Sosyalist Dergi: 9 |  Arsızlar |
BEN MEDYANIN ZEKİ, ÇEVİK VE AHLÂKLISINI SEVERİM!

Amerikan medyasının bizdekilere oranla çok daha sorumlu olduğu, insanların duygularını incitmeyen bir yayıncılık anlayışı taşıdığı hep iddia ediliyor. Hatta, son ikiz kuleler saldırısının ardından medyada kafası, kolu kopmuş hiçbir insanın gösterilmemesi, insanların aczini gösteren görüntülere yer verilmemesi bizim tv ve yazılı basındaki yorumcular tarafından büyük bir hayranlıkla anlatıldı. O kadar ki, Televizyon Yayıncıları Derneği bir bildiri yayınlayarak, Amerikan medyasının örnek alınması gerektiğini belirtti.

İnsanların duygularını sömüren, vicdanlarına seslenerek izlenme oranını artırmaya çalışan programlar mutlaka eleştirilmeyi hakkediyor. Çünkü, insanlığın, hangi kültürde yetişmiş olursa olsun, evrensel değerleri mevcuttur. Kimi türden ihtiyaçları gidermeye yönelik yayınlar, kültürel yayınlarla mukayese edildiğinde, görece daha büyük oranda ilgi çeker. Porno yayınlar, sakatların durumu, ağlayan kadın ve çocukların görüntüsü ilgi toplar. Bu nedenle, izlenme oranını baş hedef olarak seçen bir yayıncının bu türden konulara ağırlık vermesi, kısa vadede sonuç getirebilir.

Bu açıklama ışığında Amerikan medyasının yaptığına (veya yapmadığına) rahatlıkla ‘sorumlu yayıncılık’ ürünü diyebiliriz gibi görünüyor.

Ancak, biz olayın bir başka boyutunu değerlendirelim. Yapılan bütün değerlendirmelerde sorunun ‘etik’ boyutuna değiniliyor. Ancak, Amerikan medyasının bir açıdan ‘sansür’ sayılabilecek bu tutumu yalnızca ‘etik’ bir sorun olarak ele alınamaz; bu durumun bilinçli bir tercih sonucu, yani ‘politik’ bir tercih olarak uygulandığı da akıllara gelmelidir.

Acaba, medyanın bu denli acı dolu bir saldırının ardından verdiği bütün görüntülerde, Amerikalıların ‘her şeye karşın vakarlarından ve mağrur duruşlarından bir şey yitirmediklerini’ gösterme kaygısı (ya da niyeti) yatıyor olmasın? Acaba bu durum, kültürel bir boyutu da olan acı ifade etme ritüellerinin yüksek boyutlusunun ‘ilkel’, ‘geri’, ‘zavallı’ insanlara mahsus bir özellik olduğunu göstermek amacıyla kullanılıyor olmasın? ‘Kahraman Amerikalılar’ ise, acılarını sükûnetle karşılar, ama ‘düşmana’ karşı acımasızca misillemede bulunmaktan da geri kalmaz.

Hindistan’dan Pakistan’a, Türkiye’den Mısır’a, Afrika’dan Asya’ya varıncaya kadar, CNN (Amerikan) gibi, AP (Amerikan) gibi, AFP (Fransa) gibi, Reuters (İngiliz) gibi emperyalist haber ajanslarının yayınladığı görüntülerdeki duruma dikkat edin. Tüm bu bölgelerden verilen haberlerin ortak bir noktası vardır: buralardaki mitinglerde insanlar avazları çıktığı kadar bağırır halde gösterilir, hepsi gürültücü ve kavgacıdır, çocuklar pislik içindedir, açlık çekerler, kadınlar yerel giysileriyle ve mümkünse bir devenin yanında yüzleri örtülü olarak oturur şekilde olmalıdırlar. Böylesi, genel olarak Batı’da mevcut klişelerle örtüşür ve insanları rahatlatır. Rahatlayan insanlar ise, ‘satılacak’ bilgiyi veya malı almaya hazır hale gelir. Yani karşımızda birbirini sürekli olarak besleyen bir süreç vardır.

Kısaca söyleyecek olursak, büyük medyada kesik kafa, kırık kol, ağlayan, sızlayan, dövünen insanların gösterilmemesi, ne bu durumda insanlar olmadığındandır, ne de bir puanlık reyting farkı için birbirlerini doğramaya hazır medya sahiplerinin sözümona sorumluluk duygusundandır. Bunun tek bir sebebi vardır ki, o da, aynen ikiz kulelerin yıkılışının sürekli olarak gösterilmesine rağmen, Amerikan savaş aygıtının beyni Pentagon’a vurulan darbenin üstü örtülü olarak geçiştirilmesindeki sebeple aynıdır: “Amerika yıkılmaz!”, hele hele “parasını kaybeder” (finans merkezlerinin yıkılışı), ama “silahlı gücünü kaybetmez” (yani Pentagon’a bir şey olmaz).

Yoksa, aynı “sorumluluk sahibi medya”, daha olayları kimin üstlendiği bile belli olmadan, kâh orada kâh burada unutulmuş uçak kullanma kılavuzu, yanında da ne gariptir ki bir Kuran buldu. Yıllar önce ölmüş insanları ‘işte teröristler’ diye ekrana çıkardı; bir o kadar insanı da daha henüz hiçbir şey belli olmadan suçlu olarak ilan etmekten çekinmedi.

Amerika’nın dünyanın dört bir yanındaki ülkeleri tehdit edip durduğu bu günlerde de, emperyalist metropollerdeki büyük medya, çoktan “önce vuralım, sonra kanıt buluruz” anlamına gelen bir linç havasına girdi. Ölen masumlara timsah gözyaşları dökerken, başka ülkelerde ölecek masumların ise niye ölmesi gerektiği üzerine iğrenç bir ahlaksızlıkla sipariş yazılar döktürüyor bu “sorumluluk sahibi” medya patronları.

Bilinmesi gereken şey, büyük sermaye sahiplerinin elindeki medya, eğer bağımsız, yaptırımlara sahip bir kamu denetimi yok ise, -ki hiçbir kapitalist ülkede yok bu uygulama- ancak devletlerin ve şirketlerin çıkarına uygun haberler yayar. Basın yayın organlarının asli işlevi tarafsız bilgi toplayarak halkın herhangi bir konuda fikir sahibi olmasını ve böylece kendi kaderini ilgilendiren konuda kanaat oluşturmasını sağlamaktır. Yani, “haber kutsal, yorum hür” olmalıdır. Yani, habere hiçbir ekleme veya çıkarma yapmamalıdır. Haber, olaylar nasıl geliştiyse ancak o şekilde ve o kadarıyla verilmelidir.

Karşı karşıya kaldığımız bu “malumat teröristlerinin” yukarıdaki objektif kriterlere ne kadar uygun davranıp davranmadıklarını herkes sorgulamalıdır. Sorguma sonunda alacağımız cevaptan eminiz desek, şaşırtıcı gelir mi acaba?

 
Yazarın Diğer Yazıları
 İŞTEN ATILACAĞINA ÜCRETSİZ İZNE ÇIK!
 Tecrübeli Gazetecimiz
 ÜZEYİR GARİH’İN SON SÖYLEŞİSİ!
 Mehmet Ali Birand'ın Gözü Aydın, Artık Kına Yakabilir!
 Bir Eski Önder, Bir Önder Eskisi
 Derviş
 Süleyman Demirel Belki De İlk Kez Doğru Söylüyor
 TİSK-TÜRK-İŞ İşbirliği
 Başkanlık Sistemi İstemeyiz, Yaşasın Parlamenter Sistem
 Gene İMF
 Ne Kadar Para, O kadar Eğitim
 BIRAK ÜÇÜ BEŞİ DE, SEN GÖREVİNİ YAP
 RTÜK'ü nasıl bilirsiniz
 Hayırlara vesile olur inşallah
 Wolfensohn Şovu

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS