Kitap Dizisi:4 |  Diğer Yazarlarımız |
KÜRESELLEŞME ÜZERİNE / Paul M. SWEEZY

Çev. Ali Vuslat

Son birkaç yıldır "küreselleşme" konusunda çok şey yazıldı. Bu yazına katkıda bulunmak gibi bir niyetim yok, sadece konuyu kapitalizmin tarihine ilişkin kendi anlayışım bağlamında ele almak istiyorum.

Küreselleşme bir durum ya da olgu değildir: çok uzun bir zamandan beri, daha doğrusu dört beş asır önce kapitalizmin yaşayabilir bir toplum biçimi olarak dünyaya geldiği andan beri süregelen bir süreçtir; (kapitalizmin doğuş tarihini belirlemek ilginç bir problemdir, ancak bunun şimdiki konumuzla ilgisi yoktur). Konumuzu ilgilendiren ve önem taşıyan nokta, kapitalizmin en asli özüyle hem içsel hem dışsal olarak yayılan bir sistem olduğunu anlamaktır. Kapitalizm kök salar salmaz hem büyür hem yayılır. Bu çifte hareketin klasik tahlilini tabii ki Marks'ın Kapital'inde buluyoruz.


Marks'ın Sormadığı Soru

Ancak Marks tamamıyla küreselleşmiş, yani artık yayılabileceği kapitalist-olmayan bir alan kalmamış bir kapitalizmin yaşayıp yaşayamayacağı sorusunu hiç sormadı. Tabii ki bunun nedeni, Marks'ın, kapitalizmin uzamsal sınırlarına ulaşmasından çok önce yıkılacağı ve yerine başka bir sistemin geçeceği beklentisinde olmasıydı. Tamamıyla küreselleşmiş bir kapitalizmin bütünüyle içsel yayılma yoluyla gelişip gelişemeyeceği, hatta ayakta kalıp kalamayacağı sorusunu Marks işte bu yüzden sormadı ve dolayısıyla yanıtlamaya da çalışmadı.


Rosa Lüksemburg'un Yanıtı

Bu soruyla ve bununla ilişkili diğer sorularla uğraşmak Marks'ın izleyicilerine kaldı. Bu doğrultudaki en cesurca ve kimi açılardan en ilginç girişim Rosa Lüksemburg tarafından Sermaye Birikimi (1912) adlı büyük eserinde yapıldı. Rosa Lüksemburg, kapitalizmin, daha başlangıcından itibaren, kendisini çevreleyen kapitalist-olmayan alanlara yayılarak yaşadığı ve ancak bu yolla yaşayabileceği teorisini ortaya koydu. Dolayısıyla Rosa Lüksemburg bu soruya, sözü edilen alanların tükenmesiyle hiçbir çıkış yolu bırakmayacak nihai bir bunalımın meydana geleceği yanıtını verdi.

Lenin'in Yanıtı

Buna karşılık, Lenin, dikkatini bir bütün olarak kapitalizm üzerinde değil, daha güçlü birimlerin geriye kalan kapitalist-olmayan alanlar da dahil olmak üzere daha zayıf birimlerin kontrolünü ele geçirmek amacıyla kendi aralarında rekabet ettikleri bir birimler toplamı olarak kapitalizm üzerinde topladı. Lenin'in, Birinci Dünya Savaşı sırasında yazılan ve tezini destekleyen zengin ampirik kanıtları da ortaya koyan Emperyalizm: Kapitalizmin En Son Aşaması adlı eserinin özü buydu. Önde gelen emperyalist güçler arasındaki bu mücadele kapitalizmi bir bütün olarak zayıflatmaya vesile oldu ve kapitalizmin süregiden yaşayabilirliğini tehdit eden aşağıdan devrimlerin, özellikle Rus Devriminin yolunu açtı. Ne var ki sistem kendini toparladı ve savaştan kısa bir süre sonra emperyalist güçler artık kapitalist-olmayan büyük bir gücün varlığıyla karmaşık bir hale bürünen kendi yıkıcı mücadelelerine yeniden başladılar. Yeniden başlayan bu mücadele İkinci Dünya Savaşı, başta Çin Devrimi olmak üzere yeni bir devrimler dalgası, Amerika Birleşik Devletleri'nin tek süper devlet olarak ortaya çıkması, dünyanın ABD hakimiyetindeki kapitalist kısım ve esas olarak Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nden oluşan kapitalist-olmayan kısım olarak iki kısma ayrılmasıyla doruğa ulaştı. İki kısım arasında ortaya çıkan, Soğuk Savaş adı verilen ve genellikle iki devletler grubu arasında geçtiği düşünülen bu çatışma, aslında, büyük sıcak savaşları, gerilla savaşlarını, devrim girişimlerini ve başarılı karşı devrimleri içeren çok daha karmaşık bir olguydu.


Günümüze Bakış

Yirminci yüzyılın neredeyse ikinci yarısının bütünü boyunca süren Soğuk Savaş, kapitalizmin gerçekten küresel ölçekte restorasyonu ve zaferiyle sona erdi. Ancak bu sonuç hiç de sermayenin geleneksel sınırları içinde veya ötesinde düzgün bir şekilde yayılması süreci değildi. Bu süreçte çeşitli şiddet biçimleri muazzam bir rol oynadığı gibi, kapitalizmin ilan edildiği, yasallaştırıldığı ve bile bile fidelendiği eski kapitalist-olmayan ülkelerden meydana gelen geniş alanlarda bu kapitalizmin "normal" bir şekilde kök salıp büyüyeceğinin kesinlikle hiçbir garantisi yoktur. Üstelik kendi geleneksel kalelerinde (Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Japonya ve eski sömürge ülkelerde) olgunlaşan kapitalizmde, Soğuk Savaş sonrası dönemde kapitalizmin sürekli yayılmasının ne gibi sonuçlar doğuracağı konusunda ciddi sorulara yol açan değişiklikler meydana geldi.

Sözünü ettiğim değişiklikler, kapitalizmin yakın tarihinin, 1974-75 resesyonuyla başlayan dönemin temelinde yer alan şu üç en önemli eğilimdir: (1) genel büyüme hızının yavaşlaması, (2) tekelci (veya oligopolcü) çokuluslu şirketlerin dünya çapında yaygınlaşması, ve (3) sermaye birikimi sürecinin finansallaşması. Bu dönem tabii ki gelişmiş iletişim ve ulaşım araçlarının teşvik ettiği gittikçe hızlanan bir küreselleşme dönemi olmuştur, ama sözü edilen üç eğilimin küreselleşmenin sonucu veya ürünü olmadığı kesindir. Aksine, bu üç eğilimin de kökleri, sermaye birikimi sürecinin içsel değişikliklerinde, başlangıcı yaklaşık yüz yıl öncesine kadar uzanıp on dokuzuncu yüzyılın sonlarıyla yirminci yüzyılın başlarına damgasını vuran ve erken (rekabetçi) kapitalizmden geç (tekelci) kapitalizme geçişi imleyen yoğunlaşma ve merkezileşme hareketlerinde bulunabilir. Birinci Dünya Savaşı ve sonuçlarıyla kesintiye uğrayan bu geçişin etkileri, yerini kendiliğinden bir canlanmaya bırakmayan ve süregen bir durgunluk ve gerileme döneminin başlangıcı olduğunu gösteren güçlü kanıtlar sunan 1930'ların Büyük Bunalımında bütün gücüyle ortaya çıktı. Ne var ki, dünya savaşı bir kez daha imdada yetişti; İkinci Dünya Savaşı, yol açtığı sonuçlar ve Soğuk Savaşla birlikte, kapitalizmin "altın çağı" (1950-70) diye adlandırılan dönemi yarattı. Bu dönem 1974-75 resesyonuyla son buldu. Ardından da, kökleri yirminci yüzyılın başlangıcına uzanan eğilimlerin, yani büyümenin yavaşlaması, tekelleşmenin hızlanması ve birikim sürecinin finansallaşması eğilimlerinin kendilerini yeniden güçlü biçimde ortaya koyup şiddetlenmesine tanık olduk.


Tekelleşmenin Çelişik Sonuçları

Bu üç eğilim iç içe geçmiştir. Tekelleşmenin çelişik sonuçları vardır: bir yandan gitgide artan bir kâr akışı sağlar, öte yandan da gitgide sıkılaşan bir kontrol altında tutulan piyasalarda ek yatırım talebini azaltır; kârlar gitgide artarken kârlı yatırım fırsatları gitgide azalır. Yani sermaye birikimini yavaşlatan, dolayısıyla da, gücünü sermaye birikiminden alan ekonomik büyümeyi yavaşlatan bir durum meydana gelir.

Yukarıda söylenenler 1920'lerde ne olduğunu ortaya koyuyor. 1920'ler birbiri ardından her işkolunda üretim kapasitesinin eksik kullanımının 1929-33 yıllarındaki çöküşle doruğa ulaşıncaya kadar ısrarlı biçimde yükselmesiyle ayırdedilen bir dönemdi. Gerçek sermaye oluşumunda kendisine kârlı mahreçler bulamayan kârların tamamen mali ve çoğu kez spekülatif kanallara kayması yönünde gittikçe güçlenen bir eğilim daha o sıralarda ortaya çıkmıştı. 1920'lerin sonlarında borsadaki olağanüstü yükseliş ve çöküşün nedeni buydu. Aynı ikili süreç, yani gerçek yatırımların duraklaması ve finansallaşmanın artışı, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki "altın çağ"da yeniden ortaya çıkmış ve günümüze kadar da gitgide artan bir şiddetle devam etmiştir.1


Küreselleşmenin Özü

Bütün bunlar tabii ki çeşitli süreçlerin kendilerini ortaya koyma biçimine damgasını vuran süregiden küreselleşme bağlamında meydana geliyor. Ancak küreselleşmenin kendisi bir itici güç değildir. Adına modern tarih dediğimiz dönem boyunca ne idiyse günümüzde de odur: hep yayılmaya devam eden ve sık sık patlamalara yol açan sermaye birikimi süreci.

[Monthly Review dergisi, cilt 49, sayı 4, Eylül 1997'den çevrilmiştir]

NOTLAR

1. Gerçek ve finansal iki yatırım biçimi, standart iktisatın kabul ettiği yalınkat (ve çoğunlukla yanlış) şekliyle olmasa bile, tabii ki birbirleriyle ilişkilidir. Bu süreçlerin daha ayrıntılı biçimde ele alındığı bir kaynak için, bkz. Harry Magdoff ve Paul Sweezy, Stagnation and the Financial Explosion [Durgunluk ve Mali Patlama], Monthly Review Press, 1987.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 POPÜLİZME AÇIK MEKTUP / Sadık Ekrem
 YOL / Hüseyin Umut
 Sendikal Bakış ve Örgütlenme İlkeleri / Selçuk Kaya
 Emperyalizmin Özelleştirme Saldırısı / Bircan Uğurlu
 Yeniden ve Her Zaman Yol / Kenan Sancar
 Kapitalist Devlet Değişti mi? / Harry MAGDOFF
 ÖZELLEŞTİRSEK DE Mİ YESEK? / İsmet Aktan
 İŞÇİNİN PENCERESİNDEN / Hüseyin Umut
 1917 Büyük Ekim Devrimi / Sadık Ekrem-Ö. Alpsar
 Marks'a Dönüş / Ellen Meiksins WOOD
 Düşüncemizi Nasıl Yayalım / Leo Hubermann
 Partili Bireyin Sorumlulukları / Ali Yıldız
 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ / HÜLYA YEŞİL
 "POST" TEORİLER VE KÜRESELLEŞME / DOUG HENWOOD
 SAĞLIK YASA TASARILARI VE SAĞLIKTA ÖZELLEŞTİRME / SELÇUK KAYA