Kitap Dizisi:5 |  Sevgi Gürsel |
TÜRBAN MI, ŞERİAT MI?

     97 yılının sonunda başlatılan ve bu yıl devam eden, irticaya karşı devletin aldığı sözde tedbirler, 8 yılık eğitim ve resmi kurumlarda türban yasağı, bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı.


     Sözde tedbirler diyorum, çünkü az çok hepimiz bu tedbirlerin asıl amacını biliyoruz. Açıkça sermayenin bölünmesi, yani islami sermayenin güçlenmesi sözkonusu olmuş ve bu tedbirler de islami sermayenin güçlenmesini engellemek amacıyla gündeme gelmiştir.
     Bu tedbirleri insani açıdan değerlendirdiğimizde, ilk önce insanların kıyafet özgürlüklerinin kısıtlandığı sonucuna varılabilir. Çünkü insanların giyimlerine karışmak, onları engellemeye çalışmak, üniforma gibi tek tip kıyafet giydirmeye çalışmak bu açıdan insanlık dışı bir uygulamadır. Bu tip uygulamalara, yeni gündeme gelen türban yasağı dışında, kadın memurların (öğretmenler, sağlık memurları gibi) etek giyme zorunlulukları örnek verilebilir. Birkaç sene öncesine kadar, kadın sağlık memurları, hemşireler etek giymek zorundayken, mücadele sonucunda pantolon giyme hakkını elde etmişlerdir. Kadın öğretmenler ve memurlar hala etek giymek zorundalar. Tüm bunlar düşünüldüğünde insanın aklına şu soru geliyor: Bugün türban yasağına direnen kadınlar o zaman neden bu uygulamalara ses çıkarmamışlardır? Bu da bir tür kıyafet yasağı değil midir?
     Bu nedenle konuya siyasi açıdan yaklaşmak daha faydalı olacaktır. Bu sorun, şeriatçı kesimle devlet arasında olan bir sorundur. Yani bir hak mücadelesi değil, siyasi bir üstünlük kazanma mücadelesidir. İlericilik adına savunulacak hiçbir yanı yoktur. İlericilik, şeriat karşıtı olmayı gerektirir. Üniversitelerde şeriatçı kesimin güçlenmesi ilericiliğe ne kadar ters düşüyorsa, sözde türban hakkı adı altında yapılan siyasi bir üstünlük kazanma eylemini desteklemek de ilericilikle o kadar ters düşmektedir. Yapılmak istenen ortadadır: Üniversitelerde ve resmi kurumlarda şeriatçı örgütlenmenin önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak. Türban direnişleri de bunun ilk aşamasıdır. Bu ilk aşama başarıldığı zaman diğer aşamalara kolaylıkla geçilecektir. Diğer aşamalar dediğimiz de var olan tüm ilerici unsurları yok etmek, şeriat düşüncesini yerleştirmektir.
     Üniversitelerde geçmişteki mücadelelerden esinlenilerek bir hak mücadelesi görüntüsü vermek kolay olabilmektedir. Bu anlamda diğer alanlardaki şeriat yanlısı eylemler (cami avlularındaki eylemler gibi) yanında daha demokratik bir çıkış gibi görülebilmektedir. Üniversiteler, genç nüfusun ve aydın vasıflarının (yeterince olmasa da) daha fazla olmasından dolayı haksızlıklara karşı her zaman ilk isyan eden kesim olmuşlardır. Dolayısıyla hak arama mücadelesi görünümündeki böyle bir hareketlenmenin desteklenmesi doğal gibi görünebilir.
     Üniversitelerdeki türban direnişlerinde, her ne kadar solcu öğrencilere uygulandığı gibi şiddetle müdahale edilmese de, birkaç polis müdahalesiyle karşılaştıklarında "üniversitede polis istemiyoruz" veya "baskılar bizi yıldıramaz" gibi şimdiye kadar solcu öğrenciler tarafından atılan, ve atıldıkları dönemde kendilerinin tepkiyle karşıladığı sloganları atabiliyorlar.
     Bu yazıyı yazmamdaki ana sebep, bizim bu konuya bakışımızı ve destekleyip desteklemediğimizi açığa çıkarmak, bu konuda net olmayanları netleştirmektir.
     İlk önce türbanın ne olduğunu sorgulamak gerek. Türbanı, İslam dinine göre kadınlar gereklilik olarak başlarına bağlarlar. Ülkemizde her ne kadar hayatı etkileyecek bir zorunluluk olmasa da, şeriatla yönetilen ülkelerde bu zorunluluk hayatı etkileyebilmektedir, birçok örneğini gördüğümüz şekilde, başını bağlamayan veya vücudunun bir yeri açıkta olan kadınlar, açık kısımlara kezzap dökülmesiyle cezalandırılır. Yani bu ülkelerde kadınlara üniforma gibi kıyafet zorunluluğu getirilmiştir.
     Siyasal sistem olarak şeriatın nasıl bir hayat getireceği, özellikle kadınlara bakışının nasıl olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Şeriata göre kadın ikinci sınıf bile değildir, kadının hiçbir değeri yoktur. Kadının erkekler için yaratılmış olduğu kabul edilir. Bu yüzden de şeriatla yönetilen ülkelerde kadınlara kimlik, pasaport verilmez, ancak kocanın veya abi ya da babanın yanında ve özel durumlarda bunların izni ile seyahat edebilir. Çocuklar üzerinde hiçbir hakkı olmadığı gibi, maddi açıdan da kendi geliri olamaz. Mirastan da faydalanamaz. Eğitim görmek kadınlar için gereksizdir, zaten eğitimli olsa da çalışmasına izin verilmez. Bu kuralların dışında yaşamak isteyen kadınlara, ki çoğunlukla buna cüret eden çıkmaz, hayat zindan edilir.
     Bizim ülkemizde de bunun yansımaları yaşanmaktadır. Bazı semtlerimizde, yani şeriatçı düşüncelerin egemen olduğu semtlerde açık dolaşan kadınlara benzer uygulamalara rastlanmaktadır. Bu da, şu anda üniversitelerde veya resmi dairelerde türban takmak isteyen kadınların "zulme hayır" istemlerinin ne kadar havada kaldığını gösteriyor. Hangisi zulümdür?
     Ayrıca, birçok kız yurdunda kız öğrencilerin kapanması için (veya erkek yurtlarında erkeklerin oruç tutmaya ve namaz kılmaya zorlanması, geçen Ramazan ayında oruç tutmadığı için öldürülen Ümit Cihan Tarho örnek olarak verilebilir) baskı yapıldığı, baskıyla halledilemediğinde fakir öğrencilere vakıflardan para yardımı ve kalacak yer sağlamak yoluyla onları aralarına kattıkları ortadadır.
     Ne kadar çok türbanlı olursa o kadar örgütlenmiş olacaklar ve arzuladıkları şeriata biraz daha yaklaşmış olacaklardır. Bu nedenle de türban meselesinin dini gereksinim olmaktan çıkıp siyasi bir üniforma, siyasi bir araç haline geldiğini söyleyebiliriz.
     İş siyasi araç haline gelince de solcu öğrencilerin geniş anlamda özgürlük, dar anlamda da kıyafet özgürlüğü adına destek vermeleri veya eylemlere katılmaları kabul edilemez bir durumdur. Çünkü solcu dediğimiz zaman akla gelen özelliklerden birisi ilericiliktir. İlericilik ise insanlarımızı, toplumumuzu geriye götürecek her tür düşünceye karşı olmayı gerektirir.
     Din, insanların kendi vicdanlarında halletmeleri gereken bir olgudur. Bunun dışındaki uygulamalar gericilik adını alır. Gericiliğe karşı olmak da dine karşı olmak olarak anlaşılmamalıdır. Bu düşünce, burjuvazinin halka vermek istediği, solcuların dine karşı olduğunu söyleyerek insanları hak aramaktan uzak tutmak amacıyla öne sürdüğü bir düşüncedir. Hayır solcular dine değil, şeriata karşıdır. Ama bir yandan unutulmamalıdır ki, nasıl ki bir insanı zorla namazından orucundan alıkoyamazsanız tersi bir durum da sözkonusu olamaz.
     Bugün üniversitelerde türban takılmasını isteyen insanlar da aynı zihniyete sahiptirler. Bu insanlar, Sivas'ta yobazlar tarafından yakılarak öldürülen insanların anılması sırasında o yobazlara gerici denildiği için olay çıkartıyorlar; bu insanlar, üniversitelerde türban takılmasını istiyorlar, bu insanlar üniforma giymek ve giydirmek istiyorlar.
     Ne ilericilik adına, ne demokrasi adına ne de özgürlük adına savunulacak hiçbir yanı yoktur. Demokrasinin, özgürlüğün ölçütleri bunlar olmamalıdır. Türban için ortaya atılanlara şunları sormak gerekir: "Daha düne kadar polisler solcuları coplarken şimdi sıra size gelince mi zulüm oldu? Dün neredeydiniz? Daha düne kadar 6 Kasım'larda solcu öğrencileri okula sokmayanlar, YÖK koruyucuları, şimdi sizi, sadece türban taktığınız için okula sokmayınca mı kötü oldular? Daha dün hiçbir itirazınız yoktu. O zaman yeriniz rahat mıydı?"
     Gerçekten de bu zulüm kavramının iyice anlaşılması lazım. İkisini birbirine karıştırıp yanılgıya düşenleri uyarma ihtiyacı duyuyorum. Asıl zülum kime? Yarın öbür gün seni yine coplayacaklar, yine okuluna sokmayacaklar, hatta okulundan atacaklar. O zaman bu insanlar zulüm kelimesini çoktan unutmuş olacaklar, hatta ilerici gençlere karşı her zamanki tavırlarını sürdüreceklerdir.
     Yapılan büyük bir yanlıştır. İyice düşünülmesi ve düzeltilmesi gerekir diye düşünüyorum.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 1 MAYIS 97
 Özelleştirme Saldırısında Son Hamle: SEKA
 Antalya Serbest Bölgesi'nde Bir Örgütlenme Mücadelesi: Novamed İşçisinin Grev Hikâyesi
 SSK Halkındır, Elini Çek!
 Kamu Reformunda
Son Söz İşçi Sınıfının

 Benim Cici Silahım
 YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!
 TÜRBAN MI, ŞERİAT MI?
 GELENEKTEN GELECEĞE BEKİR KARAYEL
 KİMYA TEKNİK BU İŞ YERİNDE GREV VAR!

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS