Sosyalist Dergi: 31 |  ÜRÜN |
Seçimden Sonra

AKP, tıpkı 12 Eylül 2010 referandumunda yaptığı gibi, 12 Haziran 2011 seçimlerinde de bütün sağcı, dinci ve milliyetçi güçleri kendi çatısı altında toplamaya dayanan antikomünist, Alevi düşmanı ve şovenist bir kampanya yürüttü. MHP'yi baraj altına düşürme hedefine ulaşamadıysa da kapitalist sağın tek partisi olma yolunda önemli bir adım attı. Seçime katılanların yaklaşık yüzde 50'sinin oyunu aldı ve seçim barajı sayesinde parlamentoya tek başına hükmedebilecek bir sayıya ulaştı.

AKP'nin elde ettiği 326 sandalye, özel bir yeteneğin değil, iç ve dış sermaye gücünün devlet despotizmi ve dinsel gericiliğin gücüyle birleşerek, henüz siyasal bilince ulaşamamış emekçi kitlelerin beynini yıkayabilmesinin ürünüdür. Bu gücün panzehiri, işçi sınıfı, şehir ve köy emekçileri içinde aydınlatma ve örgütleme çalışmalarına sabırla devam etmek, hak mücadelesini sürdürmek, sokaklara ve alanlara çıkmak, kitlelerin önyargılarını mücadele içinde aşmalarına yardımcı olmaktır.

Halktan umudu kesmek, emekçi kitleleri siyasal bilince ulaşması imkânsız bir sürü olarak görmek, sosyalizmle ve devrimcilikle asla bağdaşmayan elitizme özgü bir yanılgıdır. Sonu, egemenlerin şu ya da bu kesiminin yanına savrulmaktır. Halka ulaşabilmek için egemen sınıfların kitleler içinde sistemli olarak körüklediği önyargılara ödün vermemizi, sosyalist öğretimizi ve devrimci hedeflerimizi sulandırarak sermayeye, devlete ve dine yaklaşmamızı önerenler ise, bilerek bilmeyerek, düzene teslimiyeti savunmuş oluyorlar.

Biz her iki tutumu da reddediyoruz. Sosyalizmin ve devrimciliğin felsefesi, amaçları ve siyasal programı haklı ve doğrudur; sosyalist ve devrimci felsefemizi, amaçlarımızı ve siyasal programımızı emekçi kitlelere mal etmek için daha ısrarlı, daha düzenli, daha uzun süreli çalışmaya devam edeceğiz.

Bu hedefimize varmanın zeminini zaten işbirlikçi egemenler kendi yaptıklarıyla yaratacaklar. Seçimlerden hemen sonra bütün çalışanlara, bütün ezilen ve sömürülen toplum kesimlerine ağır bir ekonomik saldırı dalgası gelecek. Büyük kapitalist şirketlerin kârlarını daha da arttırmak için emekçileri daha da yoksullaştıracak, işsizliği çoğaltacak, kitlelerin yaşam kalitesini düşürecek ekonomik önlemler paketinin eli kulağında. AKP'nin bütünüyle kapitalizme ve emperyalizme hizmet edecek şekilde uyarlanmış ortaçağ dinciliğini topluma dayatma girişimleri de yoğunlaşacak. AKP iktidarının Amerikan ve Avrupa emperyalizminin bölge halklarına karşı saldırısında vurucu güç olmayı kabullenen işbirlikçi yayılmacı dış politikası ise, ülkenin dış dengelerini olduğu kadar iç dengelerini de bozacak. AKP'nin sadece Türk ve Kürt halklarının değil, Arap ve Fars halklarının da düşmanı olduğu daha iyi anlaşılacak.

Seçimlerden sonra Türkiye'yi istikrar değil, istikrarsızlık bekliyor. İşçi sınıfının ve emekçilerin vahşice sömürülmesinden, özellikle gençliğin işsizliğe mahkûm edilmesinden kaynaklanan sosyal sorun da; Kürt halkının ayağa kalkması ve en temel demokratik haklarını her baskıya rağmen kitlesel ölçekte talep etmesiyle artık ötelenemeyecek boyutlara ulaşan ulusal sorun da; Türkiye'yi Batı emperyalizmine ve NATO'ya kul köle eden işbirlikçi oligarşinin ülke ve bölge halklarına karşı sömürgeci zincirin parçası olmasından kaynaklanan bağımsızlık sorunu da; hep birlikte, hükmünü icra edecek ve halk kitlelerini mücadeleye iten, sokaklara ve alanlara süren, onların kendi tecrübeleriyle siyasal bilince ulaşmasını kolaylaştıran bir ortam yaratacak.

Bu ortamı değerlendirebilmek, emekçi halk yararına köklü değişiklikler sonucu vermesini sağlamak ise sosyalist ve devrimci güçlerin bilincine, örgütlülük düzeyine ve stratejik taktik siyasal becerisine bağlı olacak. Bilincimizi, örgütlülüğümüzü, kitlelerle kaynaşabilme, dostlarımızla birleşebilme ve düşmanlarımızı tecrit etme yeteneğimizi arttırmak bizim elimizde.

Bütün sosyalist ve devrimci güçleri mücadele bekliyor. Yılgınlık yok, teslimiyet yok, vazgeçmek yok. Ülke, bölge ve dünya tarihi açısından canalıcı önemde büyük günler var önümüzde. Varsın egemenler, emekçi halk kitlelerini bir kez daha aldattık, düzeni sağladık, sermayenin istikrarını yerleştirdik diye bayram yapsınlar. Onlar burunlarının ucunu göremiyorlar. Kapitalist zorbaların karşısına çok daha geniş kitlelerin çıkacağı günler yaklaşıyor.

Kapitalist egemenlerle anlaşarak köklü sorunlara çözüm bulma yanılgısından, düzen içi çözüm hayallerinden kurtulmak, zihniyet dünyamızı liberal, milliyetçi ve dinci ayartmalardan arındırmak büyük önem taşıyor. Emekçi halklar açısından, Amerikan emperyalizmiyle, Avrupa emperyalizmiyle, AKP iktidarıyla, Fethullah Gülen hareketiyle, NATO'cu generallerle anlaşarak, onların suyuna giderek varılacak bir yer yok. CHP deneyimi de, Kürt ulusal hareketinin deneyimi de, İP ve SİP deneyimi de, HAS Parti deneyimi de bu konuda paha biçilmez dersler sunuyor. Mustafa Suphi'lerden İsmail Bilen'lere TKP geleneğiyle yetişen kadrolar, sosyalist öğretiye sahip çıkmak, devrime ve sosyalizme gönül vermiş herkese Marksizm Leninizmi benimsetmek için ellerinden geleni yapacaklar.


Bölgede durum

Dünya kapitalist sisteminin ABD önderliğindeki elebaşıları, Tunus ve Mısır halk devrimleriyle başlayan süreci engelleyebilmek, bu ülkelerde sarsılan egemenliklerini korumak, devrimlerin komşu ülkelere ve bütün Arap dünyasına yayılmasını durdurmak, kendi emekçi halklarına örnek olmasını önlemek için çok yönlü bir strateji izlediler.

Tunus ve Mısır'da sokakları ve alanları fetheden emekçi kitleleri siyasal iktidardan uzak tutmak, sömürülen ve ezilen halkın sosyal ve ekonomik devrim taleplerini bastırmak için bir yandan iktidardaki işbirlikçileri destekliyor, bir yandan devrimci gençliği pohpohlayarak, kadroları ayartarak, işçileri oyalayarak, köylüleri kandırarak, bütün halkı bezdirerek devrim ateşini söndürmeye çalışıyorlar.

Bahreyn, Ürdün, Yemen, Fas, Cezayir, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt gibi emperyalizm uşaklarının başta bulunduğu ülkelerde devrimci muhalefeti bastırmak ve etkisizleştirmek için sıkıyönetim, katliam, kitlesel tutuklama gibi baskı tedbirlerini ve muhalefeti devşirme, kontrollü ve sığ reformlara razı olma gibi siyasal rüşvet yöntemlerini kullanıyorlar.

Libya ve Suriye gibi emperyalizme tam teslim olmayan ülkelerde ise yönetimleri devirmeye, gerici isyanlar tezgâhlayarak başa emperyalizmin ajanlarını geçirmeye, bu ülkeleri din, mezhep ve aşiret temelinde parçalayarak bölmeye çalışıyorlar. Zengin petrol kaynağına sahip Libya'ya faşist sömürgeci bir savaş bile açtılar.

Filistin ve Lübnan'da siyonist sömürgeciliğin hesaplarına karşı direnen bütün güçleri hem şiddet, hem ayartma yoluyla etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Irak'ta Amerikan işgalini sürdürme, Amerikan askerlerinin geri çekilme takvimini erteleme hedefini güdüyorlar. Sudan'da İslamcı yönetim ile Güney'deki Hıristiyan halk arasındaki uzun süreli savaşı körükleyerek ülkenin her iki yarısının da emperyalizmin denetiminde kalacak şekilde bölünmesi hedefine ulaştılar.

Libya ve Suriye halkları ve yönetimleri şu ana kadar emperyalizme teslim olmayı reddettiler. Tunus ve Mısır halk devrimleri gibi, Libya ve Suriye halklarının emperyalist saldırıya karşı direnmesi de, dünya halklarına esin kaynağı oluyor ve emperyalizmin bunalımını derinleştiriyor.

AKP iktidarı, işbirlikçi oligarşinin diğer kanatlarının da onayıyla, bütün bölgede emperyalizmin uzantısı olarak hareket etmeyi seçti. NATO saflarında Libya'ya karşı savaştığı gibi, Libya ve Suriye'deki bütün gerici ve karşıdevrimci grupları bir araya getirme, onları eğitme ve koordinasyonlarını sağlama görevini üstlendi. Irak ve Afganistan'da olduğu gibi, Türkiye'yi Batılı emperyalistlerin Arap ve İslam halklarına karşı karakolu ve kiralık askeri durumuna düşürdü.

Bu gelişme, Türkiye'yi Ortadoğu'ya daha sıkı şekilde bağlıyor, bölgedeki siyasal ortamın doğrudan parçası durumuna sokuyor. Türkiye egemen sınıflarının bölgesel işbirlikçilik ve yayılmacılık politikası, Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki Kürt ulusal hareketinin enternasyonal karakteriyle birleşince, Ortadoğu halklarının özgürlük ve eşitlik temelinde emperyalizme ve işbirlikçi kapitalist egemenlere karşı birlikte mücadele etmesinin yolu açılıyor. Tabii, emperyalizmin bölge halklarını birbirine karşı kullanma politikasını reddetme, sömürgeciliğin böl ve yönet politikasına karşı direnme anlayışının bütün sosyalist, devrimci ve yurtsever güçler tarafından benimsenmesi şartıyla.


Dünyada durum

Dünya kapitalist sistemini sarsan büyük ekonomik bunalım, kapitalizmin koruyucusu ve kollayıcısı kapitalist devletlerin ekonomiye merkezî müdahalesiyle üçüncü ve dördüncü yılında yumuşatıldıysa da, yeniden şiddetlenmeye başlıyor. İrlanda, Yunanistan ve Portekiz'in iflas durumu devam ediyor. İspanya iflasın eşiğinde. İtalya, Fransa, İngiltere ve ABD, ciddi yavaşlama işaretleri veriyor.

Büyük finans sermayesinin, banka tekellerinin öncülüğünde sürdürülen neoliberal kapitalizm bütün tezleriyle iflas ettiği ve kapitalist ekonomiyi, hatta sistemin bütününü batmanın eşiğine getirdiği hâlde, devletlerin oluk oluk para akıtmasıyla kurtarılan bankalar, siyasal etkilerini kullanarak neoliberal modelin dışına çıkılmasını ve kapitalizmin sosyal devletçi modellerine geçilmesini önlediler. Dünya kapitalist sisteminin ana merkezleri, meşruiyetini yitirmiş vahşi bir sömürü ve talan düzenini sürdürmeye çalışıyor. Bunalımın yükünü işçi sınıflarının ve emekçi halkların sırtına acımasızca yıkan finans tekellerinin kârları katlanırken işsizlik ve yoksulluk dalga dalga yayılıyor.

Tabii bu durum işçi sınıflarının, emekçi tabakaların, geleceksizliğe mahkûm edilen gençliğin toplumsal ve siyasal tepkisini de doğurdu. Büyük tekellerin spekülasyonuyla fırlayan gıda fiyatlarının da etkisiyle derinleşen ekonomik krize dayanamayan Tunus ve Mısır emekçileri emperyalizmin uzantısı işbirlikçi oligarşilere karşı ayaklanarak bütün dünyada yeni bir devrimci yükseliş dönemini tetikledi.

Yunanistan son yıllarda işçi sınıflarının ve emekçi halkların grev ve gösterilerinde muazzam bir artışın yaşandığı ülke oldu. Bir günlük, iki günlük, dört günlük genel grevler haftalara uzayarak büyük bir toplumsal patlamaya dönüşüyor. İspanya'da meydanlar dört hafta süren oturma eylemlerine, Tahrir meydanını örnek alan protestolara tanık oldu. İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Hindistan, Kuzey Kıbrıs, İtalya grev ve protestolara katılanların sayısındaki artışla dikkat çekiyor. Almanya ve İtalya'da nükleer enerjiye karşı çevreci tepkiler somut sonuçlar vermeye başladı. ABD'de işçi sınıfı ve kamu emekçileri daha hareketli. Latin Amerika'da ılımlı sola yöneliş eğilimi sürüyor.

Neoliberal modelden ayrılmayan dünya kapitalizminin efendileri, bunalımdan çıkışın geleneksel emperyalist seçeneğine başvurmakta gecikmediler. Savaş yolunu seçtiler. Silahlanmayı körükleyerek, saldırdıkları zengin ülkelerin doğal kaynaklarına el koyarak tekellerin kârını arttırma ve ekonomiyi canlandırma, kendi emekçilerinin kapitalizme yönelik tepkilerini şovenizmi ve militarizmi körükleyerek saptırma çözümünü benimsediler.

Kapitalizm ve emperyalizm bu politikalarla, bütün dünyayı yeni bir devrimler ve emperyalist savaşlar dönemine taşıdı. Devrimci isyanlar ve ayaklanmalar, karşıdevrimci isyanlar, darbeler ve ayaklanmalar, emperyalist savaşlar ve işgaller, emperyalist savaş ve işgallere karşı ulusal halk direnişleri, ulusal kurtuluş savaşları, sosyalist devrimler artık pratik meseleler olarak gündemin en ön sıralarında yer alıyor.

Bu koşullarda Amerikan emperyalizmiyle Avrupa Birliği emperyalistlerinin işbirliği ve koordinasyonunda büyük bir yoğunlaşma görünüyor. Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi büyük ülkeler de Libya'nın boğazlanması örneğinde olduğu gibi, ABD Avrupa ittifakının, bu ittifakın vurucu gücü NATO'nun paralelinde hareket ediyor. Dünya kapitalist sistemine yön veren büyük devletlerin karşıdevrimci ittifakına karşı bütün dünyada işçi sınıfı hareketi ile ezilen halklar hareketinin dayanışma içine girmesi, sosyalist güçler ile ulusal kurtuluşu amaçlayan bağımsızlıkçı güçlerin birlikte hareket edebilmesi büyük önem taşıyor.


***

Türkiye, bölge ve dünya yeni bir döneme girdi. Zihniyetimizi, programımızı, çalışma tarzımızı bu yeni döneme göre uyarlamamız gerekiyor. Kapitalist gericiliğin ve karşıdevrimlerin egemen olduğu, ezilen ve sömürülen kitlelerin toplu mücadeleden uzaklaştırıldığı, bireylerin “her koyun kendi bacağından asılır” aldatmacasına kurban edildiği dönem sona erdi. Gericilik ve karşıdevrimler döneminde sosyalizmin ve devrimlerin aydınlanmasından uzak tutulan kitlelere yönelecek, onların sınıf mücadelesinin pratiği içinde siyasal bilince kavuşmasına sabırla yardımcı olacağız. Gelgitli, çalkantılı, zorlu bir dönemde işçi sınıfının, emekçi kitlelerin, ezilen halkların kapitalizmi ve emperyalizmi aşma gücüne kavuşması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kapitalizme karşı savaş, halklar için barış
 CHP Kongresi
 AKP’nin Siyasal Felsefesi
 Tarih ‘meşhurların tarihi’ değildir
 AFRICOM: Washington’un Yeni Emperyalist Silahı
 Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi Asistan Forumu Sonuç Bildirgesi
 Büyük Alevi Kurultayı Sonuç Bildirgesi
 Basın Açıklaması: SİP’in Çirkin Saldırısını Püskürteceğiz
 SİP Üzerine Cemal Toprak'la Söyleşi II
 SİP Genel Başkanlığı'na Açık Mektup: TARİH SİZİ AFFETMEYECEK!
 Bir Belge: Kemal Okuyan'la Söyleşi
 Onbeşler’i Andık
 1 Mayıs 2010: İşçi sınıfı Taksim’de
 Kürt kardeşlerimize dokunamazsınız
 Tekel Direnişinin Berlin Örgütlenmesi

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS