Sosyalist Dergi: 16 |  Sevgi Gürsel |
Kamu Reformunda
Son Söz İşçi Sınıfının


     3 Kasım 2003 tarihinde kamuoyuna "Kamu Reformu" adıyla tanıtılan ve duyurulduğu tarihten bu yana, başta KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) olmak üzere birçok sendika, dernek, demokratik kitle örgütü tarafından kesin bir dille reddedilen; AKP hükümetinin kamu yönetimini yeniden şekillendirme formülü "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı" hızla gündeme girdi, henüz tartışmaya fırsat bulamadan birçok maddesi meclisten geçirildi ve bazı uygulamalarına (özellikle sağlık alanında sözleşmeli personel alımı) başlandı.


     Farklı bakış açılarına sahip çeşitli eleştiriler getirildi. Bu eleştirileri anlamak ve karşı duruşumuzu buna göre belirleyebilmek için tasarıyı değerlendirmek gerekir. Tasarı kanun haline gelirse, tutumumuzun ne olacağı konusunda netleşmemiz açısından ve içeriği boş bir "redçilik"ten öteye geçebilmek için neyin ne olduğunu iyice anlamalıyız. Sermayenin her zamanki saldırılarından biri deyip geçmemeliyiz.
     Tasarıyı eleştirenler temel olarak iki gruba ayrılıyor. Birinci grupta, tasarının üniter devlet yapısına zarar vereceği, devletin temellerini sarsacağı görüşü hakim. Daha sonra madde madde açıklayacağımız üzere, yeni yönetim sisteminin eyalet sistemine geçişi öngördüğünü düşünenler bu grupta yer alıyor. Bu açıdan Kürtlere ve İslami kesime prim vermek istemeyenler (TÜSİAD başta olmak üzere sanayinin belli başlı sözcüleri) -ve tasarıya AKP icraatı olduğu için karşı çıkanlar- en ateşli redçileri oluşturuyor. İkinci ve ağırlıklı grupta ise tasarıyla birlikte devletin özelleştirme harekatını yasal bir zemine oturtacağı, bundan yararlanarak daha açık bir şekilde kamunun tasfiyesine girişeceği görüşü egemendir.
     Bu iki görüşün ne derece haklı olduklarını değerlendirmeye ve alternatif bakış açısına geçmeden önce, tasarıyı hazırlayanlar açısından, gerekçelerine bakarak, onların bakış açısıyla ele almakta fayda var:

     Tasarının Kökleri Geçmişe Dayanıyor
     Tasarının gerekçesinde, birdenbire ortaya çıkmadığı, uzun bir geçmişe dayandığı anlatılıyor.
     Küresel sermayenin ve emperyalist sistemin tüm dünyayı hegemonyasına alma çabası ne kadar eskiyse, ülkemize dayatılan "kamunun tasfiyesi" politikaları da o kadar eskidir. Ancak tasarıda, daha önce hiç duymadığımız, bu tasarıyla gündeme gelen projelerden sözediliyor. Aslında 30'lu yıllardan beri devam eden(!!) bir "kamunun iyileştirilmesi" çabasının bulunduğu, ancak bir türlü başarılamadığı belirtiliyor. Bu projeler gerekçede şöyle sıralanıyor:
* Kamu yönetiminin yeniden yapılanma çabaları 1930'lu yıllara dayanıyor,
* 1950'li yıllarda bu çalışmalara devam ediliyor,
* 60 sonrası "Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi" (MEHTAP) ile devam ediliyor,
* 1988 yılında 6. Plan adı altında AB'ye uyum çalışmaları ve "vatandaş odaklı" olmayı gündeme getiren "Kamu Yönetimi Araştırması Projesi" (KAYA) ile belli bir olgunluğa geliniyor,
* Son olarak 2001-2005 dönemi için 8. Plan kapsamında bir yeniden yapılanma sürecine giriliyor.
* Ancak bu da yetmiyor, 80 sonrası ekonomik alanda gerçekleştirilen serbestleşme ve değişim, kamu yönetimi alanında tam olarak başarılamıyor.
     Bugün yaşadığımız sorunların temelinde bu kısmi değişimin doğurduğu uyum sorunlarının önemli yer tuttuğu söyleniyor. Ve nihayet, gitgide artan bir şekilde "90'lı yıllarda kamuda yeniden yapılanma ihtiyacının daha belirgin hale" geldiği, ancak yine ihmal edildiği, bu nedenle de diğer ülkelerde yaşanan değişimin çok gerisine düştüğümüz söyleniyor. İşte tüm bu açıklamalardan, kamuda yeniden yapılanmanın vaktinin çoktan gelip geçtiğini gözlemliyormuşuz. Bu, tasarının masal kısmını oluşturuyor. Böylece gerekçeyi okuyanlar, tasarıyla getirilen değişiklikleri de "karşı konulmaz bir biçimde" kabul etmiş olacaklar.

     Tasarının "Görünen" Amacı
     Tasarının amacı, gerekçe kısmında açıklanmış. Her fırsatta dünyadaki değişim sürecine uyum sağlamanın gerekliliği, önemi üzerinde durulmakta. Yeni trendlerden, kamu hizmetlerinin aksamasından, verimliliğin arttırılması amaçlarından vs. bahsediliyor:
     "Dünyada yaşanan hızlı ve çok yönlü değişim özellikle yönetim anlaşıyında ve klasik bürokratik yapılarda köklü bir yeniden yapılanmayı gündeme getirmiştir. Dünyada yönetim anlayışını ve yapılarını köklü bir şekilde etkileyen veya uyaran değişim faktörleri dört ana başlık altında özetlenebilir:      - Ekonomi teorisinde değişim, - Yönetim teorisinde değişim, - Özel sektörün rekabetçi yapısı ve kaydettiği ilerlemeler, - Toplumsal eleştiri ve değişim talebi ile sivil toplumun gelişimi."
     Toplumun hangi kesiminden olursa olsun, kime sorarsanız sorun, dünyadaki değişime ayak uydurulması, ekonominin iyileştirilmesi, bürokrasinin kaldırılması, kamunun daha iyi yönetilmesi, daha şeffaf bir yönetim dendiğinde karşı konması mümkün değildir. Tasarı, bu yönden, ışıltılı sözlerden, umut verici ifadelerden geçilmiyor:
     "…Genel olarak ifade edilecek olursa, toplumun taleplerine karşı daha duyarlı, katılımcılığa önem veren, hedef ve önceliklerini netleştirmiş, hesap veren, şeffaf, daha küçük ancak daha etkin bir kamu talebi dile getirilmiştir…." deniyor. Yine aynı gerekçede:

     "Bu yeni anlayış içinde, 21. yüzyılda kamu yönetimi; - Şeffaf olmak, - Katılımcı olmak, - Düşük maliyetle çalışmak, - Etkin olmak, - İnsan haklarına saygılı olmak, - Belirsizliği ve ayrımcılığı azaltacak şekilde hukuka dayanmak ve - Öngörülebilir olmak zorundadır" deniliyor ki, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, karşı çıkmak imkansız.
     Ancak tasarının sadece gerekçesini okuyacak değiliz tabii ki. Maddelere geçildiğinde, özünde, gerekçede anlatılanlardan daha derin amaçların bulunduğu ortaya çıkıyor; özelleştirmeci ve kapitalist; kamuyu tasfiye etmeyi hedefleyen, iş güvencesi ve sosyal güvenlik karşıtı hedefler belirginleşmeye başlıyor.

     İlk Hedef Özelleştirmeler ve Kamunun Tasfiyesi
     Tasarının 5.l maddesinde "Kamu kurum ve kuruluşları, kanunlarla kendilerine açıkça görev olarak verilmeyen ve kuruluşun amacıyla doğrudan ilgili olmayan alanlarda işletme kuramaz, mal ve hizmet üretimi yapamaz, bu amaçla personel, bina, araç, gereç ve kaynak tahsis edemez." ve ek olarak Geçici Madde 6: "5'inci maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimler iki yıl içinde tasfiye edilir." deniyor. Bu maddeler okunduğunda, kamu kuruluşlarının artık taşeron şirketlerle iş anlaşması yapamayacağı, kamu personeli dururken, üstelik de bu kadar "personel fazlalığı var, devletin memuru boş boş oturuyor" vurgusu yapılırken, ihaleyle iş verip dünyanın parasını harcayamayacakları gibi "iyi niyetli" bir sonuç çıkabilir.
     Ancak gerekçeyi okumaya devam ettiğinizde, asıl amacın "boş boş oturan memurların tasfiyesi" olduğu anlaşılıyor: "…Kamunun üretimden çekilmesi, düzenleyici işlevinin güçlendirilmesi, özel sektör ve toplum ile paydaşlık ilişkisi geliştirmesi öngörülmüştür."
     Gerekçenin bir başka paragrafında: "Sonuç olarak; iç pazar ağırlıklı ve sanayi toplumuna özgü kurumlarda köklü bir değişim ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Kamunun rolünü yeniden tanımlama ihtiyacı doğuran bu değişimler özellikle özelleştirme, sivilleşme ve yerelleşme şeklinde gelişen eğilimleri desteklemektedir. Kamu kuruluşları özel sektörün daha verimli üretim yaptığı alanları terk etmekte, eskiden "doğal tekel" olarak düşünülerek devletin kontrolüne bırakılan alanlar dahi düzenleyici yapılar kurulmak suretiyle özel kesime açılmakta, bazı kamu hizmetleri sivil toplum kuruluşlarına devredilmekte, merkezi yapılar yerine yerinden yönetim anlayışı hakim hale gelmektedir" diyor ki, buna özrü kabahatinden büyük deriz. Özelleştirmeleri kendiliğinden, doğal bir sürecin sonucunda ortaya çıkmış ve kaçınılmaz olarak devam ettirilmesi gerekirmiş gibi açıklıyor tasarı gerekçesi.
     Sosyal devletin olmazsa olmazı olan "eğitim, barınma, ulaştırma, sağlık gibi zaruri ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması" ilkesi kaldırılıyor. (Zaten tam olarak uygulandığı da söylenemezdi, ancak hiç bu kadar meşru bir şekilde savunulmamıştı.) Devlet, kâr amacı güden şirket haline geliyor, bu hizmetlerden yararlanacak vatandaş ise "müşteri".

     Kamu ve Piyasa İlişkisi Resmileşiyor
     "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının temel aldığı bu yeni yönetim anlayışı ve uygulaması; - Piyasaya saygılıdır ve mümkün olduğu ölçüde piyasa araçlarını kullanır, … - Stratejik yönetim anlayışı içinde öncelikli alanlara yoğunlaşır, performansa ve kaliteye dayanır…".
     Madde 6.d: Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri arasında iletişim ve işbirliğini sağlayıcı mekanizmalar oluşturmak, hizmet ve işlev kapasitelerini geliştirmek,
     Kamu hizmetlerinin gördürülmesini tanımlayan 11. maddede: "Kamu hizmetlerinin daha etkili ve verimli olarak yerine getirilebilmesi amacıyla, merkezi idare ile mahalli idareler, kendilerine ait hizmetlerden kanunlarda öngörülenleri, ilgileri itibariyle üniversitelere, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, hizmet birliklerine, özel sektöre ve alanında uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerine gördürebilir. Bu durumda idarenin sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır." denilerek kamunun özel sektörle işbirliği yapacağının sinyalleri açık ve net olarak verilmeye başlanıyor.
     Kamu ve piyasa ilişkisi bağlamında, özellikle buraya eklememiz gereken noktalardan biri, çalışanlara "performansa dayalı ücretlendirme", "verimlilik", "toplam kalite yönetimi" gibi kısıtlayıcı ve piyasa işletmelerindeki çalışanlara dayatılan "ölçütlerin" getirilmeye çalışılmasıdır.
     "Çalışanların kararlara katılımı", "ekip çalışmasının güçlendirilmesi", "kalite çemberi", "verimliliğin arttırılması", "rekabet gücünün yükseltilmesi", "müşteriye kusursuz hizmet" gibi hedefler öne süren Toplam Kalite Yönetimi kavramının sonuçları; çalışanların öz güçleri olan örgütlenmenin ortadan kaldırılması, sendikaların işlevsiz hale getirilmesi; rekabeti arttırarak çalışanlar arasındaki dayanışma duygusunu yok etmek, sınıf içi çatışmalara yol açmak olacaktır .

     Özelleştirme Çabaları Yeni Değil
     Tasarıya özelleştirmelerden dolayı hayır diyenler haklıdır, ancak özelleştirme çabaları yeni değildir, hatta uzun bir süredir uygulanıyor da. Bu anlamda, tasarıyla gerçekleştirilmesi planlananlar pek sürpriz değil aslında. Gerçekten de dünyadaki değişimlere ayak uydurmanın bir koşulu olarak ve küreselleşmenin, yeni liberal politikaların bir parçası olarak geri kalmış ülkelere dayatılan özelleştirmeler; İMF (Uluslararası Para Fonu), Dünya Bankası, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü), WTO (Dünya Ticaret Örgütü) talimatlarıyla, geri kalmış ülkelerin tüm dünyada sermayenin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik MAİ (Çok Taraflı Yatırım Anlaşması), MİGA (Çok Taraflı Yatırımları Garantileme Ajansı), GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) ve benzeri anlaşmaların sonucudur.

     Örneğin GATS anlaşmasıyla, ülkemiz,
     1. Kamusal alanların tasfiye edilmesi,
     2. KİT'lerin (Kamu İktisadi Teşebbüsü) özelleştirilmesi,
     3. Devletin her türlü hizmet alanından elini çekmesi,
     4. Bu alanların ulusötesi şirketlerin ticaretine terkedilmesi koşullarıyla kamu hizmetlerinin serbest piyasa ticaretine açılması taahhüdünde bulunmuştur.


     Bununla, bilgisayar vb. uzmanlık gerektiren mesleki hizmetleri; posta, iletişim vb. haberleşme hizmetlerini; müteahhitlik, mimarlık, mühendislik hizmetlerini; ilk-orta ve yüksek öğretimi içeren eğitim hizmetlerini; içme suyu, kanalizasyon, çöp, temizlik, yol inşaatı, asfaltlama gibi çevre hizmetlerini; bankacılık, sigorta, sosyal güvenlik gibi mali hizmetleri; turizm, ulaştırma (deniz, kara, hava ve demiryolu taşımacılığı) hizmetlerini; kültür, spor faaliyetlerini; sağlık hizmetlerini; kısacası, yaşamak için zaruri olan tüm ihtiyaçları piyasaya açılacaktır.
     Yine İMF'nin Türkiye'ye dayattığı; kamu çalışanlarının maaşlarının düşük tutulması; personel alımlarının sınırlandırılması; kamusal alanın tasfiyesinin hızlandırılması; sözleşmeli personel uygulamasına geçilmesi; ücretsiz mesai fazlası çalışmanın özendirilmesi; uyum yasalarının hızla çıkartılması; MİGA ile taahhüt edilen yasal düzenlemenin yapılması koşulları ile böylesi bir reformun çıkması kaçınılmazdı zaten.
     Alabildiğine kâr mantığıyla sosyal devlet politikalarından hızla uzaklaşmayı, çalışanları kendi kaderlerine terketmeyi öngören bu tasarı, rekabeti de tasarının bahaneleri arasında sunmayı ihmal etmiyor: "Rekabete açık bir dünyada, halkın rızasına dayalı olmayan bir yönetim; insanlarını mutsuz kılmakta, nitelikli insan gücünü başka ülkelere kaçırabilmekte; buna karşılık, artan yabancı sermaye yatırımlarından faydalanamamakta ve sonuçla uluslararası rekabette ülkenin nispi konumunu kötüleştirmektedir."
     Yani insanların mutluluğu için yabancı sermayenin yatırımlarından faydalanmak gibi bir çözüm öngörülüyor. Esas olarak tasarının temel felsefesini ekonomik önlemlerin oluşturduğu açıktır. Araya serpiştirilen vatandaşın mutluluğu, vatandaş merkezli hizmet anlayışı vs. süslü sözler tasarının kamuya sunuş kalitesini arttırmaktan başka bir işleve sahip değil.

     Tasarının Kapsadığı Kanunlar ve Düzenlemeler
     Kamu reformu, tek bir kanundan oluşmuyor. Başta "İl Özel İdareler Kanunu", "Büyükşehir Belediyeleri Kanunu" ve "Belediyeler Kanunu" olmak üzere;, "Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanun Tasarısı", "Personel Rejimi Kanunu Tasarısı" gibi birçok kanun tasarısını kapsamaktadır. Bunlardan ilk dört tasarı, değişiklikleriyle birlikte kamuya açıklandı, ancak sonuncusu, yani "Personel Rejimi Kanunu Tasarısı" henüz ortaya çıkmadı. En stratejik kararların kuşkusuz bu tasarıda yer alması bekleniyor.
     Bir de bürokrasiyi azaltacağı ve vatandaşın mutluluğunu artıracağı belirtilen birtakım düzenlemeler söz konusu. Kısaca sözedecek olursak: "…Ayrıca, İdari Usul Kanunu, Saydamlık ve Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı, e-Dönüşüm Türkiye Projesi ve e-Devlet, Bürokrasinin Azaltılması ve Basitleştirilmesi, Vatandaş Memnuniyetinin Ölçülmesi, Performans Sistemine ve Ödüllendirmeye Geçiş, Kamuda Etik Kuralların Gözden Geçirilmesi gibi birçok alanda yapılacak düzenlemelerle bu Kanunda öngörülen çağdaş yönetim anlayışı hayata geçirilecektir."

     Tasarıyla Kurumlara Yönelik Hangi Değişiklikler Öngörülüyor?
     Tasarının 1. Geçici Maddesi'yle birlikte, Sağlık Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na ait "taşra teşkilatı görev ve yetkileri ile genel olarak bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine devredilecektir" deniyor.
     Burada vurgusunu yapmamız gereken önemli bir nokta var. Tasarı şu anda son haliyle elimizde, ancak tasarının değişiklik yapılmamış ilk örneğinde Milli Eğitim Bakanlığı'na ait personel ve öğretmen atamalarının da merkezden çıkarak yerel yönetimlere devredilmesi sözkonusuydu. Yönetim anlayışının "vatandaşa güvensizlik" üzerine kurulu olduğu, eğitim müfredatının hala egemen merkezi görüşle belirlendiği bir sistemde bunun olamayacağı zaten belliydi; tasarının bu maddesi hemen değiştirilerek, Milli Eğitim Bakanlığı, yetkilerini devreden bakanlıklar arasından ayrılarak eski yerine döndü. 2. Geçici Madde ile, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kaldırılıyor, görev ve yetkileri, araç, gereç, her türlü taşınır taşınmaz malları, borçları vs. İstanbul dışındaki illerde il özel idarelerine, İstanbul'da ise bu hizmetler il sınırları içinde yapılmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne devrediliyor. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na devrediliyor.
     Bu bakanlıklarda çalışan personelin durumu ise şimdilik belirsiz. Personelin de devredilmesinden sözediliyor. Ancak mevcut durumda bile personel fazlalığından sözedilirken, ek olarak bir de kapatılan kurumların personeli eklendiğinde yeni bir maddeyle personelin işten atılması gündeme gelecektir.
     Geçici Madde 3: Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bütçesi Sayıştay'a devredilmiştir.
     Bir de tasarı kapsamının dışında tutulan kurumlar var. Tasarının 48. maddesinde şöyle deniyor: "Bu Kanunun, 24'üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi hariç olmak üzere İkinci Kısmındaki hükümler, 46'ncı maddesinin beşinci fıkrası dışındaki hükümlerle 47'nci maddesi hükümleri Milli Savunma Bakanlığı hakkında uygulanmaz."

     Hükümetle Birlikte Değişecek Görevler
     Tasarıda, hükümetler değiştikçe olduğu gibi değişecek bazı görevlerden söz ediliyor. Yani bazı görevler, hükümetin belirleyeceği kişiler tarafından yapılabilecek. Bununla ilgili düzenlemelerden 46. maddede sözediliyor: "…Hükümetin görevi sona erdiğinde, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı hariç müsteşarlar ile başkanlık ve genel müdürlük şeklinde kurulan bağlı ve ilgili kuruluşlarda kendi genel kurullarının seçimiyle gelenler dışındaki başkan veya genel müdürlerin görevi kendiliğinden sona ermiş sayılır…" ancak bir de eklenmiş: "…Bu şekilde görevi sona erenlerden başka bir göreve atanmayanlar, özlük hakları saklı kalmak üzere, kadro şartı aranmaksızın bakanlık müşaviri olarak atanırlar."

     Yeniden Yapılanma
     Tasarı, merkezi ve mahalli idarelerin görev ve yetkilerini yeniden tanımlıyor. Buna göre;
     7. Maddede, merkezi idare tarafından yürütülecek görev ve hizmetler şu şekilde tanımlanıyor:
     "a) Adalet, savunma, güvenlik, istihbarat, dış ilişkiler ve dış politikaya ilişkin görev ve hizmetler, b) Maliye, hazine, dış ticaret, gümrük hizmetleri ile piyasalara ilişkin düzenleme görev ve hizmetleri, c) Ulusal düzeyde ekonomik, sosyal ve fiziki planları hazırlamaya, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını gidermeye yönelik program ve projelerin uygulanmasını sağlamaya ilişkin görev ve hizmetler, d) Milli eğitimle ilgili görev ve hizmetler, e) Diyanetle ilgili görev ve hizmetler, f) Sosyal güvenliğe ilişkin görev ve hizmetler, g) Tapu ve kadastro, nüfus ve vatandaşlıkla ilgili görev ve hizmetler, h) Acil durum yönetimi ve sivil savunma ile ilgili ulusal düzeyde yapılması gereken görev ve hizmetler, i) Vakıflarla ilgili görev ve hizmetler, j) Mahalli idarelere teknik ve mali yardımda bulunma, rehberlik yapma ve eğitim desteği sağlama görev ve hizmetleri, k) Kanunlarla münhasıran merkezi idare tarafından yerine getirilmesi öngörülen ulusal nitelikli veya birden çok ili kapsayan diğer görev ve hizmetler." 8. Maddede ise mahalli idarelerin görev, yetki ve sorumlulukları tanımlanıyor: "Mahalli müşterek ihtiyaçlara ilişkin her türlü görev, yetki ve sorumluluklar ile hizmetler mahalli idareler tarafından yerine getirilir.
     Mahalli idareler görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren hizmetleri, idarenin bütünlüğüne, kanunlarla belirlenen esas ve usullere, kalkınma planının ilke ve hedeflerine, kendi stratejilerine, amaç ve hedeflerine, performans ölçütlerine uygun olarak yürütür.
     Mahalli idarelerin kanunlarla verilen temel görev ve hizmetleri ciddi şekilde aksatması ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini önemli ölçüde olumsuz etkilemesi durumunda, aksamanın boyutu ile ölçülü olmak kaydıyla, ilgili merkezi idare kuruluşunun talebi üzerine İçişleri Bakanlığı bu aksaklıkların giderilmesi için kanunlarda öngörülen tedbirleri alır."
     Sık sık belirttiğimiz merkezin kendi ağırlığını koyduğu maddelerden biri budur. Güvensizlik unsuru burada da hissettiriyor kendini: "beceriksiz" yerel idarelerin imdadına merkez her an yetişmeye hazır olacak anlaşılan.

     Yerelleştirme Bunun Neresinde?
     Tasarı, her fırsatta yerelleştirmeyi güçlendirmekten bahsediyor.
     Ancak açıkça görüldüğü gibi, ne yerel idarelerin güçlendirilmesinden ne de bağımsız bir mahalli yönetimden söz etmek mümkün değil. Tasarı, yerelleştirmenin güçlendirilmesi talebini dile getirerek bile aslında bugüne dek görülmedik şekilde 'despotik merkezi bürokrasiyi' dağıtıcı girişimler içeriyor, ancak bu çaba yarım kalıyor, birbiriyle çelişen (ve farklı kaygıların eseri olduğu anlaşılan) maddelerle reform tamamlanamıyor, sonuca ulaşamayan güdük hedefli bir maddeler bütünlüğünün ötesine geçemiyor.
     Burada, yerelleştirmekten çok merkezin yetkilerinin arttığını görüyoruz, yalnızca görüntüde merkez değil, yerel idarelerin göze çarpması isteniyor. Tasarının birinci geçici maddesinde birçok bakanlığın ve müdürlüğün görev ve yetkileri il özel idarelerine devrediliyor. Bununla yerel yönetimlerin güç kazanacağı sonucu çıkarılabilir. Ancak bu da bir yanılsamadır. Çünkü her fırsatta merkezin görev ve yetkileri, bağlayıcılığı, ayrıcalıkları dile getiriliyor, tekrar ediliyor.

     İş Güvencesi Ortadan Kalkıyor, Sendikalar Yok Sayılıyor
     Vatandaşın memnuniyetinden, bürokrasinin azaltılmasından, hizmetin iyileştirilmesinden vs. bahseden tasarı, çalışanların mutluluğundan, iş güvencesinden, sosyal hizmetlerden ise hiç söz etmiyor. Söz etmediği gibi, kadrolu personel yerine sözleşmeli personel uygulamasını dayatarak iş güvencesini tamamen yok ediyor. İnsan Kaynakları Yönetimi adı altında sunulan 46. maddede: "Kamu hizmetleri memurlar, tam zamanlı veya kısmi zamanlı çalışan diğer kamu görevlileri ve işçiler eliyle yürütülür" diyerek kısmi zamanlı çalışanlardan bahsediyor, böylece esnek çalışma koşullarını kamu alanına da taşınmış olacak; öte yandan aynı maddede"diğer kamu görevlileri ile işçilerden tam zamanlı veya kısmi zamanlı olarak ve kadro şartına bağlı olmaksızın sözleşmeli statüde istihdam edileceklerin sözleşmelerinde, ilgili personelin görevleri, hak ve yükümlülükleri ile performans ölçütleri yer alır" ifadesiyle performans ölçütlerinden bahsederek memurların meziyetlerine göre değerlendirileceği, yani çalışanlar arasında dayanışmanın ortadan kaldırılıp rekabetin geliştirileceği bir sistem uygulanmaya çalışılıyor. Aynı maddede, yine işyerinde barışı yok edecek bir diğer uygulamadan söz ediliyor: "Memurlar ve diğer kamu görevlileri, performans ölçütlerine göre değerlendirilir ve ödüllendirilir."
     Çalışanların haklarını kısarak iş güvencesini azaltan bu maddede, bu ölçütlerin kime, neye göre nasıl değerlendirileceğinden ise hiç sözedilmiyor. Çalışanların haklarını savunan, doğal olarak bulunması gereken kurumlardan, yani sendikalardan ise neredeyse hiç sözedilmiyor. Yalnızca İl Özel İdareler Kanunu Tasarısı'nda; Belediye ve İl Meclislerine katılıp sivil toplum kuruluşları, odalar vs. ile birlikte sendikaların da görüş bildirebileceğinden bahsediliyor.

     Özet
     Merkezi yapıyı savunanların ve üniter devletin yıkılacağını iddia edenlerin aksine, yerelleştirme adımları yarım kalıyor: tasarı bu açıdan merkezi yapıyı daha da güçlendirici özelliktedir. Tasarıya, özelleştirmeler açısından karşı çıkanlara hak vermekle birlikte, bu uygulamalar ilk değildir ve tasarı kanun haline gelse de gelmese de devam edecektir. İMF'nin ve Dünya Bankası'nın ülkemiz üzerindeki hesapları devam ettikçe de emeğe karşı saldırılar sürecektir.
     Tasarıda "sözleşmeli personel" kavramıyla "iş güvencesi"ne saldırılara devam edilmesi amaçlanıyor.
     Burjuvazinin işçi sınıfına saldırıları kapsamında, daha önce çıkartılan "4857 Sayılı İş Kanunu"nu unutmamak gerekir. Çalışanların sermaye karşısındaki tek direnme aygıtı "sendikalar"ı doğrudan yok edemeyeceğini anlayan burjuvazi, gerek iş kanunu gerekse kamu reformu aracılığıyla işlevlerini köreltmeyi, "kulüpler" haline getirmeyi planlıyor.
     Tasarıyla, ilk defa merkezi bürokrasinin ortadan kaldırılmasından sözediliyor. Ancak, bu konuda da olduğu gibi, gerekçedeki ön açıcı her maddenin karşısına "ENGEL MADDE" yerleştirilmiş durumda.
     Tasarıyı tam olarak özetleyecek olursak: Eğitim, sağlık, ulaştırma, haberleşme gibi halkın zaruri ihtiyaçlarını teşkil eden hizmetler özelleştirilecek, halk kaderiyle başbaşa bırakılacak; güvenlik, adalet, müfredatın belirlenmesi, diyanet işleri gibi belirleyici işler merkezin elinde olacak. Eğer olur da halk bir gün kaderine başkaldıracak olursa, tepesine balyoz amacıyla kullanılmak üzere bir köşede tutulacak.

     Sonuç
     Evet, bu tasarı, özelleştirmeci ve kapitalist bir yasanın hayata geçirilmesini amaçlıyor. İMF ve Dünya Bankası'nın küreselleşme oyununda yeni bir perde sahneleniyor. Ancak özelleştirmelere karşı durmak, sadece tasarı kapsamında değil, emekten yana olmanın olmazsa olmaz koşuludur. Bunun mücadele platformları hızla oluşturulmalıdır.
     Devrimciler, komünistler, ilericiler için yerelleştirme, devlet bürokrasisinin ortadan kalkması, halkın yönetime katılması, karar mekanizmalarında yer alması anlamına gelir. Ancak tasarının yerelleştirmeyle ilgisi olmadığı gibi, merkezi idare, kendini "yerelleşmenin" doğuracağı tehlikelerden koruyacak önlemleri almıştır.
     Kamu kuruluşları, "sosyal devlet" ilkesine göre kar etmeyi amaçlamazlar. Özel işletmelerdeki "kar-zarar" karşılaştırmaları bu kurumlarda yapılamaz. Çalışanlarını performanslarına göre ücretlendiremez. Gelecek güvencesi vaadederken, "sözleşmeli personel" kavramını dile getirmez. Vatandaşlarını düşünen bir yönetim, halkın kaderini özel işletmelerin eline terk etmez. Reel sosyalizm döneminde kapitalist sistemin sosyalist sisteme karşı koz olarak kullandığı "sosyal devlet" kalıntılarını da yok edeceği anlaşılan tasarıya bu noktadan da karşı çıkılması gerekir.
     Eğer tasarı, gerekçesinde açıkladığı "olumlu" yönleri gerçekten taşısaydı, yerelleştirme, merkezi bürokrasiyi ortadan kaldırma niyetlerinde samimi olsaydı, hiç kuşkusuz hepimiz tarafından kabul edilebilirdi. Ancak, daha önce belirttiğimiz gibi, tasarının bu yönü yarım kalmış, daha doğrusu "engellenmiş". Sadece emek düşmanı, halkın sahip olduğu kamu mallarını sermayeye peşkeş çeken bir anlayışla hazırlanan tasarıya değil; emeğe sahip çıkmak için, çocuklarımızın geleceği için, dayanışmanın devamı için, sermayenin tüm saldırılarına hep birlikte karşı koymak için mücadelemizi yükseltmeliyiz. "Yaşasın sınıf dayanışması! Yaşasın örgütlü gücümüz!"

Kaynaklar:
Kamu Yönetimi Reformuna Doğru, Radikal 2, 7 Mart 2004, Zeynep Gambetti, Gökhan Gökçen, Selgin Zırhlı
Kamu Reformu Ne Getiriyor?, www.egitimsen.org.tr
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Sempozyumu, 20 Kasım 2003, DİSK, KESK, TMMOB, TTB
 
Yazarın Diğer Yazıları
 1 MAYIS 97
 Özelleştirme Saldırısında Son Hamle: SEKA
 Antalya Serbest Bölgesi'nde Bir Örgütlenme Mücadelesi: Novamed İşçisinin Grev Hikâyesi
 SSK Halkındır, Elini Çek!
 Kamu Reformunda
Son Söz İşçi Sınıfının

 Benim Cici Silahım
 YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!
 TÜRBAN MI, ŞERİAT MI?
 GELENEKTEN GELECEĞE BEKİR KARAYEL
 KİMYA TEKNİK BU İŞ YERİNDE GREV VAR!

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS