Sosyalist Dergi: 21 |  Ahmet Ekinci |
İşsizlik Sigortası Emekçilere Aittir

Ülkemizde işsizlik sigortası tartışmaların kökeni bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Sendikaların yasal olarak kuruldukları 1946 ve 47 yıllarından beri, neredeyse her sendika genel kurulunda işsizlik sigortası kurumunun oluşturulması bir talep olarak ileri sürülmüştür. Ancak, bilindiği gibi, bu hakkın sermayedarlardan alınması ancak birkaç yıl önce gerçekleşti.

Cumhuriyetin kuruluşundan 77 yıl sonra, kendi iradesi dışında işini kaybederek işsiz kalanlara, çok yetersiz de olsa aylık bağlama, sağlık yardımları, meslek eğitimi ve yeni iş bulma gibi hizmetler üstlenen bir kuruma kavuşturulması olumlu ve sevindiricidir.
Ancak kuruluşundan itibaren geçen 7 yılda hangi oranda amaçlarına hizmet etmiştir ve hangi oranda etmeye devam edecektir konusunun irdelenmesi yararlı olacaktır. Fakat, bu konuda fikir beyan edecek işçilerimize, emeğiyle geçinenlere bir temel olsun diye, Fonun kendi beyanıyla mali durumunu yansıtmayı uygun bulduk. Aşağıda bu tablo mevcut.

Fonun Toplam Gelir ve Giderleri
İşsizlik sigortasına ilişkin olarak, kanunun uygulanmaya başladığı 01.06.2000 tarihinden 28.02.2007 tarihine kadar SSK tarafından tahsilatı yapılarak fona aktarılan primler ve gecikme zamları, Hazine tarafından aktarılan devlet katkı payı, işverenlerden alınan idari para cezaları ile fonun serbest piyasa koşullarında, yatırım araçlarının riskleri, vadeleri ve fonun nakit akış durumu dikkate alınarak Mevduat, ters repo, DTH ve DİBS'lerde değerlendirilmesi sonucunda elde edilen faiz gelirleri ile giderleri, Ücret Garanti Fonu gelir ve giderleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.


Kaynak: www.calisma.gov.tr

Bunun için kurumun gelir gider tablosuna ve işsizlik ödeneğinden faydalananların hesaplarına göz atmak yeterli olacaktır.
2002 Mart ayında işsizlik ödemelerine başlayan yasa uyarınca bu tarihten itibaren ödemelerden yararlananlar yaklaşık 5000 işsizden başlayarak artmış ve aynı yıl sonu itibariyle 40.000 işsize yükselmiştir.
2003 yılında 50-60.000 düzeyinde;
2004'te 70.000 kişi,
2005'te ise Temmuz ayına kadar 90.000,
2006 Mayıs ayında 99.000 ve
Şubat 2007'de ise 104.500 seviyelerine ulaşmıştır.

Aylar itibariyle değerlendirdiğimizde işsiz sayısının ilkbahar ve yaz aylarında arttığını, buna karşın sonbahar ve kış aylarında azaldığını görmekteyiz. Bu durum, ülkemizin koşullarına uygundur. Genel olarak, turizm ve bağlantılı sektörler haricinde, işlerin kış aylarında açıldığını, yazın ise asgari ölçülerde işçiyle yetinildiğini biliyoruz.

28 Şubat 2007 tarihi itibariyle, Fonun toplam gelirleri, gerekli giderlerin düşülmesinden sonra 24 milyar 783 milyon YTL olarak gerçekleşti. Bunun Şubat 2007 döviz kuruyla hesaplamasını yapacak olursak, yaklaşık olarak 18 milyar ABD doları olduğunu hatırlatmak isteriz.

Bu yazıyı yazmak için esas aldığımız 28 Şubat 2007 tarihli verilere göre, fonda biriken paramızın gelir gider oranını dikkate alırsak 25.998 Milyar YTL tutarındaki birikimden toplamda sadece 1.214 milyar YTL tutarında bir yararlanma olduğu görülmektedir. Bu oran da toplam gelirin sadece %4,6 sına karşılık gelmektedir.

Yani, daha açık ifadelerle söyleyecek olursak, kurumun kaynakları herhangi bir yere harcanmadan, yüzde 95'i birikerek büyümektedir.
Durumun böyle olacağını emek yanlısı uzmanlar olarak, henüz yasa yürürlüğe girmeden önce tespit etmiştik. Bu durum günlük yayın organlarında ve çeşitli vesilelerle dile getirilmişti.

Benzer oranlardaki kesintiler işsizlik sigortası öncesi zorunlu tasarruf olarak kesiliyordu. O fonun oluşumunda ana hedef işverenlere kaynak yaratmaktı. Bu kaynağın sahiplerine, yani asıl kesintinin yapıldığı işçilere, çalışanlara geri ödenmesi zorunluluğu vardı. Sahiplerine geri ödeme zorunluluğu olmayan bir kaynak yaratmak düşüncesinde olan sermaye çevreleri, işsizlik sigortasını bu düşüncelerine uygun buldular.

İşsizlik Fonunun bugünkü durumu
Genel bir ilke olarak, bir fon hangi amaçlar için yaratılmış ise, elde edilen kaynaklar o amaç doğrultusunda kullanılmalıdır.

Ülkemizin bir gerçeği, işsizlik olgusudur. Yeterli bir işgüvencesi olmayan ülkemizde, pek çok sebepten dolayı insanlarımız işlerini kaybedebiliyorlar. Sendikalaşmaya kalktıkları için, biraz fazla sosyal hak istedikleri için, insanlık dışı çalışma koşullarına itiraz ettikleri için, sırf patronun keyfi istediği için işten atılabiliyorlar. Milyonlarca işsizin olduğu bir yerde sosyal rahatsızlık olması gayet normaldir. Sosyal sorunları asgariye indirmek için gelişmiş kapitalist ülkelerde sermaye sahiplerinin bulduğu çözümlerden biri insanları işsiz kaldıkları sürelerde asgari ihtiyaçlarını gidermek olmuştur. Kimi ülkelerde ise, bu sorun, bizzat sendikalar tarafından sosyal dayanışma ilkesi çerçevesinde ele alınmış ve bu türden fonların kurulmasına sendikalar ön ayak olmuşlardır.

İşsizlik Sigortasının kuruluşundaki yaklaşım, Türkiye'deki işsizlik olgusuna çözüm getirmek değildir. Çalıştığı dönemlerde prim ödeyen işçilerin kendi iradesi dışında işsiz kalması durumunda prim ödeme süresi ile orantılı bir aylık bağlanması düşünülen bir çeşit sosyal sigortacılık yaklaşımıdır.

Hal böyle olunca Türkiye genelinde çalışma potansiyeli ve isteği olmasına karşın işsiz durumda olanlar için bir çözüm getirmemektedir. Böyle bir kapsama giren işsizlerin resmi açıklamalar dışında milyonlarca kişi olduğu biliniyor. Yine ülkemizin sosyal ve kültürel yapısına uygun olarak da, çoğunlukla bu işsizler birinci dereceden çalışan yakınlarının yardım ve destekleri ile yaşamlarını sürdürmektedirler.

Fon kaynağında büyük miktarlar birikmiştir. Bu kaynaklar son çözümlemede çalışanların sırtında olan işsizlik giderlerini hafifletecek şekilde kullanılabilir.

Örneğin, çalışabilir durumda olan ancak iş bulamayanlar için (prim ödeme zorunluluğu olmadan) iş buluncaya kadar işsizlik aylıkları bağlanabilir.
İşsizlik sigortası hizmetlerinden yararlanma koşulları ağırdır. Bu koşullar kolaylaştırılmalıdır.

Aylık bağlama süreleri kısadır, Süreler uzatılmalıdır.
Aylık bağlama oranları azdır, Oranlar yükseltilmelidir.
İşsizlik sigortası, işverenlerin işten çıkarma eğilimleri için caydırıcı bir yön taşımadığı gibi, özendirici, vicdan rahatlatıcı bir tarafı da vardır. Bu nedenle, istihdam edilen işçi sayısının yüksekliği oranında bazı muafiyetler, vergi indirimleri gibi, işverenleri işçi çıkarmama yönünde özendirici tedbirler alınmalıdır.

Özelleştirmelerin yüksek oranda işsizliğe neden olduğu artık bir sır değildir.
Devletin üretim faaliyetlerinden arındırılması politikaları, istihdam politikalarını da olumsuz etkilemektedir. Devletin işsizliğe çare bulması görevini tümü ile işverenlere devretmesi, sosyal devletin en önemli görevlerinden biri olan işsizliği önlemeyi olumsuz etkileyecektir.

Bu nedenle özelleştirilmelere son verilmesi, KİT'lerin haraç mezat elden çıkartılması yerine, daha fazla KİT kurulması en doğru politikadır.
İşsizlik sigortası fonlarından eğer yeni bir istihdam alanına kaynak aktarılacaksa, bu ancak kamu iktisadi teşekkülleri gibi alanlara olmalıdır. Ancak bu yapıldığı takdirde, bu kaynakların gerek işsizliğin azaltılması, gerek fonların değerlendirilmesi, gerekse de ülke kalkınması açısından yararlı sonuçlar doğuracağı açıktır.

Fon yönetimi sigorta fonlarını büyük oranda bono ve tahvil alımı ile değerlendirmektedir. Bu tür değerlendirmelerin büyük riskler taşıdığını fon yöneticilerin bilmemesi olası değildir. Bonolar ve tahviller doğrudan piyasa dalgalanmalarından etkilenen mali enstrümanlardır. Bu dalgalanmaların da neticede en büyük sermaye gruplarının yararına olduğu da gerçektir. Ayrıca, mali sermaye sahiplerine çok ucuza kredi olanağı sağlanmaktadır bu yolla. Bu nedenle, kaynakların reel sektörde değerlendirilmesi en sağlam yoldur.
Bizler, bu bono ve tahvil yolu ile SSK fonlarının nasıl eritildiğini çok iyi biliyoruz.

Zorunlu tasarruf fonlarını ve SSK fonlarını nasıl eritip yok ettilerse, İşsizlik Sigortası Fonunun da aynı akıbete uğrayacağı korkusunu taşımaktayız.
Bu korkunun yersiz olmadığını, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun ve diğer sözcülerin açıklamalarında görmekteyiz.
TOBB 2007'den geçerli olmak üzere "iki yıl boyunca her ilave istihdam artışının sosyal güvenlik primlerinin işsizlik sigortasından ödenmesi"ni önermektedir.

Yani işverenler ihtiyacı olan işçileri istihdam ederken, bu işçiler için ödemesi gereken sosyal güvenlik primi yükümlülüğünden kurtulmak istemektedirler. İşsizlik için oluşturulmuş fon, böylesine utanmazca ve ahlâksız bir manevra ile sosyal güvenlik için ayrılan fonlara aktarılmak istenmektedir.

Sonuç ve işçi sınıfının talepleri
Sonuç itibariyle işsizlik sigortası bu haliyle bile göstermelik bir sigorta durumundadır. Gerçek amacına hizmet etmemektedir.
İşverenlerin prim yükümlülüklerinin yerine ikame edilerek onlara (sözde işsizliği azaltma gerekçesiyle) kaynak yaratma işlevini görecektir. Patronların kârlarına kâr katmaktan başka bir işlevi kalmayacaktır.

Eğer TOBB'un ve TÜSİAD'ın bu yöndeki beklentileri gerçek olursa, tüm sermaye grupları bedava kredi kullanacaklardır. Üstelik bu yüzsüzce talepten dolayı da bizlerin cebine beş kuruş bile giremeyecektir.

Diğer yandan, bu gerçekleşmesi bizce imkânsız talepleri yerine getirilse bile, iyi işleyen bir sosyal güvenlik sistemi yaratma yönünde de bir ilerleme olmayacaktır. Tam tersine, sosyal güvenliğin gereği olan ve her yurttaşa devletin temin etmek zorunda olduğu sağlık ve emeklilik hizmetleri de özelleştirilmek istenmektedir. Sosyal güvenlikte yapılmak istenenleri de dikkate alacak olursak, sağlık, emeklilik, işsizlik vs gibi sosyal sorunlara çözüm amacıyla toplanan tüm primlerin, işverenlere kaynak olarak kullandırılması rejimi ile karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz.

İşçi ve emekçiler olarak; hiçbir şekilde bu türden ahlaksız manevralara geçit verilmemesi gerektiği apaçık ortadadır.
Bizim hakkımız olan bir fonun sermayeye bedava kredi olarak verilmesi yerine, bizim taleplerimiz şunlardır:
İşsizlik sigortasından yararlanma şartı rahatlatılmalıdır.

Geçmiş son dört ay boyunca kesintisiz primin ödenmiş olması şartı kalkmalı, bir şekilde kesinti yapılmış olanın hakkı elinden alınmamalıdır.
Bugünkü hesapla, kaç yıldır çalışırsanız çalışın, işsizlik sigortasından en fazla 300 gün yararlanılıyor. Bu, çalışılan süreyle doğru orantılı hale getirilmelidir. Kimi ülkelerde 5 yıl boyunca yararlanıldığı bilinmektedir.

Aldığınız ücret ne olursa olsun, ödenen sigorta tutarı en fazla asgari ücret kadar olmaktadır. Bu da alınan ücretlerle doğru orantılı hale getirilmelidir. En düşük verilmesi gereken tutar, asgari ücret olmalı, sonra son alınan ücret oranında kademeli olarak arttırılmalıdır.
Çalışabilir durumda olup da iş bulamayanlara da, prim ödeme şartı olmaksızın, sosyal devletin bir şartı olarak maaş bağlanmalıdır.
Bu taleplerin yerine getirilmesi görevi işsizlerde gibi görünüyor. Aslında, işsizlik sigortası çalışan işçilerin sorunudur. İşten atılsa bile yıllar boyunca insanca yaşamaya yeter bir ücret alacağını bilen bir işçi elbette patronuna karşı daha dik ve onurlu duracaktır. Bu bilinçle, tüm emek örgütlerinin, sendikaların, odaların ve tek tek işçilerimizin daha gür sesle yüzsüzlere karşı çıkmalarını ve emekçilerin hakkı olan yukarıdaki talepleri elde etmek için harekete geçmelerini bekliyoruz.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kemal Burkay Nereye?
 Küresel Krizde Yeni Dönemeç*
 SİP’in Hilesi
 Eski Sosyalist Ülkelerde Komünistler ve İşçiler / Peter GOWAN
 Koruyucu Sağlık Hizmetleri ve Aşılar
 Belediyelerin Görev, Yetki, Sorumluluk ve İmtiyazları
 Patronlara İstihdam Paketi Piyangosu
 Gündem
 İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları
 Uygarlık
 Sağlık ve Sosyal Güvenlikte Gelinen Nokta
 İşsizlik Sigortası Emekçilere Aittir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS