehirli mesajlar vermiş oluyorlar. Biz Iraklı komünistler bu uğursuz mesajlardan asla sorumlu değiliz. „İşgalciler değil, kurtarıcılar“ deyişine hiç de yabancı sayılmayız. İngiliz işgalcileri 1920‘de bize bu deyişle sesleniyorlardı. Öteki halkların deneyiminden de haberdarız. Bugüne kadar dünyada hiçbir halk, „işgal kurtuluş demektir“ sloganıyla kandırılamadı.

İşgalcileri Kovacağız
İşçiler, Köylüler ve Öğrenciler!
Tacirler! Iraklı aşiretler ve etnik gruplar!
Biz Iraklı komünistler hiçbir zaman işgalcileri desteklemedik ve işgalcileri destekleyenlerle birlikte olmadık. Bugün de işgalcileri desteklemiyoruz ve işgalcileri destekleyenlerle birlikte değiliz. İşgal kuvvetleri baş düşmanımızdır ve işgalcileri kovmak için bütün gücümüzle çalışıyoruz. Hangi ideolojik eğilimde olursa olsun, bütün Iraklı direnişçilerin yanındayız. İşgalcilere karşı kahramanca direnişe geçen şerefli Irak halkıyla birlikteyiz. Geçici Yönetim Konseyi veya işgalciler tarafından kurulmuş bütün benzer sahte kurumlar, Paul Bremer‘le birlikte halkımıza karşı komplo kuran kuklaların konseyleridir.

Irak Bölünmez Bir Bütündür
Irak‘ın hiçbir bölgesinin öbür bölgelerden daha ayrıcalıklı olmadığını bütün gücümüzle haykırıyoruz. Bütün Irak halkları -Araplar, Kürtler, Asuriler, Türkmenler, Keldaniler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Manikeanlar, bütün milliyetler ve etnik gruplar- tek bir bütündür. Aynı özlemleri ve kaygıları taşıyan birleşik bir halkımız var. Bu temel üzerinde ülkemiz de bir bütündür ve şurada burada ister idari, ister federal, ister etnik tabela taşısın, himaye altında tutulan acaip devletçiklere bölünemez.

Çağrımız Size
İşte bu görüşler temelinde size samimiyetle sesleniyoruz:
Ulusal direnişe tamamıyla güveniniz ve direnişçilere her türlü desteği sağlayınız!
İşgal makamlarını tanımayınız, onları toptan reddederek silahlı direnişe katılınız!
Toplu gösteriler düzenleyiniz, genel grev yapınız! Böylece işgale karşı ulusal direnişin siyasi kanadını oluşturunuz!
Yaşasın Irak!
Yaşasın kahraman direniş savaşçıları!
Yaşasın işgale karşı mücadele eden Irak Yurtsever Hareketi içerisinde yer alan bütün akımlar!

Irak Komünist Partisi (Kadro)

Arapçadan İngilizceye çeviren: Muhammed Ebu Nasr
İngilizceden Türkçeye çeviren: Ali Vuslat



 
Yazarın Diğer Yazıları
 POPÜLİZME AÇIK MEKTUP / Sadık Ekrem
 YOL / Hüseyin Umut
 Sendikal Bakış ve Örgütlenme İlkeleri / Selçuk Kaya
 Emperyalizmin Özelleştirme Saldırısı / Bircan Uğurlu
 Yeniden ve Her Zaman Yol / Kenan Sancar
 Kapitalist Devlet Değişti mi? / Harry MAGDOFF
 ÖZELLEŞTİRSEK DE Mİ YESEK? / İsmet Aktan
 İŞÇİNİN PENCERESİNDEN / Hüseyin Umut
 1917 Büyük Ekim Devrimi / Sadık Ekrem-Ö. Alpsar
 Marks'a Dönüş / Ellen Meiksins WOOD
 Düşüncemizi Nasıl Yayalım / Leo Hubermann
 Partili Bireyin Sorumlulukları / Ali Yıldız
 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ / HÜLYA YEŞİL
 "POST" TEORİLER VE KÜRESELLEŞME / DOUG HENWOOD
 SAĞLIK YASA TASARILARI VE SAĞLIKTA ÖZELLEŞTİRME / SELÇUK KAYA

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS