Sosyalist Dergi: 31 |  Ahmet Ekinci |
SİP’in Hilesi

SİP, işçi sınıfının, şehir ve köy emekçilerinin, gençliğin ve kadınların milyonluk kitleler hâlinde ayaklanarak Tunus ve Mısır'da işbirlikçi kapitalist diktatörleri devirmesine düşmanca yaklaşmaya devam ediyor. Emperyalizmin sadık uşağı Zeynel Abidin Bin Ali ile Hüsnü Mübarek'i tarih sahnesinden silen, egemen sermaye sınıfı ile emekçi halk arasındaki güç dengesini değiştiren, dünyanın her yerinde sömürülen ve ezilen kitleleri esinlendiren ve yeni bir devrimci yükseliş dönemini başlatan büyük halk ayaklanmalarını düpedüz karalıyor. İşçi sınıfının ve emekçi halk kitlelerinin, işçi sınıfına ve emekçi halka özgü taleplerle, işçi sınıfına özgü yöntemlerle siyasal yaşama uyanmasının tarihsel önemini inkâr ediyor.

3 Mart 2011 tarihli “Tunus ve Mısır'da dinamik denge ve SİP” yazısında belirttiğimiz gibi, SİP'e göre, “Ortadoğu'da devrim filan yok.” Kemal Okuyan'ın sözleriyle, Tunus ve Mısır'da meydana gelen halk ayaklanmaları, esas olarak bir Amerikan planının ürünüdür ve bu ayaklanmaları, “korkaklığımızdan dolayı” karşıdevrim diye adlandıramayacaksak, gerici olarak damgalayamayacaksak, en iyi ihtimalle “tamı tamına bir restorasyon” olarak nitelemeliyiz. (Kemal Okuyan'ın söz konusu görüşleri ayrıntılı biçimde işlediği yazıları için, bakınız, Sol, 7, 25, 26 Şubat 2011).

SİP, Tunus ve Mısır'da farklı görüşlere sahip komünist, sosyalist ve devrimci partilerin oybirliğiyle “halk devrimi” olarak tanımladığı, Fidel Castro'nun Fransız devrimine benzettiği devrimci kalkışmaları kötüleme çabasını, utanç verici bir hileyle taçlandırarak, Tunus ve Mısır devriminden söz eden devrimci çevrelerin görüşlerini karikatürleştiriyor.

SİP'in hilesi, emperyalizme köklü ödünler vermek zorunda kalsa da hâlâ bağımsızlığını korumaya çalışan Libya ile emperyalizmin kaşarlanmış uşaklarının başta bulunduğu Tunus ve Mısır'ı aynı çuvala koymak, Libya'ya karşı faşist bir savaş başlatan emperyalizmin yaptığı her türlü kötülüğü, Tunus ve Mısır'da hâlâ iktidarı elinde tutan kapitalist hükümetlerin sorumlu olduğu halk karşıtı karar ve eylemleri devrime bağlamak, devrimin eseri saymaktır.

Hileyi Kemal Okuyan başlattı. “Devrim zirve noktasına ulaştı” başlıklı alaylı yazısında yer verdiği uydurmaları devrimci çevrelerin görüşüymüş gibi yansıttı: “Devrim, Fransız savaş uçaklarının kokpitini ele geçirmiş bulunuyor. Tıpkı üzerlerine yağan füzeleri özgürlük ve demokrasi için bedel olarak görüp selamlayan Libya halkına 'ayaklanın' çağrısı olarak değerlendirilebilecek top mermilerinin ateşlendiği Amerikan destroyerlerinin komuta merkezinin Mısır ve Tunus devrimi tarafından denetlendiği gibi…” ( Sol , 20 Mart 2011)

Amerikancı Taraf yazarlarına layık uydurmaları devrimcilerin ağzına yakıştıran Kemal Okuyan'ın açtığı yolda ilerleyen Sol , Tunus'ta hükümetin, devrimi savunan kitlelerin gösterilerini bastırmak için gece sokağa çıkma yasağı ilan etmesini, alaylı bir dille, “Tunus'ta 'devrim' ilerliyor!” başlığıyla verdi. ( Sol , 8 Mayıs 2011).

İşçi sınıfının ve emekçi kitlelerin bilinçli eylemi dışında bir devrim hayal eden, kitlelerin bağımsız eyleminden korkan SİP, görüldüğü gibi, karmakarışık bir anlayışla, devrim ile karşıdevrimi karıştırıyor; devrimin dinamik bir süreç olduğunu, egemen sınıf ile sömürülen sınıf arasında kıyasıya bir mücadelenin ürünü olarak ortaya çıktığını, devrimin ilk hamlesinden sonra da bu mücadelenin devam ettiğini kavramıyor.

Durumu kısaca netleştirmeye çalışalım.

Birincisi, Tunus ve Mısır'da halk devriminden söz eden devrimci çevreler, şu anda merkezî siyasal iktidar organlarının hâlâ işbirlikçi kapitalist oligarşinin elinde olduğunu vurguluyorlar. Bağımsız eylemlerle devrimin ilk aşamasında yıllanmış diktatörleri başlarından atan halk kitleleri, sokaklarda ve alanlarda gösterdikleri başarıyı kendi bağımsız iktidar organlarını kurma aşamasına götüremediler. Despotik burjuva devlet aygıtını dağıtamadılar, emperyalizme ve kapitalizme hizmet eden eski siyasal iktidar organlarının yerine kendi devrimci iktidarlarını oluşturamadılar. Çünkü, işçi sınıfının ve emekçi halkın devrimci partileri, uzun diktatörlük yıllarında ağır baskı altında yasaklı durumdaydılar. Gereken ölçüde örgütlü değildiler, sınıfla ve kitlelerle yeterince bağ kuramamışlardı. Marksizm Leninizmin yol göstericiliğinden, devrimci teorinin aydınlığından kuşaklar boyunca uzak bırakılan milyonlarca emekçi, siyasal hayata yeni uyanıyor; bilinçleri ve tecrübeleri, kendi kaderlerini sürekli olarak kendi ellerinde tutmanın, kendi hayatlarını burjuvazisiz olarak örgütlemenin canalıcı önemini henüz yeterince fark edecek yükseklikte değil.

İkincisi, Tunus ve Mısır devrimlerinde şu anda bir ölçüde ikili iktidar yaşanıyor. Devrimci kitleler, sokaklarda ve meydanlarda gücünü koruyor; burjuvazi ise, merkezî hükümeti, parlamentoyu, polis örgütünü, ordunun üst yönetimini, yargı örgütünü, devlet televizyonunu elinde tuttuğu gibi, üretim araçlarına, fabrikalara, çiftliklere, bankalara sahip olmaktan kaynaklanan ekonomik gücünü kaybetmemiş durumda.

Devrimci parti ve örgütler herhangi bir yasal düzenlemeye gerek kalmadan serbest çalışmaya başladılar, sansürü ortadan kaldırdılar, gazete ve dergilerini çıkardılar. Açık siyasal eylemde bulunma hakkını fiilen kazanan bu parti ve örgütler hızla bağımsız sendikalar, dernekler kuruyorlar. Özellikle Tunus'ta belirli illerde devrimi savunma komiteleri iş başında; bu komiteler, günlük yaşamı düzenlemeye başladı, merkezden gönderilen valileri kovuyor, polis müdürlerini il sınırları içine sokmuyor.

Ancak, topluca bakıldığında, devrimci kitlelerin çoğunluğu, tarafsız bir görünümle ortaya çıkan ordu üst yönetimine ve cumhurbaşkanına hâlâ güveniyor, onların ülkeyi yönetmesine rıza gösteriyor, merkezî iktidar onların elindeyken de onları sokaktan ve meydanlardan denetleyebileceğini sanıyor.

Üçüncüsü, emperyalizm ve işbirlikçileri, ikili iktidar durumunun farkında olarak, kitlelere ödünler veriyor. İktidar kendi ellerinde kaldıkça, verilen ödünlerin günün birinde geri alınabileceğini bilerek şu anda ücretleri arttırıyor, işsizlikle ve yoksullukla mücadele programları başlatıyor, eski rejimin önde gelen temsilcilerinin yolsuzluklarını soruşturuyor, servetlerine el koyuyor, bir kısmını hapse atıyor, işkencecileri yargılıyor. Dış politikada da, Mısır yönetiminin İsrail uşaklığı politikasından uzaklaşıp Filistin davasına destek vermeye başlaması, Refah sınır kapısını açıp Gazze ablukasını kırması gibi, kitlelerin gönlünü okşayacak bağımsızlıkçı adımlara yöneliyor.

Dördüncüsü, ikili iktidar durumu geçici olmaya mahkûmdur, çok uzun süre devam edemez.

Bu yüzden devrimci güçler, halk devriminin temel taleplerinin hâlâ karşılanmadığını belirterek, devrimci bir geçici hükümet kurulması, özelleştirmelerin iptal edilmesi, işbirlikçi oligarşinin servetine el konulması talepleriyle propaganda ve ajitasyon yapıyor, hızla örgütlenmeye çalışıyor, kitle gösterilerine devam ediyor. Kitle gösterilerinde en sık atılan sloganlar, “iktidar halka devredilsin”, “ikinci bir devrime ihtiyacımız var” sloganları.

Emperyalistler ve işbirlikçi oligarşi ise, emekçi kitleleri sokaklardan ve meydanlardan evlerine geri çekmek, “anarşiye son verip düzeni kurmak”, olağan günlere dönmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Kitleleri kandırmak, oyalamak, bezdirmek için şimdilik esas olarak tatlı dile başvuruyor, havayı koklayarak zaman zaman şiddet kullanıyor ama şiddetin ters tepmesi, kitle eylemlerini hızlandırması durumunda hemen özür dileyerek günah keçisi ilan ettikleri birilerini görevden alıyorlar. Tunus ve Mısır'daki işbirlikçilerin, emperyalizmin Libya'ya savaş açmasından sonra kendilerini daha güvende hissettikleri görülüyor.

Beşincisi, kuşkusuz her devrim kendine özgüdür, başka hiçbir devrime benzemez. Yine de, Tunus ve Mısır devrimleri, çarı ve çarlık iktidarını devirmeyi başaramasa da, milyonlarca işçiyi ve emekçiyi bir yıl boyunca grev, gösteri ve ayaklanmalarla sokaklara ve meydanlara döken 1905 Rus devrimine çeşitli açılardan benzetilebilir.

Milyonlarca işçinin, şehir ve köy emekçisinin bağımsız siyasal özne olarak harekete geçmesi, siyasal eylemler içinde gücünün farkına varması, Rusya'nın iliklerine kadar sinen köle ruhunu mezara gömmüş, Rusya'yı zihniyet açısından devrimci bir ülkeye dönüştürmüştü. 1905 devrimi, ne yazık ki, iktidarı devrimci halka veremedi; sonuçta, çarlık işbaşında kaldı, büyük toprak sahiplerinin temsilcisi olan çar, iktidarı burjuvaziyle paylaştı.

Yine de, 1905 devrimi, Rusya proletaryasını ve yoksul köylülerini 1917'de iktidara taşıyan sosyalist Ekim Devrimi'nin provası oldu. Lenin'in, 1905 devriminde gördüğü iki temel eksiklik, yani, 1) kitlelerin yeterince sebatlı olmayışı, burjuvaziye, burjuvazinin kâhyalarına kolayca güvenmesi, 2) ordu içindeki devrimcilerin yeterince örgütlü ve bilinçli olamayışı, şu anda Tunus ve Mısır devrimlerinde de göze çarpıyor.

Yine de, milyonlarca insanın kapitalist diktatörlerini devirecek bir ayaklanmayı gerçekleştirmiş olması, Tunus ve Mısır'da taşları öylesine yerinden oynattı ki, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Emperyalizmin, hem bu ülke halklarını, hem Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı, hem de Tunus ve Mısır devrimlerini örnek alarak sokaklara ve meydanlara çıkan dünya halklarını zaptetmesi hiç de kolay olmayacak. Dünya kapitalist sistemine egemen soyguncuları ve işbirlikçilerini çok daha zor günler bekliyor.

Türkiye'de 1950'lerin ortalarında başlayan devrimci yükseliş döneminde, Amerikancı kapitalist Bayar Menderes diktatörlüğüne karşı yaygın gençlik ve halk hareketleri sonucunda açığa çıkan devrimci enerji, bu konuda bir fikir verebilir. Demokrat Parti iktidarı, bizzat halk tarafından değil, söz konusu hareketlerden yararlanan burjuvazinin bir kesimi tarafından gerçekleştirilen 27 Mayıs askerî darbesiyle yıkıldığı hâlde, iktidar duvarında açılan çatlaktan içeriye, 1960'ların ve 1970'lerin güçlü işçi sınıfı, emekçi halk ve gençlik hareketleri girdi. Devrim ve sosyalizm kavramları ülkenin en ücra köşelerine kadar ulaştı. Amerikancı büyük kapitalistler, bozulan dengeyi tekrar kurabilmek için yirmi yıl uğraştı, işçi sınıfını ve dostlarının devrimci iradesini kırmak için 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 faşist darbelerini de içeren kanlı bir dönemi başlattı.

Altıncısı, Tunus ve Mısır devrimleri altı ayı henüz doldurdu. Süreç devam ediyor, devrim ve karşıdevrim arasındaki kapışma hâlâ çok sıcak. Devrimci süreç bir günün, bir ayın, birkaç ayın işi değildir; inişleri, çıkışları, devrimin ve karşıdevrimin karşılıklı hamleleriyle uzayan bir dönemdir. Tunus ve Mısır'da son sözler henüz söylenmedi. Son sözü işçi sınıfının, şehir ve köy emekçilerinin, devrimci gençliğin söylemesini umut etmeli ve onların zaferini kolaylaştırmak için de kendi ülkemizde devrimci mücadeleyi yükseltmeye çalışmalıyız.

***

Tunus ve Mısır'daki büyük halk ayaklanmalarının ortaya çıkardığı devrimci imkânları görmemek, Tunus ve Mısır halk devrimlerini alay konusu yapmak, devrimcilikten nasibini alamamış ruhsuz seçkinlerin işidir. Devrime bürokratik bir yaklaşımı, bağımsız kitle eyleminden duyulan korkuyu, işçi sınıfını ve emekçileri içten içe (ve hatta açıkça) küçümsemeyi ortaya koyan bu tutumu kesinliklikle reddetmeliyiz. SİP'in hilesini teşhir etmek kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde duruyor.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kemal Burkay Nereye?
 Küresel Krizde Yeni Dönemeç*
 SİP’in Hilesi
 Eski Sosyalist Ülkelerde Komünistler ve İşçiler / Peter GOWAN
 Koruyucu Sağlık Hizmetleri ve Aşılar
 Belediyelerin Görev, Yetki, Sorumluluk ve İmtiyazları
 Patronlara İstihdam Paketi Piyangosu
 Gündem
 İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları
 Uygarlık
 Sağlık ve Sosyal Güvenlikte Gelinen Nokta
 İşsizlik Sigortası Emekçilere Aittir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS