Bilimsel sosyalizmin kurucuları olan Marks ve Engels, işçi sınıfının tarihsel görevini, bilindiği gibi, sermaye egemenliğine son verip insanın insanı sömürmediği bir toplum kurmak olarak tanımlamışlardı. Sınıfların, özel mülkiyetin ve devletin olmadığı yeni bir toplumun kurulmasının ilk adımı siyasal iktidarın proletaryaya geçmesini sağlayacak bir devrim olacaktı. İşçi sınıfının siyasal egemenliği, fabrikaların, toprağın ve bütün diğer üretim araçlarının doğrudan doğruya toplumun malı olması, toplumun bütün üyeleri tarafından toplumun bütün üyelerinin çıkarları doğrultusunda ortaklaşa kullanılması için kaldıraç olacaktı.


     İnsanlık tarihinde yeni bir çağ açacak bu görevin yerine getirilmesi, böylesine köklü bir siyasal ve toplumsal devrimin gerçekleştirilmesi için ise, herşeyden önce, bu amacı kendisine hedef edinen bir işçi sınıfı partisinin varlığı gerekliydi.
     Marks ve Engels'e göre, işçi sınıfı, işçilerin her kurtuluş çabasını acımasızca bastıran ve kaba kuvvet yoluyla ekonomik sömürüyü ve bu sömürüye dayalı siyasal egemenliğini ebedileştirmeye çalışan kapitalist sınıfın despotizmiyle karşı karşıyaydı. İşçi sınıfı kapitalist sınıfın ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamın her alanına sinmiş bu despotizmine karşı bir sınıf olarak karşı koyabilmek için mutlaka ayrı bir siyasal parti olarak ortaya çıkmalıydı. İşçi sınıfının kapitalist sınıfın bütün partilerinden bağımsız ayrı bir siyasal parti oluşturması, siyasal ve toplumsal devrim yoluyla yeni bir dünyanın kurulması için vazgeçilmez koşuldu.

     Vazgeçilmez Koşul
     Marks ve Engels, komünist partisi adını verdikleri böyle bir partinin vazgeçilmezliği düşüncesine daha 1847 yılında varmışlardı. Engels'in 1899 yılında belirttiği gibi, "Karar gününde proletaryanın yengiyi kazanacak güçte olması için, öteki tüm partilerden ayrı ve onlara karşıt, kendi bilincine varmış, kendine özgü bir sınıf partisi meydana getirmesi gereklidir-Marks ve ben 1847'den bu yana bu görüşü savunduk." (Marks, Engels, Lenin, İşçi Sınıfı Partisi Üzerine, Sol Yayınları, s. 123-124)
     Tabii ki, düşünce ile eylemi asla birbirinden ayırmayan devrim savaşçıları olarak Marks ve Engels, bu görüşü savunmakla yetinmediler; düşünceleri doğrultusunda derhal harekete geçtiler ve komünist partilerinin ilk örneği olan "Komünistler Birliği"ni yine 1847 yılında oluşturdular. Bu örgütün tüzüğünü ve (Komünist Partisi Manifestosu adını taşıyan) programını hazırladılar. Komünistler Birliği'nin tüzüğü ve programı, işçi sınıfı partisi teorisinin ne kadar sağlam temellere dayandığını gösteren birer belge olarak hâlâ geçerliliğini koruyor ve incelenmeyi hak ediyor.
     Lenin ve yoldaşları, kapitalizmin emperyalizm aşamasına ulaştığı yirminci yüzyılın başlarında Rusya'da Marks ve Engels'in parti teorisini yaşama geçirdiler. Partiyi işçi sınıfının tarihsel görevini yerine getirmeyi amaçlayan devrimci bir örgüt olmaktan uzaklaştırıp kapitalist düzen içinde kimi reformlarla yetinen bir uzlaşma örgütüne çeviren reformist ve revizyonist anlayışları sistemli biçimde eleştirdiler ve Marksizmin öngördüğü devrimci öze uygun parti örgütlenmesi düşüncesini diriltip daha da geliştirdiler.
     1917'de Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'nin zaferinden sonra Marksizm-Leninizm öğretisi ve bu öğretinin ayrılmaz bir bileşeni olarak komünist parti teorisi dünya işçi sınıfı hareketi içinde büyük bir saygınlık kazandı. Sovyetler Birliği, Moğolistan, Demokratik Almanya, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya, Çin, Kore, Vietnam ve Küba'yı kapsayan sosyalist sistemin kurulmasında, faşizmin alt edilmesinde ve sömürge sisteminin ortadan kaldırılmasında komünist partileri belirleyici rol oynadılar. 1960 ve 1970'lerde dünya komünist hareketi yeryüzünün en etkili siyasal gücüne dönüştü. 1980'lere girilirken dünyada komünist partilerinin sayısı 95'e, üye sayısı ise 80 milyona ulaşmıştı.

     Karşı-devrimin Yarattığı Kargaşa
     Dünya kapitalist sisteminin bu devrimci gelişmeye tepkisi gecikmedi. Yeni-Sağ akım, 1970'lerin sonlarına dünya kapitalizminin en etkili merkezlerinde öne çıktı ve 1980'li yıllara damgasını vurdu. (Hatırlanacağı gibi, Thatcher 1979'da İngiltere'de , Reagan 1981'de ABD'de, Kohl 1982'de Batı Almanya'da iktidara geldi.) Dünya kapitalist sınıfının Yeni-Sağ bayrağı altında komünizme ve devrime karşı başlattığı ideolojik saldırı, kısa zamanda dünya çapında siyasal, askeri, kültürel ve ekonomik alanları kapsayan topyekün bir karşı-devrimci kampanyaya dönüştü.
     Dünya komünist hareketi, başta sosyalist sistemin yönetici partileri olmak üzere, bu kampanyaya karşı koyamadı. Hatta sosyalist ülkelerin yönetici komünist partilerinin çoğu şu ya da bu ölçüde Yeni-Sağ'ın ideolojik tezlerine uyum sağlama çabası içine girerek komünizm ideallerinden adım adım vazgeçmeye başladı.
     Süreç öldürücü oldu ve dünya tarihinin en kapsamlı karşı-devrimiyle sonuçlandı. Sosyalist sistem ortadan kalktı, kapitalist sömürü çemberinden kurtulmuş yüz milyonlarca insan yeniden sermaye beylerinin ücretli kölesi haline geldi. Kapitalist ülkelerdeki komünist partilerde de işçi sınıfının devrimci ideallerinden kaçış eğilimi öne çıktı. Kimi partiler kendilerini feshetti; kimi partiler sosyal-demokrat bir kimliği benimsedi; kimi partiler ise siyasal ağırlığını yitirdi. Özellikle 1989'dan beri yaşadığımız bu yıkım döneminde sermaye devletinin ideolojik aygıtlarının başını çektiği koro, komünizmi, devrimi, işçi sınıfını, emeğin değerlerini savunmayı "çağdışı kalmış gülünç bir çaba" olarak herkesin beynine kazımaya çalıştı. Belli bir oranda başarı da kazandı.
     Dünya kapitalist sınıfının kuşkusuz geçici kalmaya mahkûm bu başarısının bir parçası olarak kimi devrimci çevrelerde komünist parti düşüncesi çekiciliğini ve saygınlığını yitirdi. Komünist partinin "yararsız, hatta zararlı" olduğu, ister istemez "totaliter" bir nitelik taşıdığı, "kerameti kendinden menkul diktatör taslaklarının baskı aygıtı" olduğu, "aydınları ezen bir yapı" anlamına geldiği, "emekçileri köleleştirdiği", "kadınları ikinci sınıf insanlar durumuna düşüren cinsiyetçi bir örgüt" demek olduğu, "insanları robotlaştırdığı", "yaratıcılığı öldürdüğü", "anti-demokratik ve bürokratik" olduğu... savları ortalığı bürüdü. "Partisiz devrimcilik" iftihar vesilesi oldu; "parti olmayan parti" adı altında iktidar perspektifinden yoksun derme çatma örgütlenmelerin teorisi yapıldı. Daha 1920'de çeşitli komünist grup ve çevreleri Marksizm-Leninizm bayrağı altında birleştirerek Türkiye Komünist Partisi'ni kurma başarısını gösteren işçi sınıfımızın 80 yıllık geleneği yok sayıldı.
     Bu beyhude çabalar ne yazık ki hâlâ sürüyor. Böyle bir ortamda belleklerimizi tazelemek, Marksizm-Leninizm'in işçi sınıfı partisine ilişkin öğretisini hatırlamak büyük önem taşıyor. Kapitalizmin küresel saldırısına karşı koymak, sömürü ve zulüm sistemini aşmak, emeğin kurtuluşunu sağlayarak insanlığın büyük idealine kavuşmak için işçi sınıfının mutlaka oluşturması gereken siyasal partinin bilincini yaymak görevi önümüzde duruyor.

     Temel İlkeler
     İşçi sınıfı partisi, işçi sınıfının ayrılmaz bir parçasıdır. İşçi sınıfının tarihsel görevini yerine getirmeyi vazgeçilmez amaç ve temel politika olarak benimseyen en bilinçli, en ileri ve en kararlı işçilerden ve kendini aynı davaya adayan işçi dostlarından oluşur. Partinin amaçlarını, bileşimini ve yapısını işçi sınıfının bütününün temel çıkarları belirler. Partinin, işçi sınıfının bütünsel çıkarları dışında ayrı çıkarları yoktur.
     Kapitalizm, işçi sınıfını bir yandan birleştirir, bir yandan da böler. İşçi sınıfını fabrikalarda, büyük üretim merkezlerinde toplayan ve yoğun bir sömürüye tabi tutan kapitalizm, işçiler arasında bu ağır sömürüye karşı koymak, ekonomik sıkıntılarını gidermek, çalışma ve yaşam koşullarını düzeltmek amacını güden kendiliğinden bir dayanışma doğurur. İşçiler sendikalarda, yardımlaşma sandıklarında, işyeri komitelerinde vb. birleşir; patronları toplu sözleşmelere zorlar, grev ve direnişler yapar. Öte yandan, geçim derdi, işini kaybetme korkusu gibi nedenler, işçiler arasında belli bir rekabet doğurur. Meslek, tabaka, milliyet, din, köken, cinsiyet farklılıkları ise önyargıları ve dargörüşleri besler. Burjuvazi her yolla bu korkuları ve önyargıları körükler, işçilerin kendi karşısına bir bütün olarak çıkmasını engellemeye çalışır. Parti, işçilerin kendiliğinden dayanışmasını bilinçli bir sınıf dayanışması durumuna getirir; işçileri bölen nesnel ve öznel faktörlerin etkisine karşı sistemli bir mücadele yürüterek tüm sınıfın meslek, tabaka, milliyet, din, köken, cinsiyet ayrımlarından uzak ortak çıkarlarını esas alan bir politikanın bayraktarlığını yapar. İşçiler arasındaki rekabete, ayrımların beslediği önyargılara ve dargörüşlere karşı koyar, sınıfın siyasal birliğini sağlayacak bir eğitim, örgütlenme ve eylem çizgisi belirler.
     İşçi sınıfı partisi ideolojik, siyasal ve örgütsel bir birliktir. Partinin bu üç niteliği birbirinden ayrılamaz.

     İdeoloji
     Parti, ideolojik bir birliktir. Aynı dünya görüşünü paylaşanların birliğidir. Parti, işçi sınıfının parti üyeleri dışında kalan temel kitlesiyle karşılaştırıldığında, işçi sınıfı hareketinin koşullarını, gelişim doğrultusunu ve temel amaçlarını teorik olarak kavramış kesimini oluşturur.
     Bir başka deyişle, parti, bütün çalışmalarını işçi sınıfının kurtuluş öğretisi olan Marksizm-Leninizm'e dayandırır. Böylece, en köklü devrimciliği en titiz bilimsellikle birleştirir; işçi sınıfının uluslararası mücadele deneyiminden çıkarılmış bilimsel sonuçları, somut koşullara uygulayarak yaşamın zenginliği içinde mücadelesine yön verir. Burjuva ideolojisinin çarpıtmalarına karşı koyar, işçi sınıfını ve bütün emekçi kitleleri burjuvazinin siyasal egemenliğini ve ekonomik sömürüsünü meşrulaştıran akımlara karşı eğitir.
     Parti, işçi sınıfının ideolojik örgütü olma niteliğinden asla vazgeçmez. Çünkü, Lenin'in dediği gibi, "ideolojik içeriği olmayan örgüt, pratikte işçileri iktidar sahibi burjuvazinin acınacak uyduları haline dönüştüren bir bozukluktur." (aynı eser, s.229-230.)

     Politika
     Parti, siyasal bir birliktir. Aynı dünya görüşünü paylaşanların, kapitalist dünyayı kendi görüşleri doğrultusunda değiştirmek için siyasal iktidar olma çabasının temel aygıtıdır. Sınıfların ve özel mülkiyetin olmadığı yeni bir dünya için, burjuvazinin egemenliğine son vererek işçi sınıfının egemenliğini kurmayı amaçlar. İşçi sınıfını burjuvazinin iktidarı karşısında siyasal olarak temsil eder. İşçi sınıfının yaşamın her alanındaki mücadelesini birleştirerek siyasal iktidar hedefine yöneltir.
     Parti, siyasal yolgösterici olmalı, işçi sınıfının en üst örgütlenme biçimi olmayı hedeflemelidir; işçi sınıfının bütün öteki örgütlerini gönüllü olarak çevresinde toplama ve harekete geçirme yeteneğine sahip olmalıdır. Bu yetenek gökten zembille inmez. İşçi sınıfının ve geniş halk kesimlerinin yaşamsal çıkarlarını yansıtan politikaları; içtenliği, dürüstlüğü, fedakârlığı, dostluğu, aklı ve bilgisiyle çevresinde sevgi ve saygı kazanmış üyeleri aracılığıyla kitlelere benimseterek kazanılır.
     Bununla birlikte, partinin politikaları emekçi kitlelerin yaşamsal çıkarlarını yansıttığı halde, kitlelerin desteği hiçbir zaman bir çırpıda kazanılmaz. Bu alanda önümüze birçok engel çıkar. Burjuvazinin yasa-kural tanımaz caydırıcı baskılarının ve medyanın yanıltma kampanyalarının yanı sıra, kitlelerin zihnine kök salmış gerici ve tutucu önyargılar, kör cehalet, partiye kuşkuyla yaklaşılmasına neden olabilir. Bu yüzden, kitleleri kazanmak sadece ajitasyon ve propaganda ile mümkün olmaz; siyasal gerçeklerin sürekli anlatılmasından hiç vazgeçmeden, onların mücadele içinde bizzat kendi deneyimleri temelinde bilinç değişimi geçireceğini bilerek sabırla çalışmak gerekir. Kitleleri kendi sınıf mücadeleleri pratiği dışında kazanmak mümkün değildir.
     Parti, dünya, bölge ve ülke koşullarını, toplumsal ilişkilerin bütününü, sınıflar arasındaki karşılıklı güç dengelerini, siyasal ortamın özelliklerini, bütün siyasal aktörlerin davranışını, güçlü ve zayıf yönlerini nesnel biçimde değerlendirerek siyasal strateji ve taktiklerini belirler; proletaryanın sınıf mücadelesini yönetmeye çalışır. Somut koşullara uygun, işçi sınıfını güçlendiren, siyasal iktidar hedefine yaklaştıran doğru mücadele yöntem ve biçimlerini seçer ve uygular. Hiçbir yöntemi ve biçimi önyargıyla reddetmez, hiçbir yöntemi ve biçimi mutlaklaştırmaz. Öncülük görevini aksatmadan kitle bağlarını geliştirmeye hizmet eden her aracı yerine göre kullanmaya hazır olur.
     Partinin kitle içindeki çalışması düz bir çizgi halinde gelişmez. Yükseliş ve düşüş dönemleri, başarılar ve başarısızlıklar, etkinin artması ve azalması, partinin güçlenmesi ve zayıflaması şaşırtıcı olmamalıdır. Ancak bunların nedenleri ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Parti politikasının kitleler tarafından kavranamaması veya benimsenmemesine yol açan etkenler soğukkanlı biçimde değerlendirilmeli, dersler çıkarılmalıdır. Başarı durumları da aynı titizlikle incelenmeli, en sonuç alıcı politika ve taktiklerin belirlenmesi için yine soğukkanlı biçimde değerlendirilmelidir. Bir başka deyişle, parti kendi çalışmasına her zaman eleştirel bir gözle bakabilmelidir. Başarısızlık karamsarlığa ve yılgınlığa, başarı kibire ve başdönmesine yol açmamalıdır.

     İdeoloji ve Politikanın Somutlaşması
     Parti, örgütsel bir birliktir. Aynı dünya görüşünü benimseyen ve temel stratejik-taktik sorunlarda anlaşan insanları kurallı olarak biraraya getirir. Parti, işçi sınıfı öncüsünün ideolojik ve siyasal birliğini maddileştirir, kurumsal bir yapıya dönüştürür.
     İşçi sınıfı ancak bu kurumsal yapı çevresinde kendi özlemlerini ve iradesini cisimleştirir. Lenin'in belirttiği gibi, "öncünün bilinçliliği, başka noktalar yanında, kendini en çok, örgütlenmeyi bilmesinde gösterir. Öncü örgütlenerek tek bir irade elde eder ve ilerici binlerin, yüz binlerin, milyonun bu bütün halindeki iradesi sınıfın iradesi haline gelir." (s. 269)
     Yani, işçi sınıfının dünya görüşü, parti dolayımıyla maddi güce dönüşür. Devrimci teori, örgüt aracılığıyla ete kemiğe bürünür. "Proletaryanın elinde, iktidar savaşında örgütten başka silah yoktur. Burjuva dünyasındaki anarşik rekabetin egemenliği ile parçalanmış, sermaye için özgür-olmayan çalışma ile baskı altına alınmış, tam bir yoksullaşmanın, yıkılışın ve küçülmenin uçurumuna sürekli olarak itilmiş olan proletarya, marksizmin ilkeleri üzerindeki ideolojik birleşmesini, milyonlarca emekçiyi işçi sınıfının ordusu halinde biraraya toplayan örgütün maddi birliği yoluyla pekiştirerek mutlaka yenilmez bir güç olabilir ve olacaktır." (s. 198)
     Partinin ideolojik birliği programında ifadesini bulur. Partinin siyasal birliği, programında ve stratejik-taktik kararlarında ifadesini bulur. Parti programında ve stratejik-taktik kararlarında saptanan politikalar, partinin eylem çizgisini oluşturur ve parti örgütü tarafından yaşama geçirilir. Partinin örgütsel birliği, tüzüğünde ifadesini bulur. "Program sorunlarında ve taktik sorunlarında birlik, partinin birleşmesi, parti çalışmasının merkezileştirilmesi için zorunlu, ama henüz yeterli bir koşul değildir. Bunun için, bir aile topluluğu çevresini bir ölçüde aşmış bir partide saptanmış bir tüzük olmaksızın, azınlığın çoğunluğa uyması olmaksızın, bölüğün bütüne uyması olmaksızın düşünülemeyecek bir örgütün birliği de gereklidir." (s. 195)
     Parti programı ve strateji-taktikleri donmuş kalıplar değildir. Koşullarda köklü değişiklikler meydana geldiğinde, canlı bir düşünce alışverişi sonucunda bunlar da yenilenir; somut deneyimlerden elde edilen dersler partinin teorik kazanımlarına dönüştürülür. Parti, yaşayan bir siyasal örgüt olduğu için, işçi hareketiyle birlikte gelişir. Bu örgütsel yapı, değişen durumlara göre biçimlenir. Dolayısıyla, tüzük da zaman zaman yenilenir. Kısacası, partinin ideolojik, siyasal ve örgütsel birliği sınıf mücadelesi içinde sınanır ve pekişir.
     Parti, gücünü mistik bir kaynaktan değil, kendi üyelerinin bilincinden ve pratik çalışmasından alır. Parti, kitleler üzerindeki etkisini, tarihin en devrimci dünya görüşünü gönüllü olarak benimseyen komünistlerin sorumluluk ruhuyla sağlar ve sürdürür. Parti üyelerinin bilinci, sınıf mücadelesine aktif katılımla ve devrimci teoriyi öğrenip özümsemekle yükselir. Uluslararası işçi sınıfı mücadelelerinde ve ülkemizin devrimci hareketinde ortaya çıkan sağ ve sol sapmaların deneyimlerini öğrenmek, revizyonizmin ve oportunizmin yol açtığı zararları incelemek, benzer hatalara düşülmemesini kolaylaştırır.
     Partinin örgütsel ilkesi demokratik merkeziyetçiliktir. Partinin iç yaşamı, tek tek her üyenin eşitliğini ve özgürlüğünü garanti altına alan demokrasi ilkesi ile bütün üyelerin kollektif iradesini yaşama geçirmeyi sağlayan merkeziyetçilik ilkesinin diyalektik birliğidir. Parti gönüllü bir birliktir; ortak iradesini yaşama geçirmek için gerekli işleyiş kurallarını da gönüllü olarak benimser. Eşitlik, özgürlük, her göreve seçilebilme, tartışma ve eleştirme hakkı; bu temelde oluşan ortak iradenin ortak disiplinle eyleme dönüştürülmesi, azınlığın çoğunluğa, alt örgütlerin üst örgütlere uyması; bütün yöneticilerin hesap verme zorunluluğu ve gerektiğinde görevden alınabilmesi: demokratik merkeziyetçilik budur. Demokratik merkeziyetçilik, her üyenin parti işlerine tam ve eşit haklı katılımını sağladığı gibi; kollektif yönetim ile kişisel sorumluluğu da birleştirir. Demokratik merkeziyetçilik, burjuva egemenliğine karşı mücadelede işçi sınıfının güç kaynağıdır.
     Doğruluğu dünya işçi sınıfının bir buçuk asırlık komünizm mücadelesinde yaşanan başarılar ve başarısızlıklarda tekrar tekrar sınanan parti öğretisinin temel ilkelerine kısaca değindik. Proletaryanın sınıf mücadelesinin zafere ulaşması için bu ilkelerin özümsenmesi ve 2000'lerde, ülkenin somut koşullarında yaratıcı biçimde uygulanması gerekiyor.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 Seçim Değerlendirmesi
 1920'den Günümüze TKP - 2
 1920'den Günümüze TKP - 1
 Kapitalist Devletlerin İkiyüzlülüğü ve Irak
 ABD, MEDYA VE ÜNİVERSİTE SİSTEMİ
 ABD EMPERYALİZMİNİN ÖYKÜSÜ
 SİP'İN KORKU VE İHANETİ
 SİP NEREYE?
 1998 BAŞINDA DÜNYA
 ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK
 TKP TARİHİNE BAKIŞ
 SOVYET SOSYALİZMİNDEN ÇIKARILACAK DERSLER
 80 YILDAN SAYFALAR
 PARTİ
 2000'LERİN BAŞINDA TÜRKİYE

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS