Sosyalist Dergi: 22 |  Ahmet Ekinci |
Sağlık ve Sosyal Güvenlikte Gelinen Nokta

Sağlık, sosyal güvenlik ve eğitim; her dönemde siyasi iktidarların spekülasyon alanları olmuştur. Her iktidar bu alanlarda yenilik, reform, dönüşüm vs. adları altında bol bol vaatlerde bulunmuş, ancak tahribatları, tamiratlarından fazla olmuştur. Kazanımlar genellikle yerini kayıplara bırakmıştır.

Sağlık, sosyal güvenlik ve eğitim; toplumların vazgeçemeyeceği, tasarruf yapamayacağı alanlardır. Bireysel imkânsızlıkları ortadan kaldırmak için bu alanlar kamu alanları olmak zorundadır. Bu hizmetlerin herkese eşit şekilde iletilmesi ve herkes tarafından ulaşılabilir olması için; hizmetler mutlaka kamu eli ile yürütülmeli, giderleri kamu gelirleri tarafından karşılanmalıdır. Bireyler bu hizmetlere ulaşabilmek için ücret ödememelidir. Bu yaklaşım bütün toplumlar için, uluslar için genel geçer bir ilke olmasına karşın, toplumlarda burjuvazinin üretilen tüm mal ve hizmetler üzerinden sınırsız kâr ve rant elde etme güdüsü, kapitalist sınıfları eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarına da yöneltmiştir. İnsanların asla vazgeçemeyeceği hizmetler olan bu alanlardan kasalarını doldurma yarışına girmişlerdir.
Peki bu alanlarda kasalarını doldurabilmenin ön şartı nedir?
Kamu, bu alanlardaki görevlerini aksatmalı, yetersizliğe sokmalı, giderek elini çekerek bu alanları tümü ile kapitalist sınıflara terk etmelidir.
Geçmiş yıllardaki gelişmeler tam da bu doğrultuda oldu.
Devlet hastanelerine, SSK ve üniversite hastanelerine yatırım yapılmaz oldu.
Sağlık giderleri için bütçeden ayrılan paylar hep yerinde saydı. Ne teknoloji yenilenmesi, ne personel artırımı, ne de yeni yatırımlar yapılmaz oldu. Artan nüfus ile beraber bu alanlarda çalışanların iş yükleri de o oranda arttı. İş arttı ancak ücretler yerinde saydı. Hastane personelinde yorgunluk, yılgınlık, tükenmişlik ortaya çıktı. Çalışanların çalışma zevki, mutluluğu ortadan kalktı. Hem halkımızın, hem de bu alanlarda çalışanların memnuniyetsizliği had safhaya ulaştı.
İşte böyle bir ortamdan hem siyasetçiler, hem de kapitalist sınıflar yararlanmak için “sağlıkta, sosyal güvenlikte reform”, “eğitimde reform” gibi, “bu alanlarda dönüşüm” gibi kavramları telaffuz eder oldular.
Adı reform, ancak yapılanlar deform oldu. Kazanılmış haklar yavaş yavaş budandı.
Sosyal güvenlik alanında;
Yaşlılık aylığı bağlanması şartları ağırlaştırıldı.
Prim gün sayıları artırıldı. Aylık bağlama yaşı yükseltildi.
Zaten komik düzeyde olan, açlık sınırında bir geçim standardı sağlayabilen emekli aylığını hak etmek için, 9000 işgünü (yaklaşık 25 yıl) prim ödenecek, bu hakka da ancak 68 yaşından sonra ulaşabilecekti. Bu yaştan sonra, ne kadar sağlığınızı korumuş olursanız olunuz, yaşlılık belirtileri günlük yaşantınızı kendinize yeterli bir şekilde sürdüremeyecek hale getirecektir. Mutlaka bir refakatçıya veya bir huzurevine ihtiyaç duyacaksınız. Oysa ne geçmiş sosyal güvenlik sistemi, ne de yerine konulan sistem yaşlı bakımı için herhangi bir yardım ve olanak içermemektedir. Yaşlılıkla beraber giderek artan kronik hastalıklar için de sürekli bakım ve tedaviyi içermemektedir. Kronik böbrek hastaları, kalp hastaları, felçler, sinir sistemi hastalıklarına yakalanmış hastalar akut dönemler sona erdikten sonra evlerine gönderilmekte, toplum tarafından iyileştirilmeleri gereken bu hastalarımız sürekli bakım ve kontrol altında tutulmamaktadır.
Sağlık hizmeti sunumunda ise yapılmak istenen saklanmadan açıkça ifade edilmiştir:
Devlet sağlık hizmeti üretmekten ve sunmaktan çekilecek!
Ancak; sağlık sisteminin özelleştirilmesinde tek ve kapitalistlerin rekabet edemeyeceği büyük engel SSK hastaneleriydi. SSK’nın verdiği sağlık hizmeti ayaktan tedavilerde yığılmalar olmasına karşın yatarak tedavilerde işçi ve emekçiler açısından olması gereken bir durumdaydı. Yardımlaşma ve dayanışmanın en üst düzeyde olduğu bir anlayışa ve uygulamaya dayanıyordu. En masraflı hastalıklarda bile işçiler cepten herhangi bir ödeme yapmadan tedavi olabiliyordu.
SSK’nın ortadan kaldırılmasıyla sağlık alanı rahatlıkla özel sektöre devredilebilecek bir ortama kavuşmuş olacaktı ve nitekim oldu da.
Önceleri Sağlık Bakanlığı elinde toplanmış hastaneleri satışa çıkarmak istediler. Özel hastane sahiplerine açıktan çağrılar yaptılar. Gelin sizlere hastane satalım diye. Hem alıcı bulamadılar, hem de seçim öncesi maksatlarını açık etmemek ve tepki ile karşılaşmamak için şimdilik hastane satışlarını gündeme getirmediler.
Diğer yandan, hastanelerde cepten ödemeler yavaş yavaş artırılarak, devlet hastanesi de olsa ödediğin para açısından özel hastanelerden farkı kalmayacak bir duruma getirmeyi planladılar. Bu şekilde, hastaneler kamu katkısıyla değil, kendi gelirleriyle ayakta kalacak, hatta kârlı hale geçmiş olacaktı. Kârlı hale gelmeyi başaramayan hastaneler de içi boşaltılarak sevk kuruluşları haline dönüştürülecekti. Buralara başvuran hastalara, alet bozuk, yer yok, personel yok gerekçeleriyle aylar sonraya randevu verilecek, bu işletmeler iyice yetmezliğe düşürüldükten sonra kapatılacaktı.
Bu türden uygulamalarla insanların devlet hastanelerinden umudunu bütünüyle kesmesi hedefleniyor. Ayakta kalmış devlet hastanelerinde ise katkı payları giderek artırılacak, özel hastanelerden farkı kalmayacak düzeye getirildikten sonra artık iyice kârlı hale gelmiş olan bu “işletmeler” elden çıkarılacaktı.
Gidişin böylesi bir yöne doğru olduğunu emekçi dostu uzmanlar geçmiş yıllarda hep söylediler. İçinde bulunduğumuz zamanda bir zamanlar “senaryo” olarak nitelenen olumsuz gelişmelerin adım adım gerçekleştiğini yaşayarak görmekteyiz.
Bu gidiş işçi, memur, köylü dargelirli vatandaşlarımızın aleyhine bir gidiştir. Sağlığın ticarileştirilmesidir, piyasalaştırılmasıdır.
Yoksul insanlarımıza, paran kadar sağlık hizmeti alabilirsin, demektir.
Paran yoksa hasta olma, demektir.
Bu gidiş; sağlık hizmetleri karşılığında toplumun soyulması demektir.
Çünkü sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılması için ortada hiçbir kriter kalmayacaktır. İster hastanelerde, ister ilaç fabrikalarında; tedavilerin ve üretilen ilaçların fiyatlandırılabilmesi için üretim maliyetlerinin ortaya konması gereklidir. İlaç ve hizmetlerin gerçek maliyetlerini ise ancak üreten bilir.
Üretimden çekildiğinizde, sağlık gibi önemli bir konuda sömürülmeye açık bir konuma gelirsiniz. Nitekim özel sektör bu türden sömürülerini rahat yürütebilmek için, kamu sektörünü tedavi hizmeti üretiminden ve ilaç üretiminden yoksun bırakmak istemektedir. SSK ilaç fabrikası bu nedenle kapatıldı.
Yaklaşık 5500 kalem tedavi hizmetinin ve 3500 paket hizmetin fiyatlandırılması bu nedenle yapıldı.
Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Uygulamaları Tebliği adında bir tebliğ yayınladı. Bu tebliğin asıl amacı sağlık hizmetlerinin parasal karşılıklarını, fiyatlandırılmalarını yapmaktı.
Tebliğ 15 Haziran 2007’de yürürlüğe girdi.
Tebliğe göre fiyatlandırmalardan birkaç örnek verirsek:
Polikliniklere başvuran hastalardan 95 YKR katılım payı alınacak.
Diş tedavilerinde kron dolguda 11 YTL katılım payı alınacak.
Görüldüğü gibi sağlık hizmetleri karşılığında şu anda alınan para sembolik denilebilecek ve sigortalılar tarafından ödenebilecek miktarlardır. Ancak buna ilave olarak tüm tetkik, tahlil, ilaç ve araç gereçlerden %20’ler civarında katılım payları ile konaklama payları (turistik otel gibi yatak ücretleri) tahsil edilecektir. Bu hizmetlerin gerçek maliyetleri bilinmediği için fiyatlandırmaları yüksek tutulacak, cepten ödenen %20’ler bile büyük miktarlara ulaşacaktır. Ve şimdiki uygulamalara bakıldığında, ulaşmaktadır.
Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu ile sağlık hizmeti veren hastaneler sözleşmeler yapacaktır (yapmıştır). Bu sözleşmelerde sigortalıya verilen sağlık hizmetleri için, tarifelendirilmiş fiyatlar üzerinden ödeme yapılacaktır. Bu tarifeler özel sektörün tarifelerine göre oldukça düşüktür. Özel sektör bu tarifelere göre Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsilat yapacaktır. Ancak bu tahsilatla yetinmeyecek, hastalardan ilave ücret talep edecektir ve etmektedir. Bu ilave talepleri veremeyecek durumda olan sigortalıların müracaatları çeşitli bahanelerle kabul edilmeyecektir.
İyi standartlarda sağlık hizmeti veren özel sağlık kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumuyla anlaşması olmasına karşın, yüksek miktarlarda cepten ödemeler talep etmektedir. Bu ödemeleri yapamayacak durumda olan sigortalıları kabul etmemektedir.
Bahsi geçen Tebliğ, SGK ile sözleşmesi bulunan sağlık kuruluşlarının her türlü müracaatı kabul etmesi zorunluluğundan bahsetmektedir. Ancak kabul edilmemesi durumunda herhangi bir (sözleşmelerin fesh edilmesi gibi) yaptırımdan bahsedilmemektedir. Ayrıca bu sözleşmeler çoğu kez paket sözleşmeler şeklinde olmaktadır. Bu durumda paket hizmetlere dahil olmayanlar için, ya hastaneler arasında mekik dokunacak veya cepten ödemeler ile paket dışında kalan hizmetler sağlanabilecektir. Giderek daha fazla kalem tedavi paketlerinin dışına atılacaktır.
Her şeye karşın bu dönüşümleri sağlayacak yasa; Sosyal Güvenlik Kurumu ve Genel Sağlık Sigortası Yasası (SGKGSSY) 2007 yılı itibariyle yürürlüğe girmek üzere yasalaştı, ancak bu yılbaşı yürürlüğe girme tarihi 6 ay ertelendi. 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan seçimler dolayısıyla 6 ay daha ertelenerek Tebliğin 2008 yılbaşı itibariyle yürürlüğe girmesi temin edildi. Yasa yürürlüğe girmemiş olsa bile yasanın öngördüğü uygulamalar şimdiden uygulanmaktadır.

* * *

Sağlık hizmetlerinin elbette bir maliyeti vardır.
Ancak bu maliyetler kamu kaynakları ile karşılanmalıdır.
Bu kaynaklar hem toplanan primlerdir, hem de devlet bütçesidir.
Kimse kendi isteği ile hasta olmaz. Hastalık bir toplumsal risktir ve toplum tarafından tedavi edilmelidir. Hastaların ekonomik durumuna bakılmadan tedavi edilmelidir.
Bu ilkelerde ısrarcı olunmadığı ve sorunun çözümü ileride gerçekleşecek bir düzen değişikliğine bırakıldığı takdirde, insanlarımızın sefalet içinde hastalıklarla boğuştuğunu göreceğiz. Hastaneler, diğer kamu kurumları gibi, asıl olarak halkındır, yani bizimdir. O nedenle hastaneleri geri almak üzere bir mücadele planı çıkartılmalı ve bu konuda kararlı olunmalıdır.
Ülkemiz, kendi sağlığımız ve çocuklarımız, gözünü kan ve kâr hırsı bürümüş kapitalistlere bırakılmayacak kadar değerlidir.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kemal Burkay Nereye?
 Küresel Krizde Yeni Dönemeç*
 SİP’in Hilesi
 Eski Sosyalist Ülkelerde Komünistler ve İşçiler / Peter GOWAN
 Koruyucu Sağlık Hizmetleri ve Aşılar
 Belediyelerin Görev, Yetki, Sorumluluk ve İmtiyazları
 Patronlara İstihdam Paketi Piyangosu
 Gündem
 İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları
 Uygarlık
 Sağlık ve Sosyal Güvenlikte Gelinen Nokta
 İşsizlik Sigortası Emekçilere Aittir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS