Sosyalist Dergi: 31 |  Muhsin Salihoğlu |
9 Mayıs Faşizme Karşı Zafer Günü

9 Mayıs Faşizme Karşı Zafer Günüdür. Hitler yönetimindeki işgalci faşist ordularını dört yıl süren savaşta kovalaya kovalaya Almanya’nın başkenti Berlin’e giren sosyalist Sovyet orduları, 66 yıl önce, 9 Mayıs 1945’te, Alman Başkomutanlığı’nı kayıtsız şartsız teslim olmak zorunda bırakmıştı.

Faşizmin yıkılması, dünya işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların büyük bir kazanımıydı. Bu zaferle, Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri, kapitalizmin dışına çıktı. Kısa süre içinde, Kuzey Kore, Kuzey Vietnam ve Çin de sosyalizme yöneldi ve dünyanın üçte biri sosyalist oldu. Sömürge imparatorlukları da yıkıldı ve birçok ülke ulusal bağımsızlığını kazandı.

Bugün çok farklı koşullarda bulunuyoruz. Amerikan emperyalizminin önderliğindeki dünya kapitalist sistemi, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından faşizmin mirasını devraldı. Sosyalist sisteme ve bağımsız ülkelere karşı Soğuk Savaş’ı başlattı. Uzun ve karmaşık bir mücadeleden sonra, 1989 1991 karşıdevrimleriyle sosyalist sistemi dağıttı, çoğunu paramparça ettiği bu ülkeleri kapitalizme geri döndürdü ve bağımsız ülkelerin çoğunu da yeni sömürgesi durumuna getirdi. Yaklaşık 20 yıllık neoliberal saldırısıyla bütün dünyaya özelleştirme, taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma politikasını dayattı. İşçilerin, emekçilerin, ezilen halkların, kadınların, çocukların, kısacası bütün insanlığın siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel kazanımlarını geri aldı, insanlığı barbarlığa ve karanlığa mahkûm etti.

Ne var ki, kendisi açısından olumlu bütün bu koşullara rağmen kapitalizm, 2008’de dünya çapında krize girdi. Krizin yüküyle ellerindeki son kazanımları da kaybetmek istemeyen işçi sınıflarının, emekçi tabakaların, ezilen halkların kitle eylemlerinde, isyan ve ayaklanmalarında meydana gelen büyük artışı boğmak için, kapitalist dünyanın emperyalist efendileri savaş politikasına yöneldi. Gezegenin bütününü kapitalizmin kölesi yapmak için, emperyalizme hâlâ tümden teslim olmamış bütün ülkelere karşı saldırı, savaş ve işgal politikası güdüyorlar.

Emperyalizm, sosyalist Küba’yı ve Kuzey Kore’yi ambargo ve ablukayla boğmaya çalışıyor. Venezüella ve Bolivya’yı yıkmak için sürekli komplo düzenliyor. Filistin, Irak ve Afganistan doğrudan doğruya işgal altında. Libya NATO saldırısına uğradı. Emperyalizmin hedef tahtasında olan Suriye, Lübnan ve İran’a ise şimdilik psikolojik savaş uygulanıyor. Emperyalizm, Tunus ve Mısır’da işbirlikçi kapitalist diktatörleri deviren ama sokaklardaki ve meydanlardaki gücünü kendi iktidar organlarını oluşturarak taçlandıramayan halk devrimlerini etkisizleştirmek ve bir saray darbesi boyutuna indirgemek için her yola başvuruyor. Bahreyn, Ürdün ve Suudi Arabistan’da işbirlikçilerine destek çıkıyor. Bağımsızlığını ve onurunu her gün çiğnediği Pakistan’ı fiilen sömürge durumuna getirdi. Türkiye’yi kendisine daha sıkı bağlamak için işbirlikçi egemenlerin dizginlerini kısıyor, özerklik ve bağımsızlık taslamalarıyla alay edip İran, Libya ve Suriye konusunda tam hizaya getiriyor. NATO’yu sadece Avrupa’da değil, bütün dünyada kapitalizmin koruyucusu dev bir militarist örgüt durumuna yükseltti. Afrika, Asya ve Latin Amerika’da her ülkeye burnunu sokuyor.


Zaferden günümüze

Faşizme karşı zaferden bugüne kadar süren tarihsel deneyim emperyalizme elini verenin kolunu kurtaramadığını gösteriyor. Emperyalizm, kapitalizmin son aşamasıdır. Emperyalizm savaştır, gericiliktir, karşıdevrimciliktir. Emperyalizm mutlak egemenlik ister, daha azına razı olmaz.

Nitekim, ABD önderliğindeki emperyalizm; faşizmi yenen sosyalist sistemin, güçlü komünist partiler ve devrimci sendikalar oluşturarak kendisine muhalefet eden metropol ülke işçi sınıflarının ve sömürge boyunduruğundan kurtulan bağımsız halkların kendisine dayattığı yarım egemenlikle yetinmek zorunda kaldığı, kolunun kanadının kısıtlanmasını önleyemediği, işçi sınıfına ve ezilen halklara ödünler vermek zorunda kaldığı özel koşullarda, bu durumu değiştirmek için büyük bir seferberlik başlattı. Sinsi bir planla dünya çapında çok yönlü bir ideolojik savaş yürüttü. Liberalizm, milliyetçilik ve dincilik zehriyle komünistlerin, sosyalistlerin, devrimci demokratların, yurtseverlerin ideolojik bağışıklık sistemlerini zayıflattı. İdeolojik olarak pelteleştirdiği komünist partileri düzen partilerine dönüştürdü. İçi boşaltılmış insan hakları, özgürlük ve demokrasi masallarıyla sosyalist ülkelerde adım adım karşıdevrim tohumlarını ekti. Bağımsızlığına yeni kavuşmuş ülkeleri kendisine bağlamak için Üçüncü Dünya elitlerini yetiştirme programları başlattı. Amerikan üniversiteleri, Amerikan medyası, Amerikan film ve eğlence sanayii, bütün dünyayı kapitalizmin ve emperyalizmin ne kadar doğal ve anlamlı olduğuna inandırmak için üç vardiya çalışan fabrika görevini üstlendi ve başarılı oldu. Bugün bütün kapitalist dünyada medya Amerikan medyası, üniversiteler Amerikan üniversitesi, film ve eğlence sanayileri Amerikan film ve eğlence sanayisi olarak klonlanmış bulunuyor.

Emperyalizmin barış içinde işbirliği masallarına kanan sosyalist ülkelerin yerinde bugün yeller esiyor. Sovyetler Birliği 15 parçaya bölündü. Emperyalizme her türlü tavizi veren Gorbaçov Amerikan tezgâhıyla devrildi gitti, yerini kapitalizmin zavallı uşağı Yeltsin’e ve takipçilerine bıraktı. Amerika’nın her isteğini emir sayan Şevardnadze, yerini Amerikan vatandaşı Saakaşvili’ye bıraktı. Tito’nun ülkesi Yugoslavya 7 parçaya bölündü. Romanya’da Çavuşesku ve eşi kurşuna dizildi.

Sömürgeciliğe ve feodalizme karşı güçlü ulusal kurtuluş devrimleriyle devrimci demokrat yönetimlere kavuşan ilerici Arap ülkeleri, emperyalizme karşı ilkesel tutum alacak yerde onunla uzlaşınca yeniden emperyalizmin pençesine düştüler. Nâsır’ın ilerici Mısır’ı, işbirlikçi Enver Sedat’ın ve Hüsnü Mübarek’in bağımsızlığını ve onurunu yitirmiş köle ülkesine dönüştü. Irak’ta bir dönem Amerika’yla işbirliğine giren Saddam Hüseyin, kayıtsız şartsız teslim olmayı reddedip ülkesinin işgaline karşı direnince idam edildi. Libya’da emperyalizmle uzlaşarak ayakta kalabileceğini sanan Muammer Kaddafi, tam teslimiyeti kabul etmeyince Libya NATO’nun faşist saldırısına uğradı. Muammer Kaddafi, oğlunu ve torunlarını kaybetti, kendisi de ölüm tehdidi altında direnişini sürdürüyor. Suriye’de emperyalizme ödünler vererek özelleştirmelere giden, ülkeyi yavaş yavaş yabancı sermayeye açan Beşşar Esad, emperyalizme tam köleliği kabul etmeyince, ülkesi ve kendisi psikolojik savaşın hedefi oldu. Afganistan devrimine ve Sovyetler Birliği’ne karşı antikomünizm temelinde uzun süre Amerikan emperyalizmiyle işbirliği yapan Usame Bin Ladin, Arap ve İslam dünyasının bağımsız ve özgür yaşama hakkına sahip olduğunu savununca şeytanlaştırıldı ve ABD emperyalizminin yargısız infazıyla öldürüldü.

Emperyalizme ve kapitalizme karşı ilkesel ve kararlı mücadeleden vazgeçmek, bütün devrimciler ve ilericiler açısından ölümcül bir yanılgıdır. Emperyalizme ve kapitalizme karşı yarım mücadele olmaz; sonuna kadar gitmek, emperyalizmi ve kapitalizmi ortadan kaldırmak gerekir. Uzun vadeli olarak bakıldığında, bütün devrimcilerin kulağına küpe olması gereken slogan şudur: Ya sosyalizm ve devrim, ya emperyalizm ve karşıdevrim. Başka seçenek yoktur ve olmayacaktır. Devrim ve sosyalizmden başka, özgürlüğe, adalete, kardeşliğe, demokrasiye, bağımsızlığa, hukukun üstünlüğüne, laikliğe, kadınların kurtuluşuna, çocuk haklarına, yaşanabilir doğaya götüren bir yol yoktur. Kapitalizm ve emperyalizm çıkmaz sokaktır.

9 Mayıs Faşizme Karşı Zafer Günü, bu dersler ışığında, emperyalizme ve kapitalizme karşı 21. yüzyıl devrimlerinin esin kaynağı olmaya devam ediyor.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Seçim Değerlendirmesi
 1920'den Günümüze TKP - 2
 1920'den Günümüze TKP - 1
 Kapitalist Devletlerin İkiyüzlülüğü ve Irak
 ABD, MEDYA VE ÜNİVERSİTE SİSTEMİ
 ABD EMPERYALİZMİNİN ÖYKÜSÜ
 SİP'İN KORKU VE İHANETİ
 SİP NEREYE?
 1998 BAŞINDA DÜNYA
 ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK
 TKP TARİHİNE BAKIŞ
 SOVYET SOSYALİZMİNDEN ÇIKARILACAK DERSLER
 80 YILDAN SAYFALAR
 PARTİ
 2000'LERİN BAŞINDA TÜRKİYE

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS