Sosyalist Dergi: 14 |  Unutma Köşesi |
Zekeriya Kılıcıkan

İnsan vardır yaşarken anılır, insan vardır öldükten sonra anılır, kimileri de hem yaşarken hem öldükten sonra anılır.

Zekeriya yoldaş da bunlardan biri, tıpkı bir Boz Mehmet, bir Talip Öztürk, bir Ali İhsan Özgür, bir Avni Ece ve Zeki Şahin gibi, bizden ayrı olsa bile her zaman yanımızda, kalbimizde yaşıyorlar, yaşayacaklar.

Zekeriya yoldaş, 24 Haziran 2002 tarihinde İstanbul’da elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı. Ölümünün birinci yılında, Batman’da bulunan ailesine, eşine ve çok sevdiği çocukları Eylem, Rojda, Veysel ve Kadir’e Ürün dergisi adına başsağlığı diliyor ve acılarına ortak olmayı kendimize onurlu bir görev kabul ediyoruz.

Zekeriya yoldaş’ı 1977 yılında Batman İGD hareketinde tanıdım. İlk kurulan İGD yönetiminde yer aldı. Sınıf bilincini proletarya ve işçi sınıfı disiplinini hep ön planda tuttu, bütün gücüyle kendini hareketin gelişmesine adadı. İLD ve İGD’nin bölgede gelişip büyümesi için elinden gelen herşeyi yaptı. Bu özverili çabalarından dolayı tüm genç arkadaşlar onu kendilerine örnek aldılar. Fedakâr çalışmalarından dolayı bölgede bulunan gerici faşist kontrgerilla güçlerinin silahlı saldırılarına maruz kaldı, çeşitli dönemler kısa süreli tutuklanmalarla sindirilmek istendi. Bunca baskı ve yıldırma çabaları bile Zekeriya yoldaşı hareketten koparamadı. Kendisini mücadeleye adamıştı. Ürün ve İlerici Yurtsever Gençlik dergilerinin dağıtımını bizzat kendisi yapardı.

1980 yılında tutuklanan Zekeriya yoldaş, Diyarbakır’da yargılanıp işkenceye aruz kaldı. Cezası kesinleşip beş yıl ceza aldı. Uzun sayılan bu beş yılını Diyarbakır zindanlarında geçirdi. Ölümle alay edercesine yapılan işkencelere göğüs gerip direndi. Onurlu direnişi ve kararlılığı, diğer tutuklular tarafından saygıyla karşılandı. Kısıtlı imkânlarla kendini politik olarak geliştirdi, birlikte olduğu çeşitli örgüt mensuplarıyla içiçe yaşayıp tartıştı, sınıf bilincini işçi disiplinini onlara kabul ettirdi. İçerde sevilen, saygı duyulan biri oldu. Cezası bittikten sonra Batman’a döndü, bir süre tedavi görüp dinlendi. 2000 yılında kendisiyle İzmir’de karşılaştık. Konuşmalarımızda hiç değişmediğini, aksine daha da kararlı bir kişilikle mücadele vereceğini açıkladı. İlk Ürün dergisini elimde gördüğünde gözlerindeki pırıltıyı, sevinci anlatmam imkânsız. İzmir’deki dostlarıyla tanışıp görüştükçe coşkusu artıyordu. Yavaş yavaş çalışmalarımıza katılmaya başladı. Eski günlerdeki gibi destek vereceğini, hareket içinde aktif olarak yer almasa bile maddi, manevi desteğini elinden geldiğince vereceğini söyledi. Kendisiyle en son İstanbul’da kazadan 15 dakika önce görüştüm. Eski arkadaşlarla oturup mücadele verdiğimiz günleri konuştuk. Ayrılma zamanı geldiğinde, vedalaşıp ayrıldık. O anı unutmak mümkün değil, Zekeriya yoldaşı unutmak imkânsız.

Ölümünün birinci yılında saygıyla anıyoruz.
Mücadelesi bize ışık tutacaktır.
Yaşayanlar, bu uğurda ölenlerin tutmaz yasını.
Yolumuz işçi sınıfının yoludur.

İzmir Ürün okurları adına Atilla Ertaş



Fulya Gürses

Dergimizin yazarı, sevgili yoldaşımız Fulya Gürses’i 4 Mayıs 2003 tarihinde, uzun süredir boğuştuğu amansız hastalık sonucunda kaybettik. Bütün yoldaşlarımızın ve dostlarımızın başı sağolsun. 6 Mayıs günü yapılan cenaze törenine Ürün Sosyalist Dergi ve TÜM-İGD’li gençler geniş biçimde katıldılar.

Fulya Gürses 1950 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. 1969 yılında Sosyalist Gençlik Örgütü (SGÖ) saflarında başladığı sosyalizm mücadelesini yaşamı boyunca sürdürdü. Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi oldu. 1975-1980 yılları arasında TÜM-DER İstanbul şubesinin kurucu Yönetim Kurulu üyesi ve sekreteri olarak çalıştı. TÜM-DER 12 Eylül 1980 cuntası tarafından kapatılıncaya kadar da derneğin Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptı. 1981 yılında tutuklandı ve yargılandı. Yirmi yıl boyunca felsefe öğretmenliği yaptı. Meslek yaşamı boyunca öğretmen hareketinin aktif bir elemanı oldu, TÖB-DER saflarında yer aldı.

Eşi Hasan Basri Gürses’le birlikte hazırladıkları Dünyada ve Türkiye’de Gençlik adlı araştırmayla 1977-1978 Yunus Nadi Armağanı birinciliğini kazandılar. Köylü kooperatif hareketinin önde gelen isimlerinden Akın Özdemir’in faşist katiller tarafından öldürülmesinden sonra anısını yaşatmak üzere 1980 yılında KÖY-KOOP tarafından düzenlenen araştırma-inceleme yarışmasında Kır Yoksullarının Günümüzdeki Durumu ve Geleceği adlı araştırmasıyla birinci oldu. 1991 yılında Seyhan Belediyesi’nin işçi sınıfımızın ünlü yazarı Orhan Kemal anısına düzenlediği yarışmada Ekmek adlı öykü dosyasıyla Orhan Kemal Öykü Ödülü’nü kazandı. 1997 yılında Duvar adlı öykü kitabı yayınlandı. Kapitalist restorasyoncu Gorbaçov’un liberal masallarına karşı kararlı biçimde mücadele eden ve “döneklik fırtınası”na tutulan sosyalizm kaçkınlarını hiç affetmeyen Fulya Gürses, bu ikinci öykü kitabını “son nefeslerine kadar sosyalist inançlarıyla yaşadılar ve bu uğurda mücadele etmekten geri durmadılar” diye tanımladığı Dr. Nejat Yazıcıoğlu ve Altuğ Yaral yoldaşların anılarına sundu.

İşçilerin ve emekçilerin dostu, örnek aydın Fulya Gürses yoldaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.



HAYDAR ŞANLI


İzmir TKP parti örgütünün emektarı Haydar Şanlı yoldaşımızı 23 Haziran 2003’te kaybettik. Likidasyon sürecine dek en zor dönemlerde kavgayı omuzlayan ve 12 Eylül öncesi Tüm Hastane İşçileri Sendikası (Tüm Has-İş) başkanlığı yapmış olan Haydar Şanlı’nın birçok işkolunda emeği olmuş ve mücadelede saygıdeğer bir yer edinmiştir.

Onun en zor dönemlerdeki mücadele azmini yaşatacağız.



Harun Karadeniz

ANISI MÜCADELEMİZE IŞIK TUTUYOR


1942 yılında Giresun’un Alucra ilçesinin Armutlu köyünde dünyaya yoksul bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Harun Karadeniz, Samsun’da lise öğrenimini tamamladıktan sonra 1962 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin inşaat fakültesine girmiştir.

Üniversiteye girdikten iki yıl sonra 1964 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi Talebe Cemiyeti’ne girerek politik hayata ilk adımını atmıştır. Öğrenci arkadaşlarıyla birlikte yayınladıkları “Yeni Kovan” dergisini iki sayı çıkarmışlardır. İlerici düşüncelerle kapsamlı şeklide 1964 yılında Talebe Cemiyeti’nde yapılan “Türkiye’nin Kurtuluş Yolu Ne Olmalıdır?” tartışmasıyla tanışmıştır.
7 Kasım 1967’de “Özel Okullar Devletleştirilsin” kampanyasının hazırlanmasında önemli katkıları olan Harun Karadeniz, 15 Haziran 1968’de “İlkokullardan Üniversiteye Dek Eğitim ve Devrim” sloganı ile eğitim sisteminin iyileştirilmesine yönelik eylemlerle birlikte İTÜ Öğrenci Birliği Başkanı olarak üniversite işgalini başlatan kişi olmuştur. 6. filoya karşı yapılan eylemlerde de önemli görevler alan Harun Karadeniz, 19 Ekim 1968 tarihinde polise taş attığı ve öğrencileri kışkırttığı gerekçesiyle tutuklanmıştır.

Bu dönemlerde diğer arkadaşları ile fikir ayrılığı yaşadı. Öğrencilerin yapabileceklerinin sınırlı olduğu ve bunun içinde daha yetkin işçi ve emekçi kitlelerle bütünleşmiş örgütlülükler kurmanın gerektiğini söylüyordu. İçinde yer aldığı bütün faaliyetlerde hep emek cephesinin perspektifi ile hareket etmek için yoğun çaba sarf etti. Bu yönü onu döneminin diğer gençlik önderlerinden çok daha ileriye taşımıştır.

Aralık 1973’te rahatsızlığı nedeniyle Türkiye’de tedavi olanakları tükenince İngiltere’ye gitmek zorunda kaldı. Fakat geç kalındığı için kolunu kaybetti. “Olaylı Yıllar ve Gençlik”, “Eğitim Üretim İçindir”, “Yaşamımdan Acı Dilimler”, “Kapitalsiz Kapitalistler” gibi eserleri yayınlanan Harun Karadeniz Türkiye’ye döndükten kısa bir süre sonra 15 Ağustos 1975 günü İstanbul’da yaşama veda etti. Harun Karadeniz örnek kişiliğiyle dönemine ışık tutmuş, derin ve kapsamlı araştırmaları, sadece boş zamanlarını değil tüm yaşamını toplumsal kurtuluş kavgasına adamış devrimci militanlığıyla; ilerici gençliğin çetin mücadele yolunu sönmez bir meşale gibi aydınlatmaya devam ediyor.


1967-1968 İTÜ Arı Yıllığı’nda Öğrenci Birliği Başkanı

Harun Karadeniz’in Yayınlanmış Sözleri:

Gençliği ülke sorunları ile ilgilenmeyen bir ulusun sonu gelmiş demektir.

Gençlik olarak biz, ülke sorunları ile ilgilenmeyi görev biliyoruz ve ülke sorunlarıyla ilgilenip etken olduğumuz ölçüde görevimizi yaptığımıza inanıyoruz. Çünkü ülkenin geleceği, gençliğin geleceğinden ayrı düşünülemez. Biz ülke sorunları ile ilgilenmekle, gerçekte kendi geleceğimize sahip çıkmış oluyoruz. Yaşlı kuşağın bize devredeceği Türkiye’yi, Amerikan üslerini, bizi Amerika’ya bağlayan ikili anlaşmaları, yıldan yıla artan dış borçları ve Türk halkının nasıl sömürüldüğünü görüp de ülke sorunlarıyla ilgilenmemek en yumuşak söyleyişle ihanettir. Türk ulusuna ihanettir. Türk devletinin geleceğine ihanettir.

Gençliğin ülke sorunlarıyla ilgilenmesi ve sömürülen Türk halkından yana eylemler yapması, sömürgen çevreleri tedirgin etmekte ve bu çevreler “Gençlik siyaset yapıyor” diye feryadı basmaktadır.

Egemen sınıfın isteğine kalırsa, onlar bizi yönetecekler, ömrümüz boyunca acısını çekeceğimiz ikili anlaşmalarla bizi bir yabancı devlete bağlayacaklardır. Fakat biz kadere boyun eğeceğiz, bu ikili anlaşmalara karşı çıkmayacağız.

Bir doğu-batı savaşında onlar Türkiye’yi bir nükleer hedef haline getirecekler. Fakat biz NATO’ya karşı çıkmayacağız.

Bütün yer altı kaynaklarımızı Amerika’ya peşkeş çekecekler, fakat biz bu sömürünün hesabını sormayacağız.

Köylünün ürününü ucuza kapatarak köyle kardeşlerimizi sömürecekler, fakat biz köylüyü sömürüyorsunuz dahi demeyeceğiz.

Kıbrıs’ta yolumuzu kesen 6. filo İstanbul Limanı’na demirleyecek, fakat biz 6. filoyu protesto etmeyeceğiz.

Meslek bilgimizi kullanarak lüks binalar inşaa edeceğiz, fakat bu binalarda kimlerin yatıp kalktığını sormayacağız.

Mühendis olarak silahlar yapacağız, fakat bu silahlar küçük ücretlerine zam isteyen işçi kardeşlerimize çevrildiği zaman ses çıkarmayacağız.

Bugünün öğrencileri yarının meslek adamları olarak ülkemizin bütün sorunları ile ilgilenmek zorundayız.

Öğrenciliği bitirip meslek hayatına atılacak olan biz mühendisler için iki yol vardır. Bu yollardan biri, kim için ve ne için üretim yaptığını düşünmeksizin egemen sınıfların yararına üretim yapmaktır. Kısaca neden ve niçinini düşünmeksizin bir miktar karşılığında üretim yapmak yani robotlaşmak.

İkinci yol ise kim için ve ne için çalıştığını bilerek emekçi halkın yararına üretim yapma olanaklarını aramaktır. Bir başka deyişle, ikinci yol küçük bir azınlığın yararına robotlaşmak değil, büyük çoğunluğun, yani toplumun yararına çalışarak insanlaşmak yoludur.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Onbeşler yaşıyor, savaşıyor!
 TARİHİMİZDEN : 14 EKİM 1979 SEÇİM KAMPANYASI
 İbrahim Güzelce
 Doğu Halkları Komünist Örgütlerinin İkinci Tüm-Rusya Kongresi’nde Söylev
 UNUTMA
 Unutma
 İsmail Yılmaz’ı Unutmayacağız
 Yiğit İşçi Önderi Güzelce’yi Andık

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS