Sosyalist Dergi: 29 |  İsmail Kaplan |
Tunus’ta Halk Devrimi

Tunus halkı 17 Aralık 2010’da başlayan ve ülkenin her yanına yayılarak kesintisiz dört hafta süren gösteri, miting, grev ve eylemlerle ülkenin 23 yıllık cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin işbirlikçi kapitalist diktatörlüğüne karşı büyük bir isyan gerçekleştirdi. Polisin ve muhafız güçlerinin açtığı ateşle resmî açıklamalara göre 78 yurttaşın öldüğü isyan, yerinden oynamaz sayılan diktatörlüğün kilit taşını yerinden oynattı ve Tunus devriminin ilk adımı oldu: 14 Ocak 2011 günü, diktatör, yanına ailesini de alarak kaçtı ve Suudi Arabistan’a sığındı.




Devrimin ilk adımını atma başarısını gösteren Tunus işçi ve emekçi kitlelerini, gençliğini selamlıyoruz. Türkiye işçi ve emekçileri, ilerici gençliği, Tunus devriminin boğulmadan yoluna devam etmesi ve işbirlikçi kapitalist düzenin bütün kurumlarını ekonomik temeliyle birlikte yok edecek düzeye ulaşması, eşitlik ve özgürlüğü esas alan bir halk demokrasisini kuracak güce ulaşması dileğiyle Tunus halkıyla enternasyonalist dayanışma içinde olacaktır.

Haberlere göre, işsizlikten bunalmış üniversite mezunu bilgi işlemci Muhammed Buazizi, Tunus’un Sidi Buzid kasabasında seyyar arabasıyla sebze satarken, “ruhsatı yok” gerekçesiyle zabıtalarca dövülür ve arabasına el konulur. Devrimin diyalektiği işlemeye başlar: Olağan zamanlarda binlerce benzeri olayda çaresizlikle sineye çekilen bu zulme Buazizi katlanamaz. Yapılan zulmü protesto etmek için kendini ateşe verir. Olağan zamanlarda bilinçsiz ve umutsuz kalabalıkların omuz silkmesiyle veya salt acıma duygularıyla karşılanabilecek bu bireysel eylem, neoliberal özelleştirme ve vurgun politikalarıyla bir yandan işsizliği ve yoksulluğu alabildiğine çoğaltan, bir yandan büyük sermayedarların zenginliğini katlayan düzene karşı yaygın bir isyanın tetikleyicisi olur.

Sidi Buzid halkının sokağa dökülmesini diğer kasabalar ve başkent halkı da izlemeye başlar. Sokak gösterileri, mitingler, boykotlar, protestolar yoğunlaşır. Tunus Genel İşçi Sendikası ve Barolar Birliği eylemlerde büyük rol oynar. Komünist parti ve örgütler ile Arap yurtseverleri güçleri oranında harekete geçer. Polisin öldürücü terörü ve tutuklamaları olayları bastıracağına daha da şiddetlendirir.

Egemenler yalpalamaya başlar. Cumhurbaşkanı alelacele işsizlikle mücadele için yeni bir proje başlatacağını ve üç yüz bin kişiye iş sağlayacağını ilan eder. Temel ihtiyaç maddelerinin ucuzlatılacağını açıklar. Ağır yaralı olarak hastanede yatan Buazizi’yi ziyaret eder.

Olağan zamanlarda egemenin alicenaplığını ve şefkatini kanıtlayan davranışlar olarak kabul edilen bu girişimler, kitlelerin öfkesini daha da çoğaltır. 4 Ocak’ta hayatını kaybeden Buazizi’nin cenaze töreni 5 Ocak’ta binlerce kişinin katıldığı bir siyasi gösteriye dönüşür. Kitleleri devrimci bir ruh hâli sarmıştır. Olağan zamanlar yerini olağanüstü bir zamana bırakmıştır. Yönetilenler eskisi gibi yönetilmek istememektedir.

Yönetenler de eskisi gibi yönetememektedir. Zeynel Abidin Bin Ali, üç yıl sonra yapılacak seçimde cumhurbaşkanlığına tekrar aday olmayacağını açıklar. Ekonomik sorunları çözemedikleri gerekçesiyle ekonomiyle ilgili bakanları azleder. Yolsuzlukları araştırmakla görevli bir komisyon oluşturur. İçişleri Bakanı Refik Hac Kacem’i göstericilere ateş açma emrini verdiği gerekçesiyle görevden aldığını ilan eder. Tutuklanan bütün göstericilerin serbest bırakılacağını bildirir.

Bin Ali, kitleleri hâlâ durduramadığını görünce, bir yandan, hükümeti feshedeceğini ve altı ay sonra seçime gideceğini duyurur; bir yandan da, olağanüstü hâl kararnamesini yürürlüğe koyar ve sokağa çıkma yasağını başlatır. Bu arada Genelkurmay Başkanı Raşid Ammar’dan ordunun, “artık çok olan” göstericilere karşı harekete geçmesini ve onları ağır silahlarla taramasını ister. Raşid Ammar, bu isteği reddeder, ordunun silahsız sivillere ateş açamayacağını söyler. Kararlı ve sürekli kitle eylemi olağan zamanlarda tıkır tıkır işleyen egemenlik zincirini kırmış, hiyerarşiyi bozmuştur. Sokakları, meydanları dolduran, hükümet binalarını kuşatan halkın basıncı, orduyu egemenin yörüngesinden çıkarmış; ordu, egemenin emrine uymamıştır.

Bin Ali, Raşid Ammar’ı görevden alır ama ordunun desteğini kaybettiğini anlar ve telaşa kapılır. Yönetimi yirmi yıldır emrinde çalışan Başbakan Muhammed Gannuşi’ye bırakarak kaçmaya karar verir. Birinci emperyalist efendisi Fransa’dan sığınma ister; son âna kadar Bin Ali’yi destekleyen ve hatta ona isyanı bastırması için Fransız polis birlikleri gönderebileceğini açıklayan Fransa, “kaybedenle kaybetmemek için” çark eder ve sığınma isteğini geri çevirir. Bin Ali’nin uçağı havada nereye gideceğini bilmeden dolaşırken, ikinci emperyalist efendi Amerika devreye girer ve Suudi Arabistan’dan Bin Ali’yi kabul etmesini ister.

14 Ocak 2011 devriminin başlamasıyla olaylar hızlanır. Cumhurbaşkanlığını vekâleten üstlendiği duyurulan Başbakan Muhammed Gannuşi’nin yerine, Meclis Başkanı Fuad Mebazaa Cumhurbaşkanı olarak atanır. Halka ateş açmayı reddeden Genelkurmay Başkanı Raşid Ammar, görevine geri döner. Muhammed Gannuşi Başbakan olarak kalır. “Ulusal birlik hükümeti”nin oluşturulacağı ilan edilir. 17 Ocak’ta kurulan yeni hükümete Tunus Genel İşçi Sendikası’ndan üç, ana muhalefet partisi Demokratik Forum’dan bir bakanın alındığı açıklanır. Geriye kalan 23 bakan ise Zeynel Abidin Bin Ali’nin kokuşmuş iktidar partisi Demokratik Anayasal Birlik üyesidir ve içişleri, savunma, maliye, ekonomi dahil bütün kilit bakanlıkların başında Zeynel Abidin Bin Ali döneminde bakanlık yapmış kişiler vardır!

Devrimi başlatan halkla alay eden bu hükümet daha toplanamadan öylesine tepki çeker ki, Tunus Genel İşçi Sendikası olağanüstü toplanarak iktidar partisi üyelerinin içinde bulunduğu hükümeti tanımayacağını açıklar ve üç bakanının istifasını ister. Üç bakan istifa eder. Demokratik Forum üyesi bakan da istifasını sunar ve hükümeti tanımayacağını bildirir. 18 Ocak’ta devrimci parti ve örgütler hükümetin derhâl istifa etmesi, iktidar partisi Demokratik Anayasal Birlik’in feshedilmesi, olağanüstü hâlin ve sokağa çıkma yasağının kaldırılması, yönetimin halka devredilmesi çağrısında bulunur ve bu doğrultuda gösterilere başlar.

Devrim cephesinin bu isteğini boşa çıkarmak için egemen blok da yeni bir manevra yapar: Cumhurbaşkanı ve Başbakan iktidar partisi Demokratik Anayasal Birlik’ten istifa eder ve artık bağımsız olarak görev yapacaklarını açıklar.

Süreç devam ediyor. Devrim ve karşı devrim gün gün, saat saat kapışmaya devam ediyor. Egemen işbirlikçi kapitalist blok, fabrikaları, bankaları, çiftlikleri, üretim ve değişim araçlarını elinde bulundurmanın sağladığı ekonomik güce; Fransa’nın, ABD’nin ve bütün dünya egemenlerinin yönetim tecrübesine, bilgi birikimine, propaganda ve beyin yıkama gücüne ve ekonomik desteğine sahip. Devrimci blok ise bütün baskı ve teröre rağmen devrimi başlatan isyanı zafere ulaştırmanın sağladığı özgüvene ve devrimin açığa çıkardığı enerjiye sahip. Hapishanelerden çıkan, sürgünden dönen, üstlerindeki ölü toprağını silkip atan, hızla örgütlenmeye başlayan, siyasi tecrübesini geliştiren devrimcilerle emekçi halkın ne kadar birleşebileceğine; böyle bir birleşmenin ordunun hiç olmazsa önemli bir bölümünü emekçi halkın yörüngesine sokma becerisini gösterip gösteremeyeceğine bağlı olarak tarih yazılacak. Umuyoruz ki, Tunus devrimi, dünya çapındaki büyük ekonomik bunalımın başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerinde emekçi kitleleri sokağa ve mücadeleye sürüklediği, dünya işçi sınıfının ve ezilen halkların daha hareketli bir döneme girdiği günümüzde yaygın bir sempatiden de yararlanacak.

Bu arada, Tunus’taki özelleştirme ihalelerinden belli bir pay alan Türkiye büyük sermayesinin (örneğin TAV Tunus’ta iki büyük havaalanını işletiyor) etkisiyle, egemen yatık medyanın her zamankinden daha şiddetli bir koro hâlinde Tunus devrimini kötülemeye, gizlemeye, küçümsemeye, kargaşa ve başıbozukluğa indirgemeye çalıştığını da not edelim.

Tunus devrimi daha yolun başında. Ama, sonuç ne olursa olsun, daha şimdiden, yeni devrimler döneminin sağlam bir müjdecisi olarak sadece kendi ülkesinde değil, bölge ve dünya çapında etkide bulunmaya başladı. Kuşkusuz, her devrim biriciktir, asla taklit edilemez. Ne var ki, devrimlerin diyalektiği, iç mantığı ortaktır ve görmesini bilene her devrim zengin dersler sunar.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Despotizmle Uzlaşma Hayalleri
 Devrim ve Karşıdevrim Notları II
 Devrim ve Karşıdevrim Notları
 Tunus’ta Halk Devrimi
 Devrimci Teoriden Kaçış
 Özgün Bir Düşünür: Taha Parla
 Ekim Devrimi 90 Yaşında - İsmail Kaplan

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS