Sosyalist Dergi: 33 |  Diğer Yazarlarımız |
TKP’nin Tarihsel İsim Hakkı - Sadık Varer



Mahir’ler ve İlker’lerle anılan bir gelenekten geliyorum, fakat Anadolu coğrafyasındaki ‘siyasal tarihimi’ 1970’li yıllardan başlatmıyorum; TKP’nin kuruluş tarihi olan 10 Eylül 1920’yi, ‘tarihimin başlangıcı’ ve Mustafa Suphi’yi yoldaş sayıyorum.

Yol–yordam farkı bir yana, emeğin ve insanlığın özgür geleceği için mücadele ederken esir düşen ve işkencede katledilen İbrahim Kaypakkaya gibi, 12 Eylül karanlığında işkencede katledilen Mustafa Asım Hayrullahoğlu’nu da kendi değerlerimden biri sayıyorum…

Geçenlerde, ‘diğerleri gibi’ içtenlikli bir grup komünist gençten davet aldım; davetiyede “TKP 89 Yaşında–89 Yılın Coşkusu İle Buluşuyoruz” yazıyordu.

Farklılığımızın ayrımında olan, ama yine de beni bu ‘özel’ buluşmaya davet eden komünist gençler, sosyalist gelecek umuduma bir şeyler daha katıp gittiler…

Derken, TKP’nin yaşına takıldım!.. Sahi, TKP kaç yaşındaydı… 8 mi, 89 mu?..

Elbette TKP 89 yaşındadır, ama işte ortada bir ‘tarihsel isim hakkı’ meselesi olduğundan, böylesi anlamsız bir soruyla karşılaşabilirsiniz!

Sosyalist İktidar Partisi’nin, geleneksel TKP adına ‘el koyması’ olayı, o yıllarda komünist çevrelerde yeterince tartışılmadı. Oysa bu mesele bütün komünistleri ilgilendirir, ilgilendirmelidir…

2002 yılında, ‘100 yaşına giren’ Nâzım Hikmet anısına bir sergi düzenlemeye karar vermiştik. Arkadaşlarım, İstanbul Beyoğlu’nda uygun bir sergi mekanı olduğunu söylemişler ve ilgililerle randevulaşmışlardı. İki ressam ve bir karikatürist arkadaşla birlikte gittik. Sergi için uygun mekan, SİP’in Beyoğlu’ndaki yeriydi. Bazı nedenlerle sergiyi orada açamayacağımız anlaşıldı ya, Parti binasına gitmişken bir çay içip sohbet etmeden çıkıp gitmek olmazdı. Salonda 20 kadar partili vardı. Bizimle ilgilenen parti yöneticisine, “Size TKP diyemiyorum, SİP diyorum” dedim ve devam ettim:

“Kendilerini ifade etme biçimlerini ya da mücadele yöntemlerini beğenmeyebilirsiniz, fakat tartışmaya kapalı bir gerçek var; TKP, 2001’de değil, 10 Eylül 1920’de kurulmuştur ve TKP’nin bildik yönetimi partiyi tasfiye kararı almış olsa bile, o zamana kadar parti ile organik ilişkisi olan ve tasfiyeyi onaylamayan bir grup, ‘biz hala TKP’liyiz ve TKP’yi yeniden kuracağız’ demişse, buna herkesin saygı göstermesi lazım. Biliyorsunuz, Türkiye’de ve yurtdışında bu düşünceyi ifade eden ve kendilerine TKP’liyiz diyen bir grup var..”

SİP yöneticisinin verdiği yanıt beni bayağı endişelendirmişti: “Bu, siyasal güç işidir. Gücünüz varsa TKP adını da alırsınız!”

Benim verdiğim yanıt ise ortamı biraz germiş ve sohbeti bitirmişti: “O zaman, sizden daha güçlü olan bir devrimci teşkilatın, örneğin Okmeydanı’nda siyasal çalışma yapmanıza izin vermemesini ve elemanlarınıza saldırmasını da doğru bir davranış sayabiliriz?!”

Gelenek dergisiyle kendilerini çoğaltmaya çalışan, 1992 yılında Sosyalist Türkiye Partisi, 1993 yılında Sosyalist İktidar Partisi adını alan ve daha sonra, 11 Kasım 2001 tarihinde, TKP adına ‘el koyan’ arkadaşların, tarihsel bir hata yaptıklarını düşünüyorum.

O yıllarda SİP Genel Sekreteri olan Kemal Okuyan’ın, Yunanistan Komünist Partisi radyosunda yaptığı bir röportajda ettiği sözler de, SİP’in TKP adını ‘almakla’ işin başında vahim bir hata yapmış olduğunu açıklıyor.

Röportaj şöyle:

“Soru: Neden partiye Komünist Parti dediniz de Türkiye Komünist Partisi demediniz?

Yanıt: Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, bir parti –ki, Türkiye’nin en eski partisidir aslında– yakın döneme kadar, Sovyetler Birliği çözülünceye kadar, Türkiye Komünist Partisi adı altında varlığını sürdürdü. Biz bu partinin devamı gibi gözükmek istemiyoruz. Çünkü bu partinin tarihinin belli bölümlerinin Türkiye’deki sosyalist mücadelenin mirasını temsil edemeyeceğini düşünüyoruz. Türkiye’de komünist hareket daha zengin bir kanalda aktı. İkincisi, bugün, bu geçmişteki Türkiye Komünist Partisi’nin devamı olduğunu söyleyen bizim saptadığımız altı, yedi örgüt var. Bu adı kullanıyorlar. Biz Komünist Partisi’ni kurarken, gereksiz bir tartışmaya girmek istemedik. Bu, biçimsel bir tartışmadır aslında. Konuyu saptıracaktır. Türkiye Komünist Partisi adı etrafında bir kör dövüşü ortaya çıkacaktı ve biz bu kör dövüşü içerisinde yer alacaktık. Bu tartışmaya da girmek istemedik.”

Bu röportajı yapan bir SİP sempatizanı olsaydı neyse de, partiyi her düzeyde temsil etme yetkisine sahip bir Genel Sekreter olunca, edilen sözleri ciddiye almak lazım. Ama galiba, söz sahibinin, röportajdan kısa bir süre sonra TKP adına ‘el koyma eylemi’ne karar vermesini, daha çok ‘ciddiye’ almak lazım!

Şuna inanıyorum; şayet, TKP’nin tarihsel isim hakkı meselesi, verili hukuk sınırlarının dışında, sosyalist kamuoyuna taşınsa ve bir anket yapılsa, anketin sonucu, büyük bir olasılıkla SİP’in TKP adını gerçek sahiplerine teslim etmesini sağlayabilir…

Kim bilir, belki de yapılması gereken şey budur.

Eylül 2009
 
Yazarın Diğer Yazıları
 POPÜLİZME AÇIK MEKTUP / Sadık Ekrem
 YOL / Hüseyin Umut
 Sendikal Bakış ve Örgütlenme İlkeleri / Selçuk Kaya
 Emperyalizmin Özelleştirme Saldırısı / Bircan Uğurlu
 Yeniden ve Her Zaman Yol / Kenan Sancar
 Kapitalist Devlet Değişti mi? / Harry MAGDOFF
 ÖZELLEŞTİRSEK DE Mİ YESEK? / İsmet Aktan
 İŞÇİNİN PENCERESİNDEN / Hüseyin Umut
 1917 Büyük Ekim Devrimi / Sadık Ekrem-Ö. Alpsar
 Marks'a Dönüş / Ellen Meiksins WOOD
 Düşüncemizi Nasıl Yayalım / Leo Hubermann
 Partili Bireyin Sorumlulukları / Ali Yıldız
 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ / HÜLYA YEŞİL
 "POST" TEORİLER VE KÜRESELLEŞME / DOUG HENWOOD
 SAĞLIK YASA TASARILARI VE SAĞLIKTA ÖZELLEŞTİRME / SELÇUK KAYA

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS