Sosyalist Dergi: 23 |  Ahmet Ekinci |
Uygarlık

Bir ülkenin uygarlık düzeyinin kıstasları çeşitlidir.

Bilim ve teknolojide ileri bir düzeyde olması,

Hakça bir hukuk düzeninin olması,

Üretim ve paylaşım ilkelerindeki hakkaniyet,

Kültürel birikim ve sanata verilen önem,

Sevgi ve saygı temelinde insan ilişkileri,

Ve hepsinden önemlisi “sosyal güvenlik sistemlerinin” durumudur.

Sosyal Güvenlik; en geniş anlamı ile; insanların, bugünleri ve yarınları için sağlık ve mutluluklarını hedefler.

Mutluluk güzel bir duygudur; maddi ve manevi beklentilerin karşılanması ile oluşur.

Manevi beklentiler; eşitlik, kardeşlik, adalet, eğitim, sevgi, sağlık ve her türlü risk için gerekli önlemlerin alındığı, önlemlere rağmen, riskler gerçekleştiği takdirde zararların giderildiği, güvenli bir ortamda yaşamaktır.

Maddi beklentiler; çağın gerektirdiği ve ulaşılabilir kıldığı üretilen ve üretilmiş zenginliklerinden pay alma veya yararlanma, üretimde bulunma ile çeşitli nedenlerle üretim dışı kaldığında yaşam standartlarında ortaya çıkabilecek kayıpların telafi edilmesidir.

Gerek maddi gerek manevi beklentilerin karşılanması için üretim şarttır.

Bugün bütün toplumlar ve devletler önemli oranda üretim yarışı içindedirler. Bilim ve teknoloji, kafa ve kol emeği, fabrikalar ve tarlalar üretim için zorunlu gereksinimlerdir.

Üretim iki türlüdür.

Birincisi mal üretmek, ikincisi ise hizmet üretmektir.

Hizmet üretmek tıpkı elektrik enerjisi gibidir. Biriktirilemez, üretilirken tüketilir. Mal üretmek ise maddi beklentilerimizi karşılayan ürünlerdir. Hammadde ve ara maddelere gereksinim duyabilir.

Çalışılacak iş yerleri açmak, işletmek ve hatta çalışamayan insanların beklentilerini de karşılamak, çalışan insanlar tarafından gerçekleştirilmektedir.

Çalıştık, ürettik, paylaştık, ihtiyaçlarımızı karşıladık!

Sorunlarımız büyük oranda çözülmüş olması gerekirken, ne yazık ki günümüzde dünyada paylaşım sorunları nedeniyle büyük sıkıntılar yaşanmaktadır.

En gelişmiş ülkelerde bile yaşam standartları açısından büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır.

Paylaşım sorunlarının varlığı ve çözümlenmesi madalyonun bir yüzüdür.

Diğeri ise;

Bireysel erk ve iradenin dışında olan

Bebeklik, çocukluk, okul (eğitim) yılları, gebelik ve yaşlılık,

Hastalık, sakatlık, malullük,

Çalışabilir olmasına karşın iş bulamama; işsizlik,

gibi durumlardır. Böylesi durumlarda olanların ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.

Yukarıda sayılan durumda olan kişiler kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılayamaz.

O halde bu ihtiyaçlar, toplum tarafından, toplumun çalışabilen insanları tarafından karşılanmalıdır.

İşte her toplumda böylesi zorunlu ihtiyaç hallerinin gereklerini karşılamaya yönelik oluşturulmuş kurum, kuruluş ve sistemlere SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMLERİ denir.

Bu sistemler ülkeden ülkeye, toplumdan topluma değişiklikler gösterir. Emekçiler açısından bakıldığında, sorunların ortadan kaldırılabilirlik düzeyi ve kapsamı, o ülkenin uygarlık düzeyinin en başat göstergesi olarak kabul edilebilir.

Feodal toplumlarda bu sorun devlet politikası haline gelmemiştir. İhtiyacı olanların sorunlarını ağalar, şeyhler, aile reisleri, (sahipler), ailenin çalışabilen nüfusu üstlenmiştir.

Kapitalist üretim ve paylaşım ilişkilerinin hâkim olduğu toplumlarda, kapitalistler, toplumun büyük kesimlerini yönetmeye talip olunca, bu görevler de emekçilerin mücadelesi sonucunda yavaş yavaş kapitalistlerin ve onların yönlendirdiği devlet kurumlarının üstüne vazife olmaya başlar.

Kapitalistlerin toplumsal sorunları çözmedeki bakış açıları açık ve nettir.

Kapitalistler, kendilerine gelen her talebe karşı “benim kârım ne olacak?” sorusunu sorarlar. Toplumsal dayanışma, yardımlaşma, fedakârlık, güç/el birliği gibi yaklaşımlarla çözülecek sorunlar onlar için yabancıdır.

Bu sorunlar sosyal patlamalara, huzursuzluklara ve iş yerlerindeki üretimlere olumsuz yansıyacak düzeye ulaştığında, o zaman bu görevleri devlete havale ederler.

Bu hizmetleri yerine getirebilecek kuruluşları oluşturacak kadar birikim sağladıklarında ve bu görevler için insanlar bir bedel ödeyebilecek düzeye geldiklerinde; yine bu sorunlar üzerinden kâr etmek maksadıyla Özel Sigorta ve Özel Sağlık Kurumları, (hastaneler, ilaç ve tıbbi alet fabrikaları) kurarlar.

Kâr mantığı kapitalist ekonomilerde kendi içinde tutarlı ve gerekli bir mantık olabilir. Ama zaten “kapitalizm” insan doğasına aykırı, o yüzden yok olması gereken bir sistemin adıdır.

İnsanlar gelirleriyle orantılı bir yaşam standardına razı olabilirler. Gelirleriyle orantılı olarak zorunlu olmayan ihtiyaçlarından vazgeçebilirler.

Ancak, yukarıda saydığımız durumlarda olan insanların ihtiyaçlarından kısıtlama yapılamaz. Bu ihtiyaçlar kâr mantığından arındırılarak karşılanması gereken ihtiyaçlardır.

Çünkü kapitalist sistemin ortaya çıkardığı gelir dağılımındaki adaletsizlik bu hizmetlere yansır ise, “Ne kadar para, o kadar hizmet” şekline dönüşür, sağlık ve güvenlik üzerinden insanlar oldukça kolay sömürülür. Maliyet ve hak ediş kriterlerinden uzak, keyfi fiyatlandırmalarla insanların tüm birikimleri elinden alınabilir. Böylelikle zaten bozuk olan gelir dağılımı daha da bozulur.

İçinde bulunduğumuz dönemde ileri kapitalist ülkelerde, belli sermaye gruplarında yeterli birikim vardır. Kapitalistler yalnız kendilerini düşünerek, yalnız kendileri için “kendilerine yeterli” çok modern hastane ve tesisler kurmuşlardır. Bunlar özel hastaneler ve özel sigorta şirketleridir. Bunlardan tüm toplumun eşit yararlanmasına altyapı olarak olanak yoktur. Zaten kapitalistlerin böyle bir niyeti de yoktur.

Ancak; sömürüye dayanarak büyük miktarlarda maddi birikimler elde etmiş olsalar bile, bu birikimler kapitalistlere bedensel bir avantaj kazandırmaz. Gerçi, yüksek yaşam standardı, iyi beslenme ve az yıpranma nedenleriyle hastalıklara yakalanma riskleri düşük olsa da her insanın yakalanabildiği hastalıklara zenginler de yakalanmaktadırlar. Böyle olunca yalnız kendileri için olsa bile tıbbi araştırmalara ve altyapı yatırımlarına kaynak ayırmak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Bu nedenle merkezi kapitalist ülkelerde tıbbi araştırma ve altyapı imkânları daha fazladır.

İşçi ve emekçi sınıfların çıkarlarını önde tutan ve büyük kapitalistleri yok eden ülkelerde, üretim ve paylaşım ilişkileriyle beraber sosyal güvenlik hizmetleri de kamunun üstlendiği görevler arasındadır.

Çalışabilir durumdaki herkese iş bulmak, çalışanlara üretime katkısı ve kıdemi ile doğru orantılı maaş vermek, bebeklerin, gençlerin bakım ve eğitimini sağlamak, hastalık, sakatlık, malullük ve yaşlılık durumlarında tedavi etmek ve yaşamlarını sıkıntısız sürdürebilecek aylık bağlamak, sosyal bir devletin temel kriterleridir.

Konumuz uygarlıktı.

Uygarlık kıstaslarının neler olduğunu özetledik. Bu kıstasların çeşitli ülkelerde yüksek nitelikte var olması uygarlık için yeterli değildir. Bu kıstas ve imkânlardan; kimlerin ne oranda yararlanabildiklerine de bakmak gerekir.

En öldürücü hastalıklara tedavi bulunmuş olsa bile bu tedaviden herkes yararlanamıyor ise, yararlanabilmesi için yüksek bedeller ödemek zorunda kalıyor ise bu uygarlık eksik bir uygarlıktır.

En öldürücü hastalıklara tedavi bulunması elbette küçümsenemez. Çok önemli bir adım, çok önemli bir kazanımdır.

Ancak, asıl uygarlık; bu adım atıldıktan sonra ortaya çıkarılmış buluş veya hizmetlerin, en kısa zamanda tüm ihtiyaç sahiplerinin yararlanabileceği duruma getirilmesidir.

Böyle olunca; kısıtlı imkânlarına karşın, tüm nüfusunu sosyal güvenlik şemsiyesi altına almaya çalışan ülkeler, zengin kapitalist ülkelerden daha uygardır diyebiliriz.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kemal Burkay Nereye?
 Küresel Krizde Yeni Dönemeç*
 SİP’in Hilesi
 Eski Sosyalist Ülkelerde Komünistler ve İşçiler / Peter GOWAN
 Koruyucu Sağlık Hizmetleri ve Aşılar
 Belediyelerin Görev, Yetki, Sorumluluk ve İmtiyazları
 Patronlara İstihdam Paketi Piyangosu
 Gündem
 İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları
 Uygarlık
 Sağlık ve Sosyal Güvenlikte Gelinen Nokta
 İşsizlik Sigortası Emekçilere Aittir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS